POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 320: Maymunlar Cehennemi

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 63
Tarih : 19 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Orman ve bir yığın şempanze; sizi öldürmem gerekiyor değil mi?”

Dizinin üzerinde biten eteğinin bol alt kısmında bulunan fırfırlara, tamamen zıt bir konuşma yapıyordu Nora, cani bakışlarla etrafını sarmış kalabalık yaratık grubununsa ağızlarının suyu akıyordu.

“Madem öyle, gelin bakalım!”

Eliyle gel işareti yapar yapmaz dört yandan saldırıya uğradı Nora. Elliden fazla düşman tüm görüşünü kapatmıştı ama bu durum sadece birkaç saniye sürdü.

Bedenlerinin parçaları değişik yerlere uçuşan yaratıkların hepsi, en az ikiye bölünmüştü. Henüz ağaçların dallarında duran ve bu vaziyeti gören diğerleri çığlıklar atmaya başladılar.

“Kusura bakmayın çocuklar bu ekipman ustamın babasının eseri, kan yoluyla da bana bağlı. Sadece içsel enerjim, ruhum veya her ne bok olursa olsun, her zaman benim emrimde olacaklar!”

Tiz bir kahkaha atarak kendisine bakan kalabalığa doğru atıldı Nora, bu sefer roller değişmiş, yaratıklar kaçmaya başlamıştı.

Katılımcılar içindeki tek lord unvanına sahip kişi de çoktan düşmanlarıyla yüzleşmeye başlamıştı, değişen bir şey yoktu, testin ilk çemberinin mekânı Maymunlar Cehennemi’ydi.

Jashua eline aldığı bir yaratığın kolunu çekerek kopardı, acı içinde çığlık atan hayvanın kanı şelale olmuş akıyordu.

“Sizinle oyalanamam, şimdi ölün!”

Akan kan Jashua’nın sözleriyle beraber damla damla ayrılmaya başladı, her damla şekil değiştirip ince uzun bir iğneye dönüştü.

Bu olayın ardından sağanak yağmur şeklinde yaratıkların üzerine yağan iğneler, genç çocuğun isteğini yerine getirdiler. On saniye geçmiş ve bütün sesler kesilmişti, ortamdaki yaşayan tek canlı Kanlı Ay Derebeyliği Lordu Jashua’ydı.

Sık bitki örtüsünün içindeki dalların ayrılmasıyla bir yol açıldı, genç çocuk hiç beklemeden buraya doğru ilerleyecekti. Yol tünel gibi uzuyordu, Jashua bir yandan ilerleyip, bir yandan da her an ortaya çıkabilecek tehlikeler için tetikteydi.

Neyse ki burayı hiçbir mücadeleye girmeden geçti, yeni mekâna ayak bastığında her şey değişmişti. İki dağın arasında kalan vadinin bitiminden dökülen şelalenin dibindeydi, akarsu küçük bir gölet oluşturmamıştı, aynı hızla akmaya devam ediyordu.

Civar yeşildi ama daha çok kayalıktı, Jashua bunların ardına saklanmış pek çok kalp atışı hissetti.

“Ortaya çıkın!”

Sesi duyan iri gölgeler yavaşça kendilerini açığa vurdular, üç metreye varan boyları ve kalın kollarıyla, goriller bir bir yerlerini alıyorlardı. Kısa süre sonra vadinin içi silme dolmuştu, yer gök kollarıyla göğüslerini döven kürklü yaratıklarca istila edilmişti.

Jashua olduğu yerden hepsine keskin bakışlar gönderdi, sayı üstünlüğüne sahip rakiplerinin harekete geçmesini bekliyordu.

Mürit adayları testin içindeyken, izleyicilerde aynı genç çocuğun düşmanını izlediği gibi onları tüm dikkatleriyle izliyorlardı.

“Bak şu terlemeye başladı!”

“Gördüm, gördüm. Yanındakine ne diyorsun, ağzının kenarlarında kan izleri var!”

İlk çemberde çıplak elle savaşmak zorunda kalan katılımcıların bazıları zor zamanlar yaşıyordu, ayakta durmaya çalışanların çoğu çoktan yere düşmüştü.

“Bak uyandı, dedim sana dayanamayacak diye. Ver bakalım parayı!”

İkinci Büyük bu sözleri duyunca yerinden zıpladı ama bir saniye sonra cebinden çıkardığı küçük bir keseyi hemen yanında, Şeyhin koltuğunda oturan adama verdi. Onu böyle sinirlendiren Atractivo’dan başkası değildi, bir katılımcı hakkında iddiaya girmeye zorlanması yetmezmiş gibi, bir de kaybetmişti.

“Kızma hemen, kumarda kaybeden aşkta kazanır!”

Keseyi elinde sallarken gözleriyle tam karşısında oturan kadını kesiyordu, bakışlarında erkeksi bir çekicilik vardı.

“Evet, bahisler beyler, ilk çemberi katılımcıların yarısından fazlası geçer 1 e 2, geçemez 1 e 3 veriyor!”

