POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 326: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 191
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“İkinci, İkinci bak diğeri de açtı gözlerini!”

Atractivo, ortamı gerdikten sonra oluşan sessizliği yine kendisi bozdu. İkinci Çemberinin içindeki uzun boylu genç lord, yavaş adımlarla üçüncü çembere yürüyordu.

Bu anlarda Kemik Denizi denemesinin son aşamasında olan biri vardı, beyaz kıyafetlerinin içindeki Alis karşısında duran ucubeye doğru koşuyordu.

On metre boyundaki yaratık, diğer kolunun üç katı büyüklüğündeki sağ kolunu yere sürterek geliyordu. Bedenindeki kaslar anormal gelişmişti, gövdesinin nerede başlayıp nerede bittiğini kestirmek çok zordu.

Vuruş mesafesine gelince sağ kolunu sertçe savurdu, zeminde onunla beraber havalanmış, hepsi Alis’e doğru geliyordu.

Hemen minik tavşan moduna geçti Alis, havada seyreden kayaların üstünden sekerek on metrelik ucubenim boynuna doğru atıldı. Hedef ne kadar büyük olursa olsun boyun her zaman iş yapardı ve minik çenesini açan tavşanda bunu biliyordu.

Yaptığı büyük savuruşun ardından savunmasız kalan yaratık karşılık veremedi, yetişkin üç insanın yan yana dizildiğinde kapladığı yer kadar kalın olan boynu, minik tavşanın dişleriyle tanıştı.

Alis’in çenesi anormal bir biçimde açılacaktı, normal boyutunun beş katı büyüyerek kocaman bir ısırık aldı düşmanından.

“Püüü, kokuşmuş mahlûkatlar. Hayatımda tattığım en iğrenç bedenlere sahipsiniz!”

Koca et parçasını ağzından tükürüp konuştu, mor siyah parça tozlu mezarın içinde yuvarlandı. Alis labirent biçimindeki koridorları aşıp buraya geldiğinde, gördüğü ilk şey uzunlamasına kazılmış çukurlar oldu.

Çok derindiler, o kadar derin kazmışlardı ki ancak yarısına kadar doldurabilmişti bu çukurları kazanlar. Siyah gazların çıktığı bu ölüm deliklerinden dışarı yavaşça sürünen bazı canlılar vardı, şekilleri ne insana ne de doğadaki vahşi yaratıklara benziyordu.

İşte o yaratıklar birbirlerinin üzerine yığılmaya başladılar, akışkan biçimsiz bedenleri birleşmeye, birleştikçe korkutucu bir hal almaya başladı. On metrelik dev mahlûkat, bu çukurlardan çıkanların birleşimiydi.

Boynundan koca bir parça kopan devin yarası hızla iyileşmeye başladı, on saniye sonra sanki hiç var olmamış gibi kayboldu Alis’in ısırığı.

“Bu kadar kolay olmayacağını tahmin ediyordum ama ne olurdu biraz daha lezzetli olsaydın?”

Yeniden birbirine girdi iki düşman, bir taraf cüsse ve güç, diğer taraf hız ve çeviklik kullanıyordu. Birkaç düzine çarpışmadan sonra dev mahlûkatın her tarafı derin yaralarla kaplıydı ama her seferinde alınan zararlar bir iki saniye sonra iyileşiyordu.

“Bakalım daha ne kadar uğraşacağız seninle!”

Üçüncü aşamada yoğun mücadele içine giren Alis’in gerçek bedeni yerde oturmuş duruyordu, alnındaki terler yanaklarından aşağı süzülmekteydi.

“Genç Hanım, Şeyh bu sefer sevinemeyecek sanırım!”

Ardındaki korumalarda aynı güzel kadın gibi Alis’in içinde bulunduğu durumu görüyorlardı, tepkilerine bakılırsa Atractivo’dan da pek hoşlanmıyorlardı.

“Zamana bakılırsa son teste gelmiş olmalı, karşısındaki yaratıkla silahsız savaşmak pek kolay bir iş değil!”

“O meşhur toplu mezardaki dev mahlûkat değil mi, dış çember müridi seviyesinin son testi oydu sanki?”

Korumalardan biri tahminde bulununca, konunun uzmanı olan güzel kadın kendini tutamadı.

“Haklısın, Kutsal Kemik Tarikatı’nın son savaşta esir aldığı Kutsal Orman Bölgesi savaşçılarını canlı canlı gömdüğü toplu mezar, bu seviyenin son testi.”

“Aslında son test, beklemedikleri şekilde mutasyona uğrayıp dev bir mahlûkata dönen yaratığı öldürmek. İlk ikisi çok çabuk halletti ama bu çocuk biraz zorlanıyor gibi, sanırım hâlen ne yapacağını bulamadı.”

Genç hanım denilen Ekaterina’ da Alis’in durumundan pek rahatsız değildi, ne de olsa işin ucunda kendi organizasyonunun yönettiği bir bahis vardı. Atractivo’nun oynadığı bahsin en büyük tutarının da Alis’in üzerine oynadığı kısım oluşturuyordu.

“Şeyh’im Kanlı Ay Derebeyliği’ nin iki üyesi bir üst çembere geçtiler ama bu çocuk zorlanıyor!”

İkinci Büyük, Tarikatın bir senelik kan kristali stoğunun yatırıldığı çocuğun git gide daha da terlediğini gördükçe, olduğu yerde rahat oturamıyordu.

“İkinci gereksiz geriliyorsun, kumar bu, kazanmakta var kaybetmekte!”

Düzenin dışındaki gerçek dünyada işler karışmıştı ama toplu mezarın içinde de pek farklı bir şey yoktu.

“Geber ulan geber, her yanını ısırık içinde bıraktım geber artık!”

Herkes onun zorlandığını sanıyordu, gerçeklerse bambaşkaydı. Alis sadece sinirlenmişti, yüzden fazla çarpışma yaşamaları ve her seferinde rakibine zarar vermesine rağmen bir sonuca varamamıştı.

“Bu iş böyle olmayacak, birkaç yüz çarpışmadan sonra dezavantajlı duruma düşeceğim. Sen de başka bir dümen var ama dur bakalım!”

Böylece bir yarım saat geride kaldı ve Alis oturduğu yerden bir milim kıpırdamadı. Düzenin içindeyse bir an durmaksızın saldırıyordu.

Yalnız hızı düşüyordu minik beyaz tavşanın, en sonunda dev sağ koldaki pençeden bir vuruş aldı Alis. Onca darbesinde sarsılmayan mahlûkat onu tek vuruşta toplu mezarın duvarına yapıştırdı.

Acıyla inledi Alis, gerçek dünyada da ağzının kenarlarından kanlar akmaya başladı.

“Gördün mü şeyhin adamı yaralandı!”

“Gördüm gördüm, birazdan tüm havası bitecek!”

Klan stantları heyecanla çalkalandı ama tüm tepkiler ses iletimi yoluylaydı. Atractivo tuhaf adamdı, bir an kafası atıp önüne geleni kesip biçebilirdi.

“Şeyh Atractivo, sanırım kaybetme zamanınız geldi!”

Anlı şanlı klanların temsilcilerinin korkularının tersine, Ekaterina direkt Kutsal Kan Tarikatı Şeyhi’ne seslendi, cüreti parmak ısırtıyordu.

“Topraklarımda doğan tek güneş, biraz erken konuşuyorsun. Numarayı çözemedi belli ki ama eli kulağındadır!”

Onca kan kristali ve konumunun getirdiği forsun tehlikeye girmesi karşısında zerre tavrını değiştirmedi Atractivo, yine güzel kadına tam gaz koşuyordu.

Onun gibi koşan biri daha vardı ama bu kişi düzenin içindeydi. İkinci Çember’ in son etabındaki Alis, mezarlıktan çıkıp savaş alanına dönen yerde son hızıyla kaçıyordu.

“Başlarım böyle işe, adalet mi ulan bu!”

Darbe üzerinde büyük etki bırakmıştı, tavşan formunda olsa bile hareketleri yarı yarıya yavaşlamış kar beyazı kürkünde kırmızı lekeler belirmişti.

“Madem öyle, gel de yakala bakalım beni, vakit sıkıntım yok. Biraz da sen delilen!”

Alis ensesinde nefesini hissettiği mahlûkatın baskısına dayanamayarak, yarısına kadar toprakla doldurulmuş bir çukura zıpladı. Amacı toprağın altında saklanıp gücünü toplamaktı fakat bu hareketi on metrelik yaratığın korkunç bir çığlık atmasını sağladı.

“Bak sen, toprağın altına girmemeden bu kadar mı korktun? Bakalım bunun nedeni ne?”

Gözü parladı Alis’in, onca yara almasına rağmen gıkını çıkarmayan mahlûkatın toprağa yönelmesiyle beraber çıldırması normal değildi.

Bir yandan Alis, diğer yandan dev yaratık sağ kolunu kullanarak kazmaya başladılar. Düşmanın bu hareketi tehlike yaratsa da, nereye gideceği konusunda minik beyaz tavşana yol gösterecekti.

“Nereye gitmek istediğini biliyorum, o koca gövdenle benden önce varacağını mı sanıyorsun?”

Ateşlenmiş roket gibi gidiyordu Alis, hedeflediği yeri belirledikten sonra tek yapması gereken çenesiyle yolu açmaktı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Denize düşüp kaybolan su damlası toprağa karışan toz zerresi nedir bu dünyaya gelip gidişimizin manası fena bir böcek işte, bugün var yarın yok. 

Ömer Hayyam

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

..


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)