POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 311: Ş

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 67
Tarih : 26 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Üçlü Tüccarlar Birliği Kutsal Kan Şubesi’nin mermer basamaklarından indiği anlarda, ikinci katın içinde orta yaşlı kadın hızlı adımlarla bir aşağı bir yukarı yürüyordu.

“Diyorsun ki, üç tane çocuk gelip kattaki silah ve yetişim yöntemlerinin yarısını aldı. Bu da yetmezmiş gibi içlerinden biri ödemeyi bunlarla yaptı!”

Satışçı kız korkudan titriyordu, kendisi müşterilerle ilgilenirken alt katta neler olduğunu bilmese de karşısındaki kadının kim olduğunun net bir biçimde farkındaydı.

“Evet efendim!”

İki kelime ağzından beş denemenin sonunda çıkacaktı.

“Diğerinin yüzüğündeki semboller ne demiştin?”

“Efendim, biri kan rengi yarım aydı ancak hangi güce ait olduğunu bilmiyorum. Diğeriyse Kutsal Kan Tarikatı’na ait olan semboldü!”

Yürümeyi kesti orta yaşlı kadın, hızla camın kenarına gelerek henüz gözden kaybolmayan üçlüyü aradı. Binanın önü her zamanki gibi kalabalıktı ama kadın on saniye içinde hedefini bulmuştu ancak çok tuhaf bir şey vardı.

Kan kırmızı saçları savuran bir genç kızda şu anda ona bakıyordu, hedefini bulmuştu ama hedefi de onu bulmuştu.

“Onca yıl sonra tam da bu zamanda!”

Devam etmedi, arkasına dönüp son nefesini vermek üzere olan kıza seslendi.

“Bugün olanları kimse bilmeyecek, eğer ağzından bir şey kaçırırsan!”

O an ortadan kayboldu kadın, üç büyük kan kristali de onunla beraber gitmişti, yerlerinde içinde düşük kalite kan taşı dolu bir kese vardı.

“Efendim, kristalleri ortaya çıkarmamız sorun oluşturabilir mi?”

Jashua, içinde tuttuğu soruyu yöneltmek için Tüccarlar Birliği Kutsal Kan Şubesi’nin uzağına kadar yürümelerini bekledi.

“O düşük statülü görevlinin koşarak amirini çağıracağından eminim, asıl ondan sonrası tam bir soru işareti. Bakalım, ya bir dost ya da bir düşman kazanacağız ama en nihayetinde buradaki büyük bir değişkenden kurtulmuş olacağız!”

Akşam olduğunda handaki odalarına çekilen üçlü için hayat sakinliğini koruyarak akıyordu, onların aksine bazılarının başı büyük dertteydi.

“Sizi geri zekâlı piçler, hâlen klanda olduğunuzu mu sanıyorsunuz?”

Sesinin şiddetine aldırmadan bağıran kişi üçüncü büyüktü, bugün dayak atılarak Tüccarlar Birliği Kutsal Kan Şubesinden atılan ikili ve onların hemen yanındaki kızın üzerine dolu olmuş yağıyordu.

“Dün sırada yaptığınız görgüsüzlükten sonra, bugün gidip olay çıkarabileceğiniz en son yerde olay çıkarmaya çalışmışsınız!”

“Bana bakın sefil köpekler, Tarikat Şeyhi gözdeleriyle bir aylık halvete girmiş olduğundan bunların üstünü rahatça kapadım ama yarın seçimler için dışarı çıkacak, sakın bir salaklık yapmayın. Her ne kadar zevk ve eğlene düşkünü olsa da, ne zaman ne yapacağını kestirmek mümkün değildir!”

Kapıyı çarpıp çıktı üçüncü büyük, bu kademeye gelmesinin tek nedeninin Şeyhin dengesiz davranışları olduğunu çok iyi biliyordu. Kutsal Kan Tarikatı’nın Şeyhi yüz yaşının üstünde olmasına rağmen dinç görünümlü, eğlenmeyi seven ve her gece yatağa en az üç cariyesiyle beraber giren biriydi.

Zaman zaman halvet dönemleri olur, bu zamanlarda Sır Odası’na kapanıp birkaç ay dışarı çıkmazdı. İkinci büyük Tarikatı dış tehditlere karşı savunmaktan, üçüncü büyükse iç işleri organize etmekten sorumluydu.

Üçüncü gün gelip çattığında kızıl güneşin yakıcı ışınları dev kayıt alanına düşmeye başladı, seçimlerin yapılacağı yer olarak burası belirlenmişti.

Herkes gibi Nafız, Alis ve Jashua’ da tam vaktinde gelmişlerdi, ellerindeki kayıt numaralarına bakarak onları nelerin beklediğini merak ediyorlardı.

Derken meydanın üzerinde bir karaltı belirdi, yavaşça yakınlaşan bu karartının şekli gitgide bir insana dönüşüyordu.

“Ne kadar da canlı bir ortam, umarım birkaç güzel kız vardır!”

Herkes huşu içinde bu kişiyi izlerken, kulaklarına kadar gevşemiş ağzından bu sözler dökülen adam kaybolup meydanın sağ tarafında kurulmuş platformun en tepesindeki koltuğa oturdu.

Omuzlarının üzerindeki pelerini savurduğunda, parlak kırmızı kan çiçekleri işlemeleri göze çarpan siyah kolsuz üstü açığa çıkmıştı. Ortasında bulunan kan taşının etrafında dizilmiş altı yaprağın oluşturduğu, kan nehirlerinin kenarında yetişen bu çiçek, Kutsal Kan Tarikatı’nın simgesiydi.

Önleri kısa kâkül şeklinde kesilmiş, arka taraflarıysa ensesinin üzerinde biten saçları vardı Şeyh’in. Koyu siyah rengini bölen parmak kalınlığında kırmızı şeritler sağ ve sol yanında iki yol gibi uzanıyordu.

Kadınlara ve eğlenceye düşkün adamın görünüşü, bunları sonuna kadar hak ettiğini doğrulamak için en önemli kanıtıydı sanki. Onu gören kişinin cinsiyeti ne olursa olsun etkilenmemesi mümkün değildi, bugün geleceğinin haberini alan binlerce izleyicinin seçim alanına akın etmeleri bundandı.

“Bak işte geldi, Şeyh Atractivo!”

Yakınındaki kadının kolunu sıkan kadın, heyecanına yenik düşüp arkadaşının etini morartmıştı. Hemen yanındaki kocasının ise keyfi hiç yerinde değildi.

“Nesi bu kadar mükemmel? Ondan önceki tüm Şeyh’ ler savaş ile alakalı teknikler geliştirdi ama şuna baksana, Tarikat bu haldeyken sadece kendi görünüşünün derdinde.”

Alandaki tüm erkekler ona özense de ortak görüşleri buydu, Atractivo’nun seçtiği yol nedeniyle öfke doluydular. Nasıl olamazdılar ki, Kurucu Şeyh’in koydu en önemli kural, yerine geçecek kişinin tamamen kendine özel bir teknik geliştirmek zorunda olduğuydu, bu tüm Şeyh değişimlerinde istisnasız uygulanmıştı.

Son Şeyh’e kadar ki tüm liderlerin tekniği büyük yıkıcı güç içeren, savaş alanlarını titreten şeylerdi ancak Atractivo tamamen başka bir hikâye olmuştu.

Onun tekniği sonsuz gençlik ve şehvet kazandıran Kan Tatmini adlı teknikti. Sadece kendisine ait olan bu tekniğin içerdiği savaş gücünü kimse görmemişti ve çoğu kişi böyle bir gücü olduğuna dahi inanmıyordu.

“Efendim!”

“Efendim!”

Kalabalık dedikoduların yaydığı kısık seslerin içinde boğulmuşken, iki sert kükreyiş diğer tüm sesleri yırtıp attı.

Kucağına aldığı üç kadınla oynaşan adamın önünde tek dizlerini yere koymuş iki kişi vardı ve bunların kim olduğunu istisnasız herkes biliyordu.

Sert mizacı ve savaş aşkıyla tanınan İkinci Büyük sağda, Tarikatın tüm iç işlerinin bağlı olduğu Üçüncü Büyük soldaydı.

“Geçin yerlerinize oturun, bu kadar formaliteye hiç lüzum yok!”

Öpüştüğü kadının dudaklarından ağzını çeken Şeyh, kısa kesip işine geri dönmeden önce tek bir cümle kurabildi.

İkinci Büyük öfkeyle burnundan soluyordu, diğer taraftaysa Üçüncü Büyük gözlerinden çıkan hayran bakışlarla beraber, övgü dolu sözlerle Şeyhi’ni övüyordu.

“Kutsal Kan Tarikatı’nın bu seneki seçimleri başlıyor, tüm katılımcılar Kan Taşları’nın önüne geçsinler!”

Tarikatın Şeyhi ve iki büyüğü geldikten sonra görevliler hemen işe koyuldu, meydandaki üstü örtülü altı tane insan boyutundaki Kan Taşı görücüye çıkıyordu.

“Bu seneki değerlendirme üç basamaktan oluşacak, birincisi Kan Uyumluluğu sınavı. Birden altıya kadar olan kademelerden en az üçüncü seviye kan uyumuna sahip olanlar geçecek, diğerleri elenecek!”

Kutsal Kan Tarikatı kan temelli olan teknikler kullanan insanların toplandığı bir yerdi, altında bulunan yüz on gücün neyle uğraştığı önemsizdi, eğer buraya girmek istiyorsanız kan yolunda yürümeniz gerekiyordu.

Bu nedenle en büyük kıyım bu sınavda olacaktı, ortalama üstü uyumu yakalayamamış hiç kimsenin devam etmesine izin verilmiyordu.

Görevliler insan boyutundaki taşların önüne dizilmiş, numaralarındaki sırasıyla gelen adayların sonuçlarını not ediyorlardı.

 

Seriyi Güncelden takip etmek için – novelturkiye.com

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)