POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 283: Geçmişe Dayanan Kin

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 402
Tarih : 12 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Aşkım beni bırakma! Lütfen, olamaz!”

“Ölemezsin!”

Boğazında temiz bir kesikle beraber kucağında yatan sevgilisinin başını okşayan Kara Zambak savaşçısının gözlerinden akan tomurcuk yaşlar, yere düşen kanlara karışıyordu.

Klan liderinin beraberliklerine izin vermesi için gönüllü geldikleri savaş alanında, canından çok sevdiği biri kollarından ölürken yapabildiği tek şey ağlamaktı. İçinden bunu onlara yapanı parçalarına ayırmak gelse de, bedeni bu isteğe cevap vermiyordu, son gücüyle oynattığı eli dışında sadece ağzı ve gözünü hareket ettirebilmekteydi.

Kendisi için en iyi sonun ölüm olduğunu bildiği anlarda arzusunu gerçekleştirecek kişide adım adım yaklaşmaktaydı, açık olan gözünü de kapatarak son nefesini vermiş olan sevgilisine yetişmek istiyordu.

Ne yazık ki Beş numara onunla aynı fikirde değildi, zaten vücuduna girmiş zehir nedeniyle eninde sonunda ölecek olan kadını son anına kadar ıstırabın pençesinde kavrulmaya mahkûm etmişti.

“Öldür beni seni korkak, öldürsene hadi!”

Kurtuluşu an ve an uzaklaşırken, beyhude birkaç söz daha edip sonra derin bir sessizliğe bürünmüştü Kara Zambak Savaşçısı, savaş alanında hayatını kaybedenlerin arasına katılacağı zamanı beklemekten başka çaresi yoktu.

Alyon sahneye çıktığından beri orklar yeniden momentumu ellerine alarak hızlanmıştı, düşmanları elde ettikleri kutsamayı kaybedince, sayısal ve yeteneksel üstünlüklerini konuşturmaya başlamışlardı.

Kitlesel bir üstünlük kurulmuş olsa da, içlerinden bazıları gerçekten bambaşka düzeye çıkmışlardı bu değişim ile beraber, tuhaf güç hayvanı sayesinde ezilmeden mücadele etmeyi sürdüren altı numara belki de bu kişilerin başını çekiyordu.

Dört düşmana tek başına direnmeyi bırakmış, iki tanesini çoktan ölen soydaşlarına kurban etmişti. Sağ olan ikilinin de zamanı sayılı görünüyordu, onlar gittikçe zayıflarken gücünü koruyan ork savaşçısı on adım çapındaki alana kim girerse girsin saniyeler içinde parçalarına ayırıyordu.

“Deli misin sen?”

Verilen görevi başarmaya kendisini adamış bir şekilde ölen iki genç mimarın arkadaşı olan diğer Makineler İmparatorluğu vatandaşı, adımını bu ölüm alanına atıyordu ki bir el sıkıcı yakasından kavrayarak onu geriye savuracaktı.

Dörtlü içindeki tek paralı asker onu ölümün soğuk pençelerinden saniye farkla kurtarmıştı ama genç mimarın suratında çok keyifsiz bir ifade vardı.

“Savaş kaybedilir, hayat değil!”

Beraber savaştığı kişinin kendini öldüreceğine emin olan paralı asker ana karargâha doğru koşmaya başlarken mimarı da yanında sürüklemeye karar vermişti, savaş deneyimi ve içgüdüleri burada işlerinin bittiğini söylemiyor, adeta haykırıyordu.

“Bu kadarı yeter!”

Kısa sürede birden fazla değişim yaşayan savaş alanı ile Severo’nun ruh hali neredeyse birbirinin aynısıydı, silahını çıkararak mücadeleye aktif olarak dâhil olmaya karar vermesinin nedeni de belki de buydu.

Bir metreden fazla boya sahip, ayın ilk hali gibi bir kavisse sahip olan kılıçtan kopan devasa gri ruh enerjisi, sadece olduğu yerde durarak kaotik savaş meydanındaki tüm seyri değiştiren Alyon’a doğru uçmaktaydı.

Dost düşman ayırt etmeden yoluna çıkan herkesi biçen keskin atak neredeyse hedefine varmak üzereydi, kır saçlı ork da silahını eline alıp kendisini hedef alan saldırıyı karşılamaya hazırlanmıştı ki, zayıf bir gölge aniden önünde beliriverecekti.

“Azad eden melodi!”

Elinde, üzerinde delikler olan bir kamış ile devasa saldırının önüne atlayan Alyon’ un torunundan başkası değildi, gözüne kestirdiği adamın harekete geçmesiyle beraber o da gölgelerden çıkmaya karar vermişti.

Dudaklarına götürdüğü silahına nefesini üflediğinde, tuhaf bir melodi havaya karışarak üstlerine doğru gelen ruh saldırısına doğru ilerledi, çıkan sesler gözle görülebiliyordu, binlerce çığlık atan insanın görüntüsündeki saldırıya doğru ilerlerken bir aşağı bir yukarı hareket ediyorlardı.

İki teknik arasında görüntü olarak büyük orantısızlık göze çarpıyordu, Severo’nun atağı gök taşıysa Kitapkurdu’nun oğlu ona yumruk büyüklüğündeki taşla karşılık vermeye çalışıyor gibiydi.

Bunu gören Alyon bir eliyle arkasına doğru çektiği torununu korumaya alırken, büyük baltayı tutan diğer eliyle de Kara Zambak Klanı’nın iki numarasının ruh saldırısına doğru hareketlendi.

Druid yerleşkesinde konuşlanan Ork Stepleri Ordusu karargâhında da nefesler tutulmuştu, Ölümün Rüzgârı da dâhil tüm savaşçılar tedirginlik içinde beklerken, tek bir kişi hiç olmadığı kadar sakindi.

Nafız yanı başındaki öğrencisinin bu haline şaşırsa da, onun tabiatını çok iyi bildiğinden yarı orkun şapkasından nasıl bir sürpriz çıkaracağını merak ediyordu. Çok beklemesi de gerekmeyecekti, henüz birkaç adım atmış olan kır saçlı ork durup hayretle arkasındaki torununa bakmak için döndüğünde, herkes neler olduğunu görmüştü.

Binlerce acı çeken ruhun oluşturduğu devasa enerji yığınına saplanan melodiler, izleyenlerin gözü önünde suya düşen kar tanesi misali eritmişti Severo’nun saldırısını.

Temas ettiği her ruh kopup gökyüzüne doğru savruluyordu, ardında kanla yıkanmış bir yol bırakarak önüne kadar gelmiş felaketi, sadece el kadar bir aletle engelliyordu Alyon’ un torunu.

“Bu kıtada neler oluyor, yeter artık çıldıracağım!”

Dört Medeniyet Ordusu Ana Karargâhında dudaklar mühürlenmişken, ilk tepki beklenenin aksine tarihin en genç mimarı unvanını taşıyan Hank’dan gelecekti.

Severo dilini yutmuşçasına sessizdi, yaptığı atağın durdurulamaz olmadığını bilse de bu şekilde bir hamle karşısında dağılıp gideceğini tahmin dahi edemezdi.

“Kara Zambak Klanı’nın kancığı, cesaretin varsa Parthenia Hanesi ve Yüce Ork Lordu Alyon’ un soyundan gelen ben, seni burada bekliyorum!”

Gırtlak gırtlağa mücadelenin olduğu yerler dışındaki tüm savaşçıların dikkatini çeken ruh saldırısını def etmeyi başaran tuhaf orkun çağrısı, kulaklarda çınlıyordu.

Cehennem Diyarından bir klanın varisine kancık diye hitap edebilecek kadar cesur orkun kendisi pek büyük değildi ancak şu an gölgesi sanki tüm savaş alanını kaplamıştı.

“Kitapkurdu, ne diyor bu deli oğlan?”

Nafız keyifle gülümsüyordu; yeni nesil orklardan biri olan veledin özgüveni, senelerdir süren zorlu mücadelenin boşuna olmadığının en büyük kanıtı olarak karşısında duruyordu.

“Usta, kuzeni kadar olmasa da Eftelya ve benim çocuğumuzda biraz özeldir. Yeteneğini ilk defa diğerlerinin önünde gösterdiği için biraz heyecan yapıyor, babasının ve özellikle annesinin soyunun intikamını almaya yemin ettiğinden ben hiç şaşırmadım!”

Sınırlı sayıdaki kişi bilse de yarı orkun Kara Zambak Klanı ile münasebeti çok derine, annesinin doğmak için rahme düştüğü âna kadar gidiyordu.

Anneannesinin ölümüne, annesinin senelerce ıstırap içinde sakat yaşamasına neden olan kişi, Kara Zambak Klanı’nın bir üyesi olan eski Parthenia Şehir Lordu Astute’den başkası değildi.

Bunlar yetmezmiş gibi, Ork Stepleri üzerinde gerçekleşen Büyük Savaş’ta babasının soyunun karşısında yine aynı klandan bir büyük vardı, ne tarafa dönerse dönsün aynı ismi duyan genç orkun Severo’ ya meydan okuması çok doğaldı.

“Torunum?”

Kır saçlı ork, ölüm kalım mücadelelerinin bir saldırıyı savuşturmaktan fazlası olduğunu çok iyi bildiğinden, sorgular ses tonuyla henüz yeni tanıştığı torununa seslenmişti.

“Kendime güvenim tam, ne olursa olsun düşmanım bugün ellerimde can verecek!”

“Maden öyle!”

Alyon için sözlerin hiçbir önemi yoktu, onu asıl ikna eden yarı orkun gözlerinin içinde parlayan kararlılığın izleriydi.

“Torunum sana sesleniyor karı kılıklı, adamsan öne çıkar savaşırsın. Yok, eğer ben korktum diyorsan, gelip kafanı kesene kadar olduğun yerde bekleyebilirsin!”

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Bu kadar zamandır erlik davasın eder, merdi meydanım dersin. Şimdiye değin kaç keredir ki üzerine geliyorum ve mülküne dilediğim gibi tasarruf ediyorum. Ne sende, ne karındaşında nam ve nişan yok. Size saltanat ve erlik davası haramdır. Askerlerinden, belki avradından da utanmaz mısın ki, belki avratta gayret var sende yoktur. Er isen meydana gelesin. Hak Teâla Hazretlerinin takdiri ne ise o olur. Senin ile saltanatı Beç (Viyana) kapılarında görüşelim. Reaya fukarası dahi asude olsun. Yoksa meydanı aslanlardan boş buldukça tilki gibi fırsatla avlanmayı erlik sayma. Bu kere meydana gelmezsen kadınlar gibi yün ve çıkrık alıp padişahlık tacını almaya kalkmayasın. Erlik adını diline getirmeyesin.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Alman İmparatoru Şarlken’e Mektubundan

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

18 puan
Generali7 ay önce
Üye
Eline saglik Yalniz Kanunî, imparator şarlken e ne gecirmis yav :D

96 puan
Sanseiu7 ay önce
Yazar
@Generali, Adam surlardan çıkmayınca vermiş veriştirmiş :D