POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 292: Oğ

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 116
Tarih : 03 Mayıs 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bu anlarda cılız bir ork ve yanındaki düşmanın klonu, altı kişiden oluşan ekiple göğüs göğüsse çarpışmaktaydı.  Daha doğrusu birbirinin tıpa tıp aynısı iki adam kılıçlarını çarpıştırırken, ork savaşçısı her biri farklı silah taşıyan beş kişinin hedefiydi.

Kendi gücünün farkında olan Severo, tüm gayretini düşmanın yarattığı klonunu tutmak için harcıyordu. Hesabına göre, klanının gizli tekniğiyle yarattığı beş kişi yarı orku yenmeye yeterdi.

Uzun vadede başarılı olabilecek bir plandı bu ancak Kara Zambakların İki Numarası savaş alanının değişen dengesini hesaba katmamıştı. Kulağını yırtıp geçen bir ok onu kendisine getirecekti. İçgüdüsel olarak yana kaçınmasa kafasını delecek bu ok sonrası, etrafında beliren üç orkun farkına varabilmişti.

Böyle bile olsa duramazdı, kendi uğursuz ruh enerjisinden yaratılan sureti ona nefes alma fırsatı bırakmaya niyetli değildi. Kılıcının üzerine dökülen enerjisi iyice azalmıştı Severo’nun, hiç istemese de boğazından bir tane daha kül rengi boncuk çıkararak, silahının üzerine doğru kırmak zorundaydı.

Ruh esansından bir %10 luk kısmı daha feda etti Cehennem Diyarı kuvvetlerinin komutanı, bugün hayatta kalabilirse düşmanlarının ruhlarını rafine ederek kaybını geri çevirmesi mümkündü.

Önlemi sonrası gücü yerine gelen Severo suretinin ataklarına karşılık vermeye başlarken, yarattığı beş savaşçının bazı misafirleri vardı.

Yarı orku attığı oklarla sürekli köşeye sıkıştıran kadın savaşçı, gökyüzünden kendisini hedef alan Elit On’ un okçusunun avı olmuştu.

Ruhun şekillendirilmesinden oluşan kısa saçlı kadın tamamen savunma durumundaydı, bir ihtimal yayını gerdiği anlarda beş okla karşılık görüyordu.

Onunla beraber yakın dövüş özellikli diğer dört kişinin hali de pek farklı değildi, hız konusunda uzmanlaşmış ork sırtına bindiği güç hayvanıyla daha da yaman bir biçimde yükleniyordu.

En büyük darbe ise elindeki mızrağıyla yarı orkun sırtında biten siyah zırhlara bürünmüş kişiydi, döktüğü kanların rengine boyanmış silahıyla sanki tüm mücadeleyi veren o değilmiş gibi saldırıyordu.

Düşman en nihayetinde yüzyıllar önce ölmüş ve hapsolduğu zaman boyunca ruhları zayıflamış kişilerdi, savaşın ateşiyle tavlanmış orklara nasıl dayanacaklardı.

An ve an dezavantajlı duruma sürükleniyorlardı, yeryüzünde üstünlük tamamıyla Ork Stepleri Ordusuna geçmişti. Biri Baş Kumandan olmak üzere iki komutanını kaybeden Dört Medeniyet Ordusu, diğer ikisinin de yardımından mahrum kaldığından erimekten kurtulamıyordu.

Düşmanları onları küçümsemişti, Elit On ve şöhretli isimleri göz önüne alıp diğerlerine sadece rakam olarak bakmışlardı. Yaptıkları bu hatayı şu anda canlarıyla ödeyen savaşçılar içinse durum bambaşkaydı, en az iki zindanın lütfu ile kutsanmış birlik komutanları, desteksiz kalmış düşmanın içinde fırtına misali esiyorlardı.

Özellikle Ork Stepleri’nin kurtuluşu boyunca aktif görev almış isimler ölüm açıyordu, Kuyag, Vahşiduvar, Kübey bunların başını çekmekteydi. Emirlerindeki askerlerin çoğu Büyük Savaşı görmüştü, ardından gelen iki sene boyunca sağ kalanlarsa, ayaklı kıyım makineleriydi.

Yerde durum buyken, savaş alanının uzak bir köşesinde, gökyüzünde iki kişinin savaşı hız kesmeden sürmekteydi. Altın rengi şahin manevra yapmaktan yorulmuş havada süzülürken, ince dilini iki dev dişi arasından çıkarmış olan Kral Kobra adeta ona meydan okuyordu.

“Altın Tacın Kutsal Bakiresi Maria de León, bu size son çağrım. Medeniyetlerimiz direkt olarak birbirleriyle neredeyse hiç çarpışmadı, bugün savaş alanını terk ederseniz siz ve sağ kalan müritlerinizin peşine düşmeyeceğiz!”

Kitapkurdu mor renkli koruma kalkanını desteklerken, diğer taraftan arkasında beliren yılan fenomeni sayesinde atak yapmaya devam ediyordu. Mücadelenin gittiği yeri görerek düşmanına ayrıcalık tanımaya karar vermişti, bir adım geri çekilip daha sonra kalan güçlere daha sert vurmaktı amacım.

“Karsak Şehir Lordu, kibarlığın lüzumu yok. İşler bu noktaya geldikten sonra bugün birimizin ölmesi şart, medeniyetim başarısızlığa tahammülün olduğu bir yer değildir!”

“Demek öyle, lütfen beni kaba olduğum için suçlamayın!”

Kitapkurdu teklifinin reddinin ardından saldırı sıklığını arttırdı, kendisi ile beraber güç hayvanını da ışıktan bir kalkanın ardına saklanan düşmanın üstüne sürmüştü.

“Çok konuştun, senin için ölme vakti!”

Güzel kadın gitgide yakınlaşan bariyerin ardında asasının üzerindeki taşları sökmeye başladı, her biri etrafında süzülürken on saniye içinde görkemli silah sadece tahta parçasına dönecekti.

“Yıllardır biriktirdiğim büyü kristallerime mal olsa da işini bitireceğim!”

Işığın Toprakları müritleri, büyü kullanmak için ruhsal gücü dedikleri enerjiyi kullanıyorlardı. Asalarının üzerindeki taşların görevi de, bu enerjilerin frekansını arttırarak yıkım güçlerini büyütmekti.

Maria de León, elinde ne kadar kristal varsa etrafında süzülürken büyülü sözlerini mırıldanıyordu, düz tahtaya dönmüş asasının ucunda bir spiral belirmişti. Çevredeki büyü kristallerini toz haline çevirip yutan spiral git gide büyüyordu, en sonunda kullanacak kristal kalmadığında güzel kadının ağzı da oynamayı bıraktı.

“Işığın Hükmü, Mutlak Yutuş!”

Üzerindeki gökyüzünde oluşmuş dev girdap iki yüz metre çapındaki alanı işgal ediyordu, güzel kadının emriyle hedefi Kitapkurdu’nun olduğu yöndü.

Son sürat üzerine gelen saldırıyı gören cılız ork sakince süzülmeye devam etti, tek yaptığı güç hayvanını yerine, kolundaki dövmeye geri çağırmaktı.

Birbirlerine uzak dursalar da Mutlak Yutuş hem hızlı hem de geniş çaplı bir saldırıydı, ilerlerken içine çektiği alana bakılırsa kudretliydi de. Severo ve etrafındaki alan haricindeki tüm gözler ona çevrilmişti, Ork Stepleri Ordusundan biri zor duruma düşmüştü.

“Kitapkurdu!”

Ölümün Rüzgârı kardeşine doğru koşmaya başlamayacaktı, onun peşi sıra boşta olan tüm Elit On üyeleri de yola koyulmuştu.

“Durun!”

Kendilerini saldırının önüne atmaya çalışan grup, gürleyen bir ses tarafından durdurulacaktı. Savaş alanına adım atmasıyla her şeyi değiştiren ork konuşuyordu.

“Oğluma güvenin!”

Alyon’ un kükremesi dört bir yana dağılmış, en uzak köşede dahi yankılanmıştı. Herkes içerdiği kudret nedeniyle sersemlemişti ancak bir kişi için bu sözlerin anlamı çok başkaydı.

Doğduğu günden beri ilk defa Alyon herkesin önünde ondan oğlum diye bahsediyordu, gökyüzünde mor bir bulutun üzerinde süzülen cılız orkun gözleri dolmuştu.

Bir eliyle yavaşça gözlerinden süzülenleri sildi Kitapkurdu, hemen ardından kapısına kadar dayanmış olan saldırıya bakarak bağırdı.

“Soy gücü ikinci seviye- Altın Çocuk!”

Üzerindeki altın zırh hızla çözülüyordu, koyu yeşil derisi gün yüzüne çıkmıştı. Gözlerinin mor rengi, yavaşça altın sarısına dönüyordu. Ellerini iki yana açtığında, Ork Stepleri Ordusu’nun karargâhında bulunan birçok vagon parçalarına ayrılacaktı.

İçlerinden sarı toz bulutları yükselirken, hepsinin yönü Kitapkurdu’ nu hedef alan büyük girdaptı. Hızla dönen spiral altın tozlarını yutuyordu, yuttukça yenileri yerden yükseliyordu.

Kısa süre sonra dönüş hızı dramatik biçimde düştü Mutlak Yutuş’ un, altının yoğunluğu büyülü tekniğin özelliğini etkisiz hale getiriyordu. Tek neden de bu değildi, yerden kalkan sarı toz bulutlarını manipüle eden Kitapkurdu, tekniğin dönüş yönünün tersine bir hareket başlatarak rakibin atağını tamamen saf dışı bırakmıştı.

Devasa saldırının dağıtılması muhteşem bir olay olmuştu ancak tüm Ork Stepleri Ordusu’nun bakışları şimdi sarı bir toz bulutu ile çevrili olan Kitapkurdu’nun üzerindeydi. İki senelik inziva sonrası bol mor cübbesinin içerisinde yaşıyordu cılız ork, gören herkese bir tehlike hissi yaşatsa da, kimse onun böylesi bir güce sahip olduğunu tahmin etmiyordu.

Gözleri kocaman açılmış kalabalık tatmin olmuştu, gizemli Karsak Şehir Lordu rüştünü ispat ediyordu. Kalabalığın aksine soy gücünün ikinci seviyesini açmış Kitapkurdu bununla yetinmeyecekti, bir eliyle altında duran mor bulutu kavrarken diğeriyle havada saçılı duran altın serpintiyi toplamaya başladı.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Utancının kendisinden çok yaşamasından korkuyor...

 

Babaya Mektup, Franz Kafka

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

2210 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
oğ nedemek bu arada

88 puan
Sanseiu2 hafta önce
Yazar
@SWAGNAMENİTE, Başlık Oğluma güvenin ama bazen böyle tuhaf şekilde onaylanıyor

3 puan
AntiManas2 hafta önce
Üye
Keşke her güne bi bölüm gelse :(

88 puan
Sanseiu2 hafta önce
Yazar
@AntiManas, Keşke :) ancak Cehennem Online ile birleşince haftada 5 gün bölüm geliyor