Şeyh osurursa, cemaat malum eylemi yapmadan duramazdı, insanlar heyecanla ellerindeki paraları bahis toplayanlara uzatıyordu.

Tabii ki bu işi de sadece bir kişi yapabiliyordu. Ekaterina isimli kadın, organizasyonu adına bahis işinin hakkını Şeyh Atractivo’dan almıştı.

Klan stantları da heyecanlıydı, kendi katılımcılarının akıbetiyle ilgilenmek dışında diğerlerinin üzerine bahislerde oynanıyordu.

“İlk çemberden ikinciye geçecek ilk kişi bahisleri açıldı!”

İçlerinden biri heyecanla bağırınca, herkes güzel kadının bulunduğu standın yanında beliren dev panoya bakmaya başladı. Siyah zemine sahip, on metreye on metre büyüklüğündeki panonun üzerinde beyaz yazılar vardı.

Tebeşirle yazılmış gibi duran bu yazılar, bahisler ve oranları belirtiyordu. Paralı Askerlerin Tüccar Organizasyonu tüm bahis çeşitlerini açıklamıştı.

“Şuna bak, mürit kabul denemelerinin ilk üçünde birden fazla Kanlı Ay müridi olurun oranı 1:2, üçü birden Kanlı Ay olurun oranı 1:4!”

Derebeyliklerinin halkının durduğu alandan biri bağırdı. Üzerlerindeki klanlar onlardan nefret etse de, bu insanlar Jashua ve diğerlerini kendilerine daha yakın buluyordu.

“Bu kadın kafayı yemiş, şu sefillerle aramızda sadece 2 puan fark var ama oranları belirlerken bizi neredeyse görmemezlikten gelmişler!”

Kanlı Yıldız Temsilcisi küstah bir tavırla konuşunca cevabı hemen gelecekti.

“Madem bu kadar eminsin, neden kendi katılımcıların üzerine bahis oynamıyorsun? Bak dediğin gibi oranlarınızı da epey yüksek tuttuk hem de!”

Ekaterina’nın cevap vermesini beklemeyen adam önce irkildi. Güzel kadın, aradaki onca mesafeye rağmen ancak yanındakinin duyabileceği bir ses tonuyla konuşan adamı işitebilmişti.

“Tabii ki oynayacağım, sıralamanın birinci sırasında klanımın bulunacağına bin kan kristali oynuyorum!”

Bunu duyan halk dehşet dolu gözlerle adama baktı, kendilerinin tüm sene boyunca ancak yüz tanesini zor kazandıkları bir şeyin bin tanesini, tek kelimeyle ortaya koymuştu.

“Gerçekten ciddi misiniz?”

Bir tepki de Ekaterina’dan geldi, güzel kadının yüzünde tek bir mimik bile oynamamıştı.

“Kanlı Yıldız Klanı’nın böyle zor durumda olduğunu bilmiyordum, sizi bu kadar düşük bir bahis oynamak zorunda bıraktığım için özür dilerim!”

Bin sayısından başı dönen halk, aynı rakamı küçümseyen kadının sözleri karşısında seri tokatlanmış gibi olacaktı. Bu da yetmezmiş gibi, üçüncü bir taraf daha olaya müdahil oluyordu.

“Ben de, şu beyazlı çocuğun ilk üç içinde olacağına elli bin kan kristali yatırıyorum!”

Şeyh Alis’e kafayı takmış gibiydi, önceden birkaç kere övmüştü ama şu anda yüklü bir miktar kan kristalini onun bahsinde riske atıyordu.

Atractivo’nun sözleri klan stantlarında infial yarattı. Kendilerine ödenek çıkaramayan tarikatın lideri, tüyü bitmemiş bir çocuğun üzerine elli bin kan kristali bahis oynuyordu. Çok sinirlenseler de belli edemiyorlardı ama kimse onları bahis yapmaktan geri tutamazdı.

“Beyazlının ilk üçe giremeyeceğine beş bin altın!”

“Benden de üç bin altın!”

“Benden sekiz bin!”

Tek lafıyla Alis’i bahsin yıldızı yapan Şeyh sanki hiçbir şey olmamış gibi koltuğuna yayıldı, konu kadın ve kumar olunca herkes zaaf içinde olduğunu biliyordu.

Yarım saat geçerken yirmiye yakın insan düzenden dışarı alınmıştı, yeterli puanı toplayamayan bu kişiler için mürit kabul sınavı sona eriyordu.

Bir başka sona eren şeyse bahislerdi, asil veya halk demeden herkesi kavuran bu etkinlik de cephaneler alınmış, taraflar köşelerine çekilmişti.

Söz artık çemberin içindeki katılımcılardaydı, kayıtlarda ilk çember için en hızlı zaman bir saat olarak geçse de, şu anda bir kişi gözlerini açıyordu.

————————————————————————————————————————————–

Onu bu kadar mutlak şekilde seviyorsam tartışmamız gerekir, tartışmaya cesaret edemiyorsam belki de sevmeye cesaretim yoktur.

Falconer Hapishanesi, John Cheever

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)