POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 287: Tarihin En Genç Yüksek Mimarı

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 238
Tarih : 22 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Efendim!”

Dört Medeniyet Ordusu saflarında, cephe gerisinde kalan tek komutan olan Hank’ın bir adım arkasında bekleyen öğrenci kalabalığı hep bir ağızdan bağırmıştı.

Gözlerinin gördüğünü beyinleri idrak edemiyordu, düştükleri çıkmazdan sıyrılıp gerçeğe dönmek için öğretmenlerinden yardım istiyordu genç mimarlar.

“İmkânsız, bir daha ateşleyin!”

Tarihin en genç mimarının emrinin ardından, gökyüzü bir kez daha on iki bin patlayıcı topun oluşturduğu bulutla kaplanmıştı. Hedef değişmemişti, son anda düşmanın destek kuvvetinin üstünü kaplayan, üç katmanlı kalkandı yıkmak istedikleri.

“Sadece bu kadarcık güçle mi?”

İlk patlamada tüm gözler bariyerin üzerindeydi zira ölümle aralarında duran tek engel oydu. İkinci saldırıda ise değişen tek bir şey olacaktı, o da milyonlarca savaşçının Ainle’ ye dönen yüzleriydi.

“Nihayet bitirebildin!”

Nafız, uzun ince fiziğe sahip druide kendince hoş geldin derken, gözü aslında Ainle’nin arkasındaki alana odaklanmıştı. Yaşanılan heyecanlı olaylardan ötürü kimse göremese de, o neler olduğunun farkındaydı.

“Atamın mirasının tamamını elde ettim. Bundan sonrası, benim ne kadar azimli olduğuma bağlı!”

Sırtını gururla dikleştiren genç druid adım adım cepheye doğru ilerlerken, bir yandan da eğitim almak için Ork Stepleri’ ne gidip savaş nedeniyle geri dönen druidleri inceliyordu.

On iki bin patlayıcı topun tekniğinin üstüne indiği dakikalarda, Ainle sakin bir bahar yürüyüşüne çıkmış gibi telaşsız ve hafifti.

“Topraklarını korumak uğruna direnen kardeşlerim, öne çıkın. Bugün, mükâfatınızı alacağınız gündür!”

Druid Yerleşkesinin içinde, konuşan kişiyi tanıyan pek çok druid vardı. Aklı bir karış havada, sürekli hayaller kuran Ainle idi karşılarındaki. Başka bir zaman olsaydı, şüphe yok ki bu sözler ağzından çıkar çıkmaz kahkahalarla gülerlerdi ona ancak şimdi tüm druidler kendilerini adeta önünde diz çökmek zorunda hissediyorlardı.

Güç böyle bir şeydi işte, dün herkesin dalga geçtiği bir kaybeden olmanızın hiçbir önemi yoktu, asıl olan şu anda kim olduğunuzdu.

“Çok uzun yıllar önce, atalarımız barışçıl bir neslin hayali ve amacıyla kendilerini feda ederek, içindeyken kimsenin bize zarar veremediği bir yer yarattılar. Gün gelip insanların zulmünün biteceğini düşünmüşlerdi ancak doyumsuz yaratıklar kökümüzü kazımak için bir saniye bile durmadan uğraşmaya devam ettiler!”

Üçüncü saldırı dalgası yarattığı kalkanın üzerine inmeye başladığında, Ainle konuşmasına ara vererek yüzünü bin bir ışığın oluşturduğu çılgınlığa çevirdi.

“Geçmiş günahların bedelini kanımız, canımız ve özgürlüğümüzle çoktan ödedik. Druidlerin kendilerine ait olanı alma vakitleri geldi, topraklarımızı korumak için savaşacağız!”

Sözlerini tamamlayan genç druidin arkasında, çevresinde bulunan herkesin aşina olduğu bir görüntü beliriyordu, devasa gövdesi ve görkemli aurasıyla Druidlerin Ulu Ağacının fenomeniydi bu.

Yaprak döküyordu Ainle’nin ağacı, her biri Ork Stepleri’ ne giden druidlerin eline düşene kadar da durmamıştı bu eylem.

Neler olduğunun farkında olmayan druidler, şaşkınlık içinde birbirlerine bakıyorlardı. Yaprakların hepsi istisnasız bir biçimde, topraklarını savunmak amacıyla uğraşanların elindeydi.

“Sizlerden hiçbir şeyi saklamayacağım. Yüzyıllar boyunca yerleşkemizi koruyan Ulu Ağaç, aslında atalarımızın içindeki yüce bir druid savaşçısının ruh ağacıydı. Emrindeki yoldaşlarının ve kendisinin fedakârlıkları sayesinde, nesiller boyunca hayatta kalabildik.

“Kısa süre önce tüm bilgeliğini bana bağışlayan yüce druidin olanlar, artık benim!”

“Şimdi sizlerde fedakâr atalarımıza ait olanları alacaksınız, şu andan itibaren soydaşlarımızın kalkanı da, barınakları da biziz!”

Ellerine düşen yapraklar bedenleriyle bütünleşirken, kulakları da Ainle’ de idi seçilmişlerin. Aslında o söylemese bile, damarlarında dolaşan enerji ve kalplerinde beliren hisler, çoktan neler yapmaları gerektiğini fısıldamıştı hepsine.

“Orklar düşmanı kesen balta, biz ise herkesi koruyan kalkanlar olacağız. Vakit, savaş meydanına çıkma vaktidir, gidin ve bu saatten sonra druidlere kimsenin zorbalık yapamayacağını tüm dünyaya gösterin!

Bin druid savaşçısı son hızlarıyla koşmaya başlamışlardı, aldıkları savaş eğitimine ek olarak ruhlarında beliren ağaçlar, onlara bambaşka yetenekleri de olduğunu söylüyordu.

