POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 288: Kitap

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 233
Tarih : 24 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Sen ne mübarek yersin be Ork Stepleri, üstat gibi mülayim adamı bile neye çevirmişsin üç ayda?”

Druid Yerleşkesinden düşman karargâhında olan biteni izleyen Nafız, bir zamanların en genç yüksek mimarının tarih olmasını şaşkınlıkla karşılamıştı. Ne olursa olsun, işin sonunda hümanist yanı ağır basan Leonardo’nun, kendisi gibi bilim adamı olan çocuğu affedeceğini düşünüyordu ancak yaşananlar tahminini çoktan aşmıştı.

“Duymakla görmek arasındaki farktan olsa gerek, Raffaello dediği çocuğun durumuydu onu değiştiren!”

Ustasının surat ifadesinden çıkarımda bulunan Kitapkurdu’nun sesiydi bu, belirli kişilerin uzak mesafelerde olsalar dahi birbirilerine seslerini iletmesini sağlayan bir teknik aracılığıyla konuşuyordu.

Lordu olduğu şehirde bir süre kalan Leonardo’nun yaşadığı değişimin ilk elden tanığıydı Kitapkurdu, bir gözüyle kendi, diğer gözüyle devasa alanda süren savaşı takip ediyordu.

“Benimle karşı karşıya gelmiş olmanıza rağmen, sürekli başka yerlere bakmanız büyük kabalık!”

Maria de León neler döndüğünün farkındaydı ve bu durum karşısında öfkesini gizlemeyecekti. Özellikle karargâhlarının ele geçirilmesinden sonra girdiği yolun geri dönülemez olduğunu anlayarak, gerçek doğasını ortaya çıkarıyordu güzel kadın.

“Işığın Prangaları!”

Önceleri üzerindeki kristallerin sadece birkaç tanesi yanan asanın saçtığı ışık, şu anlarda göz kamaştırıyordu, gökyüzünde beliren zincirlerle birbirine bağlanmış dört devasa kazık Kitapkurdu’nun üzerine inmekteydi.

“Kralın Kuyruğu!

Cübbesinin içine gömülmüş ork savaşçısı da boş durmayacaktı, en az rakibinin saldırısı kadar büyük bir mor kamçı havada şaklamıştı.

Amacı düşmanın tekniğini engellemek değildi, daha çok istediği yerlere düşmesini sağlıyordu her bir kazığın. Durdurmaya çalışmakla yönlerini değiştirmek arasında dünyalar kadar fark vardı, Kitapkurdu gibi biri şüphesiz ikinci şıkkı seçecekti.

Rakibin hareketlerini kısıtlayan özel bir alan kurmak amacıyla oluşturulan saldırı, Karsak Şehir Lordu tarafından parçalanmasa da etkisiz hale getirilmişti. Savaş alanının alakasız bir yerine inen kazıkları aktif etmeyecekti Maria de León.

“Sanırım ciddileşmenin vakti geldi, size yok etmeye çalıştığınız soyun nelere kadir olduğunu göstermeme izin verin!”

Sözleri tamamlandığında, Kitapkurdu inzivadan çıktığı günden beri üzerinden çıkarmadığı cübbesini savurup atacaktı, yavaş yavaş yerden yükselirken mor bulutlar ayağının altında toplanıyordu.

Baştan aşağı altından yapılma savaş zırhına sahipti, iki mor göz haricinde dağların arasından doğan güneş misali parlıyordu Karsak Şehir Lordu.

“Kralın Nefesi!”

Arkasında bulutların oluşturduğu kobra fenomeninin ağzı sonuna kadar açılmıştı, kendisi gibi gökyüzüne çıkmış rakibinin üstüne durmaksızın mor bir sıvı tükürüyordu.

İlk ciddi saldırısını yapmıştı Kitapkurdu, Işığın Kalkanı ile kendisini korumaya almış kadında bunun gayet iyi farkındaydı.

Maria de León tekniğine çarparak geri savrulan sisleri görünce bir an rahatlasa da, ardından gördükleri hızla yeni kalkanlar oluşturmasını sağlayacaktı.

Kitapkurdu’nun saldırısı engellenemez değildi, illa bir sıfat takılması gerekirse durdurulamaz çok daha uygun olurdu. Mor sis ışıktan oluşan kalkana her vurduğunda, üzerinde kalan tortular onu aşındırmaya devam ediyordu. Kutsal ışığın arındırma özelliği, bu tuhaf saldırı karşısında çaresiz kalmıştı.

“Güçlü saldırıları olan tek kişinin kendin olduğu sanma sakın!”

Savunma yapmaya zorlanan güzel kadın bir süre sonra avantajın rakibine geçeceğini sezmişti, o da yıkım getirecek bir teknik kullanmayı düşünüyordu.

“İlahi Göktaşı Yağmuru!”

Üzerindeki yumruk büyüklüğündeki kristallerin hepsi ışıldayan asasını hiddetle savuran Maria de León. Çirkin bir yüz ifadesi takınmıştı, bu bile güzel kadının kendisini zorlamaya başladığını anlamak için yeterliydi.

Bir sonraki an, altın zırhıyla gökyüzünde süzülen orkun üzerindeki alan birden fazla göktaşıyla dolacaktı, arkalarında ışıktan kuyruk bulunan büyük kütleli kayaların görünüşü kuyruklu yıldızı anımsatıyordu.

“Hodri meydan, savaşımızı dayanıklılık mücadelesine çevireceksen öyle olsun!”

“Sis Kubbe!”

Bastığı mor bulutlar bir kere daha şekil değiştirirken, Kitapkurdu’nun etrafında aynı renkten bir alan belirmişti. Arkasındaki kobra fenomeni durmaksızın atak yaparken, oluşturduğu kalkan üzerine düşen göktaşlarından koruyordu onu.

İki tarafta aynı anda hem saldırı hem de savunmayı birlikte yapmak zorundaydı. Kazanan, kimin daha önce tükeneceğiyle belirlenecekti. Kitapkurdu tamamen kendi mücadelesine odaklanmıştı, uzak bir yerde intikam yemini ettiği düşmanıyla savaşan oğlunu bile gözü görmüyordu.

“Bu yüzyıl içinde vurmayı başarabilecek misin?”

Aslında pek dikkat etmesi de gerekmiyordu yarı orku zira Severo’nun bitap düşmüş haline nazaran, oğlunun enerjik tavırları her şeyin yolunda gittiğini söylüyordu.

“Geber küçük sıçan!”

Ruh temelli tekniğinin enerjisini kılıcına aktaran Kara Zambakların İki Numarası, bir yandan sövüp diğer yandan saldırıyordu. Öyle kızmıştı ki, dipsiz bir kuyu tarafından çekilmişçesine azalan gücüne aldırmadan, olanca şiddetiyle silahını sallamaya devam ediyordu.

“Öyle salaksın ki, eminim baban klanın lideri olmasa bir saniye beklemeden kıçına tekmeyi vururlar senin!”

Ağzı ne kadar gevşekse, refleksleri o kadar sıkıydı yarı orkun. Ardı arkası kesilmeyen kılıç saldırılarını, hep son anda hançerini kullanarak atlatıyordu.

“Çocuk haksız da değil, bunca zaman geçmesine rağmen hala neler olduğunu anlayamadı rakibi!”

Hank’ın ölmesi ve silahların ele geçirilmesinden sonra Ainle yerleşkeye, Nafız’ın yanına dönmüştü. İki müttefik ırkın önderi süren savaşı izlerken gözleri aynı yerde, Kitapkurdu’nun oğlunun üzerinde birleşecekti.

“Nitelikten çok niceliğe önem verirse, başına geleceklere katlanması gerekecek. Eline balta almış küçük bir insan çocuğu gibi, neyi kesip neyi kesemeyeceğinden haberi yok.”

“Seneler boyunca babasının sağladığı imkânlarla çeliği bile parçalamış ama şimdi karşısında su varken ne yapacağını bilemiyor.”

Nafız, büyü ve enerji konusunda hassas olan Ainle gibi yarı orkun numarasını çözmüştü. Bunda, annesinin geçmişini bilmesinin de büyük rolü vardı. En nihayetinde, çocuğun bu halinin en büyük nedeni Eftelya’nın özel durumuydu.

“Her vuruşta enerjisinin düşmanı tarafından çalındığını idrak edemeyen birinin, bahanesi ne olursa olsun gözümde değeri yoktur!”

Ainle’nin karakteri, miras aldığı bilinçten öncesi ve sonrası şeklinde ayrılmalıydı. Annesinin bile tanıyamadığı genç druidin durumunu en iyi anlayacak kişi olan Nafız’ da, pek üzerine gitmiyordu bu anlarda.

Ayrıca haksızda sayılmazdı, hançerlerini kullanarak kılıcı savurmaya başarsa da, yarı orkun bedenine sızmayı başaran ruh enerjileri olmalıydı ve bu miktarı Severo’nun görememesi imkânsızdı.

Burada isimsiz orkun savaş planı devreye giriyordu, pervasız görüntüsünün altında aynı babası gibi hesap kitabı adamıydı bu çocuk. Ork töresine ters gelecek şekilde büyüklerinin olduğu yerde öne çıkması, dedesini de kullanarak düşmanı üzerine çekmesi titizlikle hesaplanmış hamlelerdi.

Düşmanının zayıf noktasını biliyordu, gücünün farkındaydı ve en önemlisi yüzüne geçirdiği hevesli genç ork maskesinin arkasına gizlenmiş sinsi tarafını hiç göstermemişti.

“Veledin ruh saldırılarına bağışıklığının olduğu çok bariz; beni heyecanlandıran, bunları bedenine emmeyi başarması.”

Nafız ve Ainle ikilinin mücadelesini izlemeyi bırakacaklardı, çok büyük bir değişiklik olmazsa bu cephedeki sonuç belliydi.

Baba oğul durumu gayet iyi idare ediyorlardı, Alyon’ un seviye atlayan soy gücü sayesinde diğer orklar da eski durumlarına dönmüştüler ancak içlerinden birinin keyfi pek yerinde değil gibiydi şu anlarda.

“Kaç bakalım nereye kadar kaçabileceksin; o üzerindekini sana yedirmezsem, bana da Ölümün Rüzgârı demesinler!”

Koca çekicini sallayarak yol alan iri kadın orkun ağzı da, en az elleri kadar çalışıyordu. Ardında kanla kaplı kırmızı yollar bırakmasına rağmen, önünde ilerleyen karaltıyı yakalayamamıştı.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir yatırımcı için en önemli nitelik zekâ değil, mizaçtır. Kalabalığın içinde olmaktan da karşı durmaktan da zevk almamanız gerekir.

Warren Buffet

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

---


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)