POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 11: Başka Bir Galaksi

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 176
Tarih : 22 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lu Ren’in söylediklerinden Yao Si’nin anladığı kadarıyla gittikleri yer oldukça uzaktı. Birilerinin onları almaya geleceğini duyduğunda uzayda seyahat edebilmeleri için uzay gemisi falan bekliyordu. En azından hava taşıtı benzeri bir şey gelmeliydi. Geleceğin teknolojisine tanıklık etmek için tamamen hazırdı.

Ancak Li Yue ile karşılaştığında fark etti ki oldukça hazırlıksızdı; çünkü yalnızca bilgisi eksik değildi, gördüklerine inanabilmesi için tüm sağduyusunu bir kenara fırlatmalıydı.

Li Yue ‘ufakça’ bir hava taşıtıyla gelmişti—Bir kılıç sürüyordu!

Avuç genişliğindeydi, tüm yüzeyi parıltılarla ve büyülü havayla, kaplıydı. Xianxia1 dizilerindeki insanların üzerilerine çıkıp seyahat ettiği kılıçlara benziyordu.

Yao Si şok olmuştu.

Burası galaksi mi, yoksa Xianxia programı mı? Neden etrafta kılıçlar üzerinde uçan adamlar vardı? Neden kimse, böyle tüm fizik kanunlarını alt üst eden bir şeye, alışmışlar gibi, şaşırmıyordu? Geleceğe falan gelmemişti. Bunun tek açıklaması başka bir zamana ve boyuta ışınlanmasıydı.

Mantık bunun neresinde? Sağduyunuz nerede? Peki köpek nerede? Fırlatın onu da yere!2

“Irkından almaya geldiğimiz bu mu?”

Havadaki adam peri gibi süzülerek indi ve Yao Si’yi baştan aşağı süzdü. TV’lerde görebileceğiniz dokunulmaz göksel varlıklar gibi, soğuk yüzünde tek bir ifade yoktu. Varlığı ‘Bir göksel varlık olan ben, dokunulmaz ve kutsalım.’ havası taşıyordu.

Gelin, bakın, burada göksel bir varlık var... Hem de canlı!

“Li Yue, korkutmasana, o daha bir bebek.” Yan Xuan korumacı bir biçimde ilerledi.

“Yeni doğan.” Li Yue şaşkındı.

“Evet.” Yan Xuan kafasını okşadı. “Tatlı bebeğim, Li amcana selam ver.”

Az önceki şaşkınlığını üzerinden atamamış olan Yao Si, kendisine söyleneni yaptı, “Li amca.”

Li Yue’nin buz gibi suratı biraz ılımıştı. Bedeninin yan tarafından bir şey çıkarıp uzattı, kelime israfına girmeden “Hediye.” dedi.

Bakışlarını indirince avucunda parlak ve rengarenk bir—yumurta vardı!

Eeeee... Neden bana bir yumurta uzatıyorsun? (╯╰)

“Bu bir manevi canavarın yumurtası!” Yan Xuan göz kırptı, kafasını sallayıp “Li amcandan dost armağanı, al hadi! Döndüğümüzde kırarsın.”

Yao Si yumurtayı eline aldı. Manevi canavar yumurtası kulağa ne kadar harika gelse de nasıl kıracağını bilmiyordu ki.

Kafasında sorular olduğunu gören Yan Xuan hemen açıkladı. “Kızıl Gezegene dönene kadar sabret. Amcan sana nasıl kırılır öğretecek,” Birkaç saniye sonra aklına bir şey gelmiş gibi hemen ekledi, “Yeni doğan manