POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 281: Direnme

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 231
Tarih : 08 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm


“Elit On’u koruyun!”

“Düşmanları geri püskürtün!”

Ork Stepleri Ordusu, önderleri olarak gördükleri on orkun çevresinde toplanıyordu, göğüs göğse savaşı bırakmış ordunun tek hedefi buydu artık.

Aynı anda inen iki etki bu kararı aldırmıştı, kendi hayatlarını hiçe sayarak soylarının gelişiminde ateşleyici görevi görecek kişileri korumaya çalışıyorlardı.

“Şu sefillere bakar mısın? Daha kendilerini korumayı başaramıyorken, nelerin peşine düşmüşler?”

Severo gidişattan en çok keyif alan kişiydi, yüzünden kalkan sert ifadeye eşlik eden kahkahaları Dört Medeniyet Ordusu karargâhını çınlatmaktaydı.

“Ben olaya hiç öyle bakmazdım!”

Bu söz düşman saflarından gelseydi anlayabilirdi uzun saçlı adam, ancak hemen yanındaki yüksek mimar konuşunca kendini tutamadı.

“Ne demek istiyorsun!”

“Şöyle anlatayım, birileri senin üzerindeyse ne yaparsın? Ya onları geçmek için çok çalışır, ya da onların düşmesini beklersin değil mi?”

Fikirleri üstü kapalı özetleyen Hank etrafındaki savaşçıların moralleri düşmesin diye devam etmeyecekti ancak tüm komutanlar ne demek istediğini anlamıştı.

Ork savaşçıları, zor durumda olan Elit On’ un düşmesini istemedikleri için adeta etten kalkan oluşturmaya çalışmaktaydı. Bu, kendi içlerinde bitmeyen entrikalarla cebelleşen diğerlerinin kolayca anlayamayacağı bir durumdu.

Genelde insan böyle bir hale geldiğinde ilk vereceği tepki korku olurdu ve komutanından en düşük savaşçısına kadar tüm Dört Medeniyet Ordusu bunu hissediyordu.

“Çekilin önümden pis yaratıklar!”

“Çabuk olmalıyız aşkım, kaçmadan yakalamamız lazım beş numarayı!”

Altın Chakramlara sahip ork savaşçısı gücü düştüğünden beri geri çekiliyordu, başından beri kendisinin doğal düşmanı olan iki kişiyle uğraşmasına rağmen son olaylar dengeyi onarılmayacak şekilde bozmuştu.

Neyse ki soydaşları kısa sürede yardımına gelmişti lakin bu onlar için hiç de güzel sonuçlar doğurmuyordu.

“Dayanın!”

Birbirlerine verebilecekleri en iyi nasihat buydu, lafı eden son ork bedeninde paylayan rüzgâr saldırısı sonucu parçalansa da, bir sonraki korkmadan aynı sözü söyleyebiliyordu.

Kara Zambak savaşçıları rüzgâr temelli saldırılarda uzmanlaşmışlardı, Chakramları rahatlıkla savuşturabilecekleri için daha yüksek seviyedekilerle savaşacak güce sahip olmalarına rağmen Beş Numarayı seçmişlerdi.

Atak yapmaktan geri durmuyordu Elit On’ un savaşçısı fakat ne çare, kendisinin gücü azalırken düşmanın artmış, bu durum onu sadece savunma yapmaya mahkûm etmişti.

En büyük kıyım ise grup savaşının verildiği yerde yaşanıyordu, Özel Birlik üyesi altı savaşçı soydaşlarını korumak adına araya giren orkları çim biçer gibi biçmekteydi.

Dokuz numaranın güç hayvanı olan büyük kara kaplumbağasının kabuğunda derin izler oluşmaya başlarken, kırlangıçlarının üzerine basarak sürekli yer değiştiren on numara durmadan oklarını ateşliyordu.

Gökyüzündeki kuşlar Ork Üçlemesi tekniğini uygulayan orkun güç hayvanlarıydı, bu şekilde karada yapabildiklerinin hepsini havada da devam edebilen on numara, deyim yerindeyse çırpınmaktaydı.

Üçlüden metal kırbaçlarıyla hala direnmeye çalışan kişinin güç hayvanı da savaşa katılmıştı, belki de düşmanı en çok zorlayanda yerin altından ilerleyerek en olmadık yerde saldıran bu metal köstebekti.

Orkların üzerine ölüm saçan ekibin sürekli tedirgin ve tetikte hissetmesini sağlayarak, fiziki olamasa da mental olarak yoruyordu onları.

Diğer grup çatışmasında da farklı bir şey yaşanmıyordu, gücü ile beraber hızı da düşen sekiz numara bunu telafi etmek adına güç hayvanına bel bağlayacaktı.

Sırtına yattığı kendi kadar büyük olan farenin çevikliğini kullanarak, Özel Birlik’le beraber saldırıya geçen diğer savaşçıların arasında dolaşarak elinden geleni yapmaya çalışıyordu.

Başından beri omuz omuza savaştığı mızrak dehası ork ise herkesin hedefindeydi, hızından dolayı sekiz numaraya ulaşamayan dört Özel Birlik üyesi tüm dikkatlerini onun üzerinde yoğunlaştırmıştı.

“Kahretsin, neden bu herif hiç zayıflamadı!”

Makineler İmparatorluğu vatandaşı olan genç mimar hınçla sövecekti, güçlerini arttıran bir kutsama almalarına rağmen hala mızrağı gibi dimdik duran adamı bükememişlerdi.

“Yüklenin, elbet zayıf düşecek!”

Mantığa aykırı bu durum karşısında ekipteki diğer iki mimar çok umutluydu, rasyonel bakış açısına göre yaşanan anormalliğin uzun sürmesi mümkün değildi.

Ellerindeki veriye göre çıkarım yapan bilim insanları yanılıyordular, bilmedikleri ve durumu bu hale getiren koşulu atlıyorlardı.

Elindeki silahını binlerce savaşçının içinde durmaksızın sallayan ork savaşçısının sırrından yoksundular, etrafları o kadar kalabalıktı ki, an ve an kuruyarak ölen savaşçıların akıbetini görmeleri mümkün değildi.

Evet, bulundukları alanda kendi ordularına mensup kişiler nedeni bilinmeyen bir şekilde bedenlerindeki tüm canlılık çekilmişçesine yitip gitmekteydi. Onları fark edemeyenlerin, bu işin sorumlusunu görmesi de mümkün değildi.

El büyüklüğündeki sülük, son avından sonra usulca geri dönerek sekiz numaranın zırhından içeri girecekti. Kurbanından çaldığı yaşam gücünü her saniye daha da yorgun düşen sahibine veriyordu, işte Elit On savaşçısının zayıflatma etkisine rağmen dayanabilmesinin sırrı buydu.

Oysa ki ne kadar da utanmıştı kendisinden Güç Hayvanını ilk gördüğü zaman, soyunun seçilmiş savaşçısıyken el kadar bir sülüğün onu temsil etmesi günlerce uyuyamamasını sağlamıştı.

Beraber savaştıkça fikri değişse de o günleri hiç unutmadı sekiz numara, bir daha kendisinden şüphe duymayacağı ve kendisinden olanlardan utanmayacağına dair ettiği yemin hala kulaklarında çınlıyordu.

Aslında Dört Medeniyet Ordusu için en büyük hayal kırıklığı kendisi değildi. Işığın Toprakları müritlerinin hedef olarak seçtiği bir numara, en ufak zayıflık belirtisi göstermeden ilk andaki sakinliğiyle yerinden bir adım dahi oynamadan durmaktaydı.

“Büyü ve yok et, on bin tutsak!”

Düşmanları ne zaman üstünlüğü ele alsa toteminin içinden başka bir vahşi yaratık ruh dalgası çıkarıyordu ork savaşçısı, uzaktan yapılan saldırıları engelleyen kalkanı bile zorlanma emareleri göstermiyordu.

Savaş alanına inen iki tekniğin ardından Elit On bir şekilde varlığını sürdürse de, kalan ork savaşçıları dünya üzerinde cehennemi yaşamakla meşguldüler.

Yüz yirmi bin kişilik Elit Birlik aldıkları destekle beraber farklarını ortaya koymaya başlamışlardı, bir hat olarak tutmak istenen cephe çoktan yarılmış, soydaşlarını korumak için belli bir noktaya toplanan orklar kıyım için açık hedef olmuşlardı.

“Bu işin gidişatı hiç iyi değil!”

Henüz on dakika dahi geçmeden dramatik değişimler yaşayan savaş alanına bakan Ölümün Rüzgârı,emri ile buraya gelen savaşçıların akıbeti adına endişeleniyordu.

“Usta, savaşa katılmak için iznini istiyorum!”

Kitapkurdu’ da tepkisiz kalamayacaktı, bir adım gerisinde duran oğluyla beraber Nafız’ın vereceği kararı beklerken yaşadığı tedirginlik, dalga dalga yayılıyordu üstünden.

“Senin erkenden harekete geçmeni istemiyorum ancak!”

Nafız sözlerini tamamlamamıştı ki Ork Stepleri Ordusu’nun içindeki bazı özel kişiler bir şey hissedecekti, sadece kan bağı olanların yaşadığı bu değişimi dişi ork da algılayabilmişti.

“Harekete geçmeye mi karar verdi?”

Savaş meydanında geniş enli büyük kılıcıyla savaşçılarına önderlik eden Çekiçdöven, Ork Stepleri’nin ortasındaki çadırında gözlerinden yaşlı kanlar akmaya başlayan Han’ın sınırlarını zorlamaya başladığını hissetmişti.

Onunla beraber tüm ailesi ve bebekliğinde üzerinde bir teknik uygulayan Nafız’ da durumdan haberdardı, tam hâkim olmadığı topraklar üzerinde yeteneğini bu denli büyük çapta kullanmanın bedelinin ne olacağını ise kimse bilmiyordu.

Başka bir seçeneğin kalmadığı anlarda herkes neler olacağını beklemeye koyulmuştu, an ve an yoğunlaşan etkisi yerleşkenin yüz metre sınırını aşmak için hareketlendiğinde, tüm nefesler tutulmuştu.

Han’ın deneyeceği çılgınlığa o kadar odaklanmışlardı ki, içlerinden birinin neredeyse savaş alanına adım atmak üzere olduğunun farkında değillerdi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kendine itibarı olana başkası da itibar eder.

Oktay Sinanoğlu

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)