POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 325: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 73
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Belki bilmeyeniniz vardır, onun için konuyu en başından anlatacağım!”

Bütün meydan korumayı dinlemeye başlamıştı, nereden başlarsa başlasın çok ses edecek gibi durmuyorlardı.

“Kıtamızın merkezindeki Kutsal Yanardağ, tarih boyunca altı kere patlamıştır ve her patladığında sadece belli bir bölgede etki eden maddeler püskürtmüştür.”

“Bu olay önce büyük bir yıkım yaratsa da, ardından gelen zamanda ortama ayak uydurabilenler için sayısız fırsat doğmuştur!”

Kalabalığın içindeki bazı insanlar bunu bildiklerini belli edercesine kafalarını sallarken, çoğunluk daha fazlasını duymak için sabırsızlanıyordu.

“Bazı yıkımlar bir anda oldu, Kutsal Ateş ve Kutsal Buz bölgelerinde olduğu gibi. Bazılarıysa uzun yıllar sürdü, aynı Kutsal Toprak Bölgesinin başına gelenlerde olduğu gibi!”

“Bir gün, yanardağın ağzından fırlayan küller gelip tüm bölgenin üzerine çöktüler, yaşam kaynakları kısıtlı bir çöl olan bölge güneş ışınlarını almamaya başladı. Bölge halkı bedenlerine yapışan küller ve açlıkla baş başa kalınca, komşu bölgeye doğru yola çıktılar!”

Bölge halkları kendi felaketlerini biliyordu ama diğer bölgelerin aslında neler yaşadığının pek farkında değillerdi.

“O zamanlar Kutsal Kemik Bölgesi yeşil ormanları, çağlayarak akan dereleri ve bin bir hayvanın yaşadığı habitatıyla küçük bir cennetti. İsteseler iki bölgenin insanlarını da rahatça barındırabilirlerdi ama istemediler.

Can korkusuyla topraklarına koşan insanları sınırdan içeri almamaya başladılar, ilk başta konuşarak halledilmek istenen konu, hızla fiziki mücadeleye döndü!”

Bıçak sırtı bir konuydu, halk fısıltı halinde tartışmaya başlamıştı bile.

“Tabii ki Kutsal Kemik Bölgesi insanları avantajlıydı, düşmanları hem ana yurtlarından uzakta savaşıyordu hem de fiziksel olarak hiç iyi durumda değillerdi. Zafer yakındı ama hiç beklenmedik bir şey oldu. Uzun aralıklarla patlayan Kutsal Yanardağ bir kere daha aktif hale gelmiş ve bu sefer yoğun sis kütlesini Kutsal Kemik Topraklarına bırakmıştı.

Sis kötücül bir tabiata sahipti, canlıların çoğu onunla baş edemedi. İnsan, hayvan, bitki demeden toleransı düşük varlıklar ölmeye başladı, durum büyük bir felakete doğru sürükleniyordu. Bu sırada savaş tüm hızıyla sürüyordu, iki bölge de yaşanamaz hale gelse de, insanların hırsları bitmemişti!”

Bu kadar açık gerçeklerle yüzleşen halk olduğu yerde çakılı kaldı, çeşitli efsanelerle öğrendiklerine göre bunlar çok daha net açıklamalardı.

“Kaynak az, savaş çetindi ve insanların beslenmesi gerekiyordu. İşte tam o an geri dönülmez bir yola girildi, insanlar düşmanlarının ölülerini yemeye başladılar. Önce kimin başlattığı bilinmese de, sonradan iki tarafta bu yolu kullanmaktan zerre çekinmedi.

Kül nedeniyle bedensel mutasyonlara uğrayan insanlar ve kötücül sisin etkisiyle değişen insanlar böylece birbirlerine karışmaya başladı. Her yenen düşman büyük risklerle beraber mideye indi, ölenler öldü, mutasyona uğramayı başaranlar sağ kaldı.

Aslında ölenler kurtuldu desem yalan olmaz; tamamen kemik savaşçılara dönüşenler, etleri çürüyüp beyinsiz zombilere dönüşenlere göre şanslıydılar. Mutasyon da herkes için eşit değildi, dokunulmaz varlıklara dönüşenler ve daha düşük seviyedeki hizmetkârları şeklinde gerçekleşti.”

Küçük çocuklar ağlamaya başlamıştı, kadınlar onları teselli ederken erkeklerde korkularını gizlemeye çalışıyordu. Ekaterina’nın koruması ince detaylara çok girmese de gerçekleri saklamamıştı.

“İnsanlığını koruyabilenlerde oldu, müthiş özellikler kazanmış olmalarına rağmen atalarının onlara bıraktığı fiziksel formu koruyabilmişlerdi. İşte onlar, hem Kutsal Toprak Bölgesi istilacılarını yok etti hem de mutasyonun kalıntılarını yer altı mezarlarına hapsetti. Şu andaki Kutsal Kemik Tarikatı müritleri, bu kahraman insanların torunlarıdır!”

Kalabalıktan müthiş bir alkış yükseldi, insanlar ne olursa olsun kendilerine benzeyenlerin tarafını tutma eğilimdeydiler.

