POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 284: Komutanlar Sahneye Çıkar

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 181
Tarih : 15 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

İki orkun çıkışları havaya karışarak dalga dalga ilerliyordu, özellikle son sözlerin sahibi olan kır saçlı savaşçısının sesini duymayan kimse kalmamıştı.

Doğduğu andan itibaren en iyi bakıma, büyürken herkesten ayrıcalıklı bir muameleye maruz kalan Severo, ardı ardına gelen aşağılanmalara nasıl dayanabilirdi?

Savaş alanında sadece klanının savaşçıları yoktu, Cehennem Diyarı üzerinden gelmiş olanlar haricinde, geri kalan üç medeniyetin sakinleri de edilen hakaretleri işitmişti.

Ok gibi yerinden fırladı Kara Zambakların İki Numarası, buna karşın tuhaf görünümlü ork da ona doğru ilerliyordu.

“Sen bittin, ruhunu alıp binlerce yıl işkence yapacağım! Tüm aileni gözünün önünde öldüreceğim, bitsin diye yalvaracaksın bana!”

Gözünü kan bürüyen Severo, yüreğinden taşan öfke ve nefretini dile getirirken hiç çekinmiyordu, şahsi olarak indiği savaş alanını karıştırmak adına da elindeki kozları da harcamaya karar vermişti.

“Ruh Formasyonunu aktif edin!”

Gri cüppeleri içinde bekleyen yirmi Kara Zambak üyesi emri aldıkları gibi, bir çember oluşturarak ortalarına açtıkları büyük parşömene kanlarını damlatacaklardı. Bağdaş kurup büyülü sözleri söylerken, bedenlerini terk eden kanları yavaşça iç içe geçen desenleri oluşturmaya başlamıştı bile.

Astları işe koyulduğunda Severo’ da düşmanı ile yüz yüze geliyordu, gri ruh enerjisiyle kaplanmış kılıcını sertçe savurarak ilk hareketini yapmıştı.

Buna karşılık olarak yarı ork, elinde beliren iki hançeriyle kılıcı yörüngesinden saptırarak atağı savuşturup, bir sonraki an Severo’nun gırtlağına doğru hamlede bulunacaktı.

Uzun mesafeli saldırıyı engellemek için üflendiğinde tuhaf sesler çıkaran küçük aleti kullanan Alyon’ un torunu, iş yakın temasa gelince kül rengi iki hançeri eline geçirmişti.

İlginç bir şekilde ruh enerjisi ile kaplı kılıç ve orkun elindeki hançerler tam olarak aynı renktiler, üzerindeki desenleri görmeyen biri iki silahında aynı ustanın elinden çıktığını sanabilirdi.

Darbelerini değiş tokuş eden ikiliyi izleyen diğer Dört Medeniyet Ordusu komutanları da, vaktin geldiğini anlayacaklardı. Hiç istemiyor olsalar dahi savaşa katılmaktan başka çareleri kalmamıştı.

Maria de León, ezeli düşmanı oldukları medeniyetin komutanın tamamlayamadığı işi bitirmek adına, kır saçlı orkun yönünde harekete geçecekti. Güzel kadın hızla ilerlerken, etrafındaki savaşa aldırış etmeden dümdüz yol alıyordu.

Yalnız bir şeyden habersizdi Işığın Toprakları adına buraya gelen güzellik, Druid Yerleşkesinin içinden biri de onunla aynı yere geliyordu.

Cazibe merkezine dönen Alyon’ un yamacında ikili birbirlerine girdiğinde, altın ışıklar mor bulutlarla sarılıp göğe kadar yükselecekti.

“İki efsane orktan birinin öğrencisi, diğerinin ise oğlu olan Karsak Şehir Lordu Kitapkurdu, en sonunda tanışma şansına erişebildim sizinle!”

Üzeri yumruk büyüklüğünde sihirli taşlarla bezeli asasını arkasına çekerek konuşan kadın, kiminle karşı karşıya olduğunu bildiğini belli edercesine hareket ediyordu.

“Altın Tacın Kutsal Bakiresi Maria de León, o şeref asıl bu sefil orka aittir!”

Rakibi gibi Kitapkurdu’ da dersini çalışıp gelmişti, ilk ödül zindanından aldığı yetenek sayesinde seneler içinde dünyanın kalanı hakkında epey bilgiye sahip olmuştu.

“Göz kamaştırıcı ışığınızın burada sönecek olması, ne kadar da acı!”

Bol cübbesinin kol yenlerinden çıkan mor dumanları kamçı misali savuran ork savaşçısı, her zamanki gibi alçakgönüllü sözlerle rakibinin moralini bozmaya çalışıyordu.

“Söylentilerden daha da kibarmışsınız ancak soyunuzun tükenip orkların eskisi gibi barbar yaratıklar olarak kalacak olması çok üzücü!”

Önünde beliren ışık kalkanıyla kendisini koruyan güzel kadın hiç de altta kalacak gibi durmuyordu, savaşın şiddeti nedeniyle boşalan çevrelerine aldırmadan birbirlerini yoklamaya başlamışlardı.

“Dragan sanırım sıra sende, son çare olarak gizli kozumu kullanmak zorunda kalmam umarım!”

Tarihin en genç mimarı, kişisel savaş gücü olarak en zayıf komutandı lakin iş yıkıma geldiğinde kimse onu küçümseme cüretini gösteremezdi.