Onlarla beraber, Ainle’ de harekete geçecekti. İki milyon kişilik kuvvetin üstünü kapatmak için kullandığı kalkanını, tüm savaş alanını kapsayacak şekilde genişletiyordu.

“Geri çekilin, burayı terk ediyoruz!”

Hank, tanımlayamadığı kalkana çarparak geri püskürtülen beşinci saldırısına ek olarak, geçemediği bariyerin göz alabildiğine büyüdüğünü gördüğü gibi kararını verecekti.

Kimin yanında ne gibi kozlarla geldiği umurunda değildi, durmaksızın hesaplar yapan zihninin vardığı tek sonuç kaçıp gitmek olmuştu.

“Akademilerde, başlanılan işi bitirmeden gitmenin çok büyük görgüsüzlük olduğunu öğretmiyorlar mı artık?

Arkasını döndüğü an, hayalet görmüş gibi korku içinde sekecekti genç mühendis, yıllardır sırtına bakarak çabaladığı adamın yüzü tam karşısındaydı.

Leonardo, keşmekeşlik içindeki savaş alanının yarattığı kamuflajı kullanmaktan çekinmemişti. Yakın dövüş konusunda kendisini alt edecek kişiler ayrıldığı gibi, güç hayvanını kullanarak düşman karargâhına çıkarma yapıvermişti.

“Önce, şu yeni oyuncaklarını bir bozalım değil mi?”

Ainle tarafından engellenmiş olsalar da, savaş alanındaki en etkili kitle imha silahları Hank’ın yeni icadı olan on adet dev metal bloktu.

Hiç acımayacaktı üstat, milyonları öldürebilecek aletler saniyeler içinde parçalarına ayrılmıştı. Sadece bununla kalsa, belki kurtulma şansı vardı tarihin en genç mühendisinin ancak dağınık saçlı adam küçük dostunu da yanında getirmişti.

Minik mekanik örümcekler aynı malzemeden yapılmış ellerinden dökülüyordu Raffaello’nun, çok kısa bir süre sonra, Hank’ın icadı onun kontrolü altına girecekti.

“Biz mimarlar, Makineler İmparatorluğu’nun şanı ve gelişimi uğruna durmadan tasarladık, ürettik, sonucunun ne olacağını düşünmeden bencil heveslerimizi tatmin ettik. Bir gün gelip, icad ettiğin silahın sana doğrultulabileceğini düşündün mü Hank? Umarım düşünmüşsündür!”

Leonardo önce sözleri, ardından ise çırak olarak aldığı ufaklığın yeniden biçimlendirdiği silahlarla bombardımana tuttu, eskiden ait olduğu medeniyetin insanlarını.

Birbiri ardına koruyucu kalkanlar ortaya çıkacaktı, kendilerinin ürettiği cihazları yanlarına almadan buraya gelir miydi hiç mimarlar.

Ne acı ki, yıkım adına harcadıkları eforu savunma sistemleri için göstermediklerinden dolayı, üzerlerine düşen binlerce patlayıcı topun şiddetine dayanamıyorlardı.

Önce, kıdem olarak düşük mimar çırakları parçalanan kalkanlarının altında can vermeye başladılar, karargâhta kalıp savaşı gözlemleyen komuta takımı gibi tek bir iz bırakmadan yok oluyorlardı.

“Leonardo, kendi halkına nasıl ihanet edersin? Hiç mi gururun, haysiyetin kalmadı?”

Kullandığı savunma amaçlı cihazlar ardı sıra yok olan Hank, paniklemiş bir halde bağırınıyordu. Kaderini elinde tutan ihtiyar adamın duygularını etkileyerek hayatını kurtarmaktı amacı.

“Gurur, haysiyet? O bahsettiğin şeyleri, ilk silahımı ürettiğim gün kaybettim ben!”

“Hayır, olamaz! Burada ölemem, tarihin en genç yüksek mimarı bir hainin elinde can veremez!”

Ölüm korkusu nedeniyle dengesi hepten bozulmuştu Hank’ın, son çaresi de cevapsız kalınca, delirmemek için kendi kendisi kandırmaya çalışıyordu.

“Diğerleri ölürken, sakin kalıp ahkâm kesmek ne kadarda kolaydı değil mi? Kendi hayatın ipin ucuna gelince tüm dikkatin dağıldı genç dostum, seni benim öldürdüğüme emin misin?”

Leonardo, düşman karargâhı üzerinde sağ kalan tek kişi olan Hank’a acıyan gözlerle bakarken yavaşça konuştu. Üstat ne kadar sakin görünse de, az sonra ölmesi muhtemel meslektaşını, her zaman övündüğü soğukkanlılığını kaybetmesini kullanarak tokatlıyordu.

“Ben, tarihin en genç yüksek mimarı …!”

Dört Medeniyetin Ordularının tüm görkemiyle gelip yerleştiği yerde sesler kesilmişti. Birbiri ardına düşen patlayıcı topların yok ettiği bedenler arasına karışan Hank ile beraber, düşmanın karargâhında nefes alabilenler Leonardo ve küçük çırağıydı sadece.

“Tarihin en genç yüksek mimarı! Bu kadar önemli bir unvan olduğunu bilseydim, evrak işlerine katlanıp on yaşımdayken kabul ederdim herhalde!”

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu gösteriş de neyin nesi oluyor acaba?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

......


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

2244 puan
SWAGNAMENİTE3 ay önce
Üye
makineler imparatorluğu bana nedense nazileri hatırlattı

94 puan
Sanseiu3 ay önce
Yazar
@SWAGNAMENİTE, Sanki :)