POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 314: Cehennem Çukuru

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 82
Tarih : 30 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Biri su gibi akarak beş katı aydınlattı, diğeri volkan gibi patlayarak, sonuncu kişiyse altı katı aydınlatmakla kalmayıp, devasa Kan Taşını parçalarına ayırdı!”

Mutlak sessizliğin içinden cılız bir ses deneme alanı boyunca yankılandı, halktan biri gördüklerinin etkisiyle kendisini tutamamıştı.

Sonra müthiş bir uğultu, önce on klanın olduğu stantlardan başlayarak kısa sürede herkesi esareti altına aldı.

“Şu velede bak hele, sevdim bu üçünü, sevdim!”

Kutsal Kan Tarikatı Şeyhi de bu olaya karşı tepkisiz kalamadı, kucağındaki iki kırlangıcın cilveleri arasından hayretle bağırdı.

Güneş en parlak noktaya ulaşmıştı, devam eden sürede üçüncü kademeyi aydınlatan birçok kişi olduysa da, akıllarda hala Kanlı Ay Derebeyliği üyeleri vardı.

Binlerce kişi içinden sadece üç yüz kişi bu elemeyi geçebilmişti ve önlerinde iki sınav daha vardı. Elenenler alanı terk ederken, kalanlar kendilerine ayrılmış gölge bir yere yürüyorlardı.

“Hile yaptınız, kesinlikle hile yaptınız!”

Işığı kesilen, adeta karanlıklara boğulan Antuan, kendi kendine söylenerek Kanlı Ay Derebeyliğinden gelen üçlünün üzerine yürüyordu. İki ekip arasındaki yolda bulunan diğer öğrenci adayları, kendilerini bir kenara atarak bu gerilimden kaçmaya çalıştılar.

“Peluşlu, sen hala akıllanmadın mı?”

Alis ilk sırtını dönen oldu. Antuan bugün kürklü pelerinini giymese de, insan formunu almış küçük beyaz tavşan onun ismini koymuştu.

“Sırıt, sırıt ama birazdan havanız sönecek. Cehennem çukuru testi geliyor, bakalım orada ne yapacaksınız?”

Kanlı Yıldız Klanı takımının tek kız üyesi dayanamayıp Alis’in önüne dikildi, herkesin duyabileceği ses tonuyla bir sonraki testin ne olacağını söylüyordu.

“Üçüncü Büyük bu ne rezalet?”

Sözleri şeyhin olduğu yere de gelmişti ve bu durum İkinci Büyük’ ün sinirli bir şekilde homurdanmasına neden oldu.

Çıngıraklı yılan gibi oturduğu yere çöreklenmiş adamdan ses çıkmadı, gözleriyle alanın ortasındaki üçlüye öfke içinde bakıyordu. Sessizliği şeyhin konuşması böldü.

“Madem testin ne olacağı belli oldu, hemen başlasınlar!”

Planlamada bir süre ara verilmesi yazıyordu ama tarikatın başının sözleri de emirdi. Tarikat görevlileri katılımcıları kenarlara doğru yönlendirdikten sonra, açılan boşluğa gelen bir adam elindeki diski yavaşça yere bıraktı.

On saniye geçmeden açılan boşluk, diskten fırlayan kanla kaplanacaktı. Üzerinden dumanlar tüten ve kanların kabarcık olup yüksek sesle patladığı bu yerin adı, Cehennem Çukuru idi.

“Herkes alanın içine girsin!”

Baş yönetici bağırınca üç yüz kişi yavaş adımlarla kan havuzunun içine doğru ilerledi, bu sırada sınavın gereklilikleri açıklanıyordu.

“Cehennem Çukuru, kanı manipüle etme yeteneklerinizi ölçmek adına kuruldu!”

Sesi toplanmış binlerce insanın kafasına çekiç gibi iniyordu.

“Düzenin içinde yarım saatten az kalanlar elenecek, bir saat üç puan, devamındaki her yirmi dakika alacağınız sonucu bir puan daha arttıracak!”

Konuşmasını deneme alanının kenarında kurulan dev taş platforma bakarak bitirdi baş denetmen, siyah yek pare kayanın üzerinde kan taşlarıyla isimler yazılıydı.

– Kanlı Ay Jashua

– Kanlı Ay Nora

– Kanlı Ay Alis

Listenin tepesindeki üç isim aynı yerden geliyordu, bu durum klan stantlarında oturan insanların hiç hoşuna gitmemişti.

“Kule hariç her yere girdik efendim, bu üç kişiden eser yoktu!”

“Kesinlikle o kulenin içinde yetiştirildi bunlar, Kanlı Ay yine bir işler peşinde!”

Kanlı Ay Derebeyliği elini kolunu sallayan herkesin girip çıkabileceği durumdayken, üçlüyü bulamayan diğer klanlar sıkıntıdaydı. Yıkılmak üzere olan tarikatın tek ve sadık müttefiki olan derebeyliğinin, böylesine dâhileri yetiştirmesine akıl sır erdiremeyeceklerdi.

Etrafta dedikodular yapılırken bütün yarışmacılar düzendeki yerleri almıştı, Kanlı Ay ve Kanlı Yıldız ekipleri birbirlerine uzak duruyordu.

İki ekipte rahattı ama bazıları on dakika dolmadan ter atmaya başlamıştı. Sıradan halkın ne olduğunu bilmesine imkân yoktu, on dakika geçtikten sonra zorlanmaya başlayanların halinden bir tek klan stantlarındakiler anlıyordu.

“Cehennem Çukuru, adını sonuna kadar hak ediyor!”

“Her on dakikada bir zorluk katlanarak artıyor!”

“Tarikatın ikinci nesil Şeyhi tarafından hazırlanan bir eser, dağın ağzından akan kan nehrinin yamaçlarındaki zorlukla başlayıp, çıkış noktasına kadar yükselebiliyor!”

Konuşanların içinde daha önce bu düzeni deneyimlemiş insanlar mevcuttu. Kutsal Kan Tarikatı, Cehennem Çukurunu öğrencilerinin becerilerini tavlamak içinde kullanıyordu.

Yirmi dakikaya ulaşıldığında acı çığlıklar atarak dışarı koşan insanlar görülmeye başlandı, an ve an bunların sayısı artıyordu.

Yarım saat geçildiğinde tarikata girme umutlarıyla buraya kadar gelmiş olanların yarısı elenmişti, kalanların çoğunun da iyi durumda olduğu söylenemezdi.

“Yarım saat geçildi, hepiniz bu sınavı geçtiniz. Eğer bir saati doldurursanız üç puan kazanacaksınız, eğer dayanamazsanız alacağınız puan yok!”

Acımasızca konuştu baş denetmen, tarikatları tek dişi kalmış canavar bile olsa, onca insanın önünde tüm heybetini sergiliyordu.

Tam yürekleri rahatlamışken, gelen uyarı katılımcıların konsantrasyonunu üst seviyeye çekti. Birçoğunun aksine, düzenin köşesinde bekleyen üçlünün başlangıçtan beri kaşları dahi oynamamıştı.

“Efendim, nasıl bir yol izleyeceğiz!”

Jashua simsiyah takımlarının içindeyken kan kırmızı havuzda bir leke gibi duruyordu. Yanındaki beyaz ve kırmızı kıyafetli iki kişiyle beraber aslında tüm ilginin odağındaydılar.

“Değişen bir durum yok, ilgi odağı sen olacaksın!”

Bu kararı gelirken vermişlerdi ama Jashua her seferinde bunu sormak zorunda hissediyordu kendisini.

Klanların olduğu yerden şahin bakışlarla izlenen yarışmacılardan ellisi, daha bir saati dolduramadan saf dışı kaldığında, şeyh oturduğu yerden hafifçe doğruldu.

“Ne oldu, bir saat doldu mu?”

Kalabalık gözlerini Cehennem Çukuru içinden alıp,  iki kişinin arasındaki tahtında yayılan Atractivo’ya çevirdi.

Dizlerindeki kadınlar değişmişti ve sayıları iki katına çıkmıştı. Şu anda dört güzelliğin arasında şarabını içen adamın yüzü ruj izleriyle doluydu.

“Evet efendim, bir saatlik süre doldu ve düzende yüz kişi kadar kaldı!”

Sol taraftaki akbaba boyunlu adam sırıtarak lafa girdi, şeyhin herkesin önündeki bu tavrı onu mutlu etmiş gibiydi.

“İyi, iyi, beş kişi kalınca bana haber verin!”

Çıktığı zevk ortamına hızla dönen şeyhin bu hareketi, sağ taraftaki adamın renginin atmasını sağladı. İkinci Büyük, tarikatın şeyhinin fiilen kendisine bağlı insanların önündeki hareketleri karşısında, hem utanmış hem de sinirlenmişti.

Bir saat geçildikten sonra gelen ilk on dakika aşılınca, yüz kişiden oluşan kalabalık çil yavrusu gibi dağılmaya başladı. Çirkin sesler çıkararak kaçışan insanların hedefi, Cehennem Çukuru’nun dışıydı.

“Her sene seviye daha da düşüyor!”

Hareketlilik, kor ateş gibi gözleriyle etrafı inceleyen İkinci Büyük’ ün hiç hoşuna gitmemişti. Yeni öğrenciler bir tarikatın kazancıydı ve Kutsal Kan Tarikatı uzun süredir sermayeden yiyordu.

Başlangıçta adayların dizlerinde olan kaynayan kanlar, bir saati bulunca bel hizasına gelmişti. On dakika daha geçince bir karış daha yükselen lav gibi kanlar, nefes almayı zorlaştırmaya başlamıştı.

“Görelim bakalım daha ne kadar dayanacaksınız!”

Dört puan sınırı aşıldığında kan bir karış daha yükseldi, Cehennem Çukuru’nun içindeyse sadece on kişi kalmıştı. Bunların hepsi kan uyumu dört ve üzeri seviyede olan kişilerdi, kimse bu ana kadar dayanmalarını tesadüf olarak göremezdi.

———————————————————————————————————————————————–

Hep derdi ki, özgürlüğü kimse sana veremez. O zaman adı özgürlük olmaz. Özgürlüğünü kendin alacaksın.

Ralf Rothmann

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)