“Kutsal Toprak insanları öldürdülerse, şimdiki Kutsal Toprak Tarikatı müritleri kim?”

Sesler azalınca bir çocuğun cılız sesi duyuldu, herkesin unuttuğu bir soruyu soruyordu. Bunu duyan koruma o yöne baktı, bir saniye sonra konuşan çocuk uçarak ona doğru geliyordu.

Çocuk gelip muhafızın iki metre üstünde durdu, kendisi ve kalabalık nasıl olduğunu anlamasa da havada asılı kalmıştı ufaklık.

“Güzel soru velet, madem öyle, cevabı direkt sana söylemem uygun gelir!”

Herkes bu işin kerametinin muhafızda olduğunu anladığında, gözlerinde hayranlık flaşları patladı, kendisi dışındaki birini uçurmak için sağlam bir zihin gücü gerekirdi.

“Bölgelerinin üzerine kül yağdığında, insanların büyük çoğunluğu komşu kıtaya kaçtılar ama topraklarını bırakmayan bazı insanlar da yok değildi. Onlar, bedenlerine yapışan kül tabakasıyla yaşamayı öğrendiler. Işıksız gökyüzünün altında, zaten olmayan yaşamsal kaynaklar için savaştılar ve en güçlüleri hayatlarını sürdürdü.

Kâh yerin altına saklandılar, kâh yeryüzünde savaştılar, sağ kalanların soyları üremeye devam etti. Zaman geçti, doğa kendisini onarmaya başladı, o çorak topraklar küllerden beslenerek vahşi ve bereketli ormanlara dönüştüler. O zaman çoğalmaya başladı Kutsal Toprak insanları, yeniden önceki formlarına dönerken, o kıyamet zamanında kazandıkları yetenekler yanlarına kar kaldı.

Her şey bittiğinde, önceden orman olan Kutsal Kemik toprakları bereketsiz ve lanetli bir araziye, çorak çöllerden oluşan Kutsal Toprak bölgesiyse vahşi ormanlara döndü.”

Hikâye sona erdiğinde kalabalık aptala dönmüştü, onların arasında bu kadar detayı bilmeyen derebeyliği halkından insanlarda vardı. Ekaterina korumasına kısaca anlat demesine ve koruma gerçekten kısa kesmesine rağmen, bir saat geçmişti.

Herkesin gözü siyahların içindeki adamdaydı, bu sırada Şeyh Atractivo keyifle bağırdı.

“Biri ikinci çemberi geçti, bilin bakalım hangi Derebeyliğinden!”

Geçmişi dinlemek keyifli olabilirdi ama an da yaşananlar her zaman daha ilgi çekici gelecekti ve bunun kanıtıymış gibi herkes yönünü düzenin olduğu yere çeviriyordu.

Dönünce birinin de onlara baktığını gördüler. Bu kişi, kan kırmızı saçları beline kadar uzanmış, beyaz tenli hoş kızdan başkası değildi.

“Tarih dersi bittiyse ben üçüncü çembere geçiyorum!”

Nora, kendisine ayrılmış platformun üzerinde oturan güzel kadına doğru konuştu, ardından Şeyh Atractivo’ya sertçe bakarak üçünü çembere ilk adımını attı.

“Genç Hanım!”

Ekaterina’nın yanında duran koruması bu meydan okur tavır karşısında gerilmişti ama onun aksine güzel kadın kıkırdıyordu.

“Bu sene çok ilginç tipler var. Şuna baksana, ben dâhil herkese gider yapıyor!”

Ekaterina’nın kikirdemelerine Kutsal Kan Tarikatı Şeyhi’nin kahkahaları eşlik etti, denemedeki katılımcının tavırları belli ki hoşuna gitmişti.

“İkinci bu nasıl bir şey böyle, ilk defa görüyorum böylesini!”

Atractivo keyifle sağına döndüğünde haşmetli adamı düşünceli gördü, tam nedenini soracaktı ki cevap kendiliğinden geldi.

“Ben ikinci defa görüyorum, aynı tavırlar ve aynı beceri düzeyini yüz sene öncede görmüştüm!”

Konuşmayı duyan herkes İkinci’ nin ne demek istediğini anlamıştı. Genç kızın bu halleri, Kutsal Kan Tarikatı’nın hem en iyi hem de en nefret edilen müridi Mora’yı hatırlatıyordu.

“Tarih dersini bitirip üçüncü aşamaya geçti küstah kız, sen de günümüze geri dön. Ne o kız yüz sene önceki Mora ne de ben o zaman ki Kutsal Kan Tarikatı Şeyhi’yim!”

Her zaman gevşekçe gülen Atractivo sözlerini bitirdiğinde gülmüyordu, kâğıt kesiği gibi ince ve acı verici bir enerji dalgasını bedeninden yaymıştı.

Herkes ondan gelen bu ektiyi yüreklerinde hissetti, yakışıklı adam bu kez çok ciddiydi.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Komutanı koyun olan aslan ordusundan korkmam; komutanı aslan olan koyun ordusundan korkarım.

Büyük İskender

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

..


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)