Dört Ordunun Başkomutanı olarak, gerçekten savaşması gereken bir anın geleceğini düşünmeyen paralı asker şaşkınlıkla son durumu izlerken, Hank’ın söylediklerini kulak ardı ediyordu.

Tamam, sözleri önemsemeyebilirdi zira öne atacağı kendi hayatıydı, peki gördükleri karşısında ne yapabilirdi ki?

Alyon sayesinde dengelenen hatta birazda baskılanan birlikleri hızla eriyor, ork savaşçılarının amansız akınları karargâhının kapısını sertçe çalıyordu.

“Bu işi hızlıca halletmeliyim, yardımı dokunacak bir eşyanız varsa şimdi verseniz çok iyi olacak!”

Ne yaparsa yapsın kaçamayacağı sona yolculuk etmeden önce bir yemlemede bulunuyordu Dragan, yüksek mimarın çıkınında ona göre bir şeylerin olması yüksek ihtimaldi.

“Bende ne zaman soracaksınız diye düşünüyordum, bu cihaz medeniyetimin son icatlarından biridir!”

Başkomutan kendisine uzatılan siyah metal plakayı aldığında, aklındaki soru işaretleri adeta suratının ortaya yerinde yanıp sönmekteydi.

“Son teknoloji savaş zırhı Kara Delik, gerçek savaşta kullanan ilk kişi olacağınız için çok şanslı sayılırsınız!”

Açıklamanın ardından çılgınca titreşmeye başlayan cihaz, bulunduğu koldan başlayarak Dragan’ın bedenini saniyeler içinde kaplayacaktı.

Tüm vücudu bu değişik alaşımla kaplandığında dahi rahat değildi komutan, özellikle ilk defa onun aktüel bir mücadelede kullanacak olması iyice işkillendirmişti Dragan’ı.

“Buraya bak!”

Hank doğal olarak orta yaşlı adamın tedirginliğini sezmişti, elindeki alev saçan mekanik aletle ateş etmeden önce dikkatini çekmek istiyordu.

Ne olduğunu anlayamayan komutan bedeninin üzerinde dans eden alevlere baka kalacaktı, kavrulması gereken durumda gayet rahat hissetmesi karşısında tepki dahi verememişti.

“Gökyüzünü gözlemleyen mühendislerimiz, bu ekipmanı yaparken çok ilginç bir oluşumdan ilham aldılar. Kara Delik adını verdiğimiz, etrafındaki her şeyi yutabilecek kapasitedeki gök cisimleriydi bunlar!”

“Tabi ki üzerinizdeki zırhın böyle görkemli bir özelliği yok ancak gördüğünüz üzere size her türlü saldırı karşısında büyük çapta koruma sağlayacaktır!”

Yüzünü kaplayan siyah alaşım nedeniyle görülemeyecek olsa da, dudaklarının bitimi kulaklarına kadar varmıştı Hank’ın. Hayatı boyunca kazandığı tecrübe ve ekipmanlarda eklenince, canı için pek endişe etmesi gerekmeyecek gibi duruyordu.

O da diğer arkadaşları gibi Alyon’u hedef alacaktı, Dört Medeniyet Ordusunun gözünde kır saçlı ork, yok edilmesi gereken öncelikli hedef olarak belirlenmişti.

“Ne babanız varmış be, git de şuna musallat olan kara marsığı hallet!”

Nafız, gitgide ısınan atmosferin etkisiyle hafiften gerilse de, çevresine bunu yansıtmamak adına konuşmalarındaki küçümseyici üslubu bozmuyordu. Dragan’ı işaret ederek harekete geçmesini istediği kişi ise Alyon’ un kanını taşıyan bir diğer isim, Ölümün Rüzgârı idi.

“Sana verdiğim teknikte ne kadar ilerledin?”

En az babası kadar iri olan kızı yanından hızla geçtiğinde, Nafız onun son durumunu merak edecekti ancak alacağı cevap pek de beklediği gibi değildi.

“Neden kendi gözlerinle görmüyorsun?”

Yaşadıkları ne kadar örselese de, hayat burnunu duvara sıkıca sürtse de, Ölümün Rüzgârı en nihayetinde halâ o kibirli ork kadınıydı.

“Öyle olsun, umarım beni hayal kırıklığına uğratmazsın!”

Kısa saçlarıyla Ana Druid Yerleşkesi içerisindeki diğerlerinden hemen ayrılan Nafız konuşmasını bitirdiğinde, iri besili cüssesine rağmen aşırı hızlı olan dişi ork, çoktan babasının yanı başına kadar gelmişti.

“Ne kadar çok sinek var burada böyle, hepinizi tek tek öldürmem gerekecek!”

Cehennem Diyarı ve Işığın Toprakları adına cepheye gelen komutanlarının aksine Dragan, kendisi için gelen düşmanı gördükten sonra hızını azaltıp, güvenli bir mesafede beklemeyi uygun görmüştü.

Mensup olduğu medeniyetin tüm özelliklerini sonuna kadar üzerinde taşıyordu, kendi boyu kadar çekiçle karşısına dikilen dişi orkun sözlerine kızmak bir yere, sadece yapacağı ilk hamlenin planı vardı kafasında.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Birbirinden uzak kalmak, birlikte olmanın yalnızca başka bir çeşididir.

Jean-Paul Sartre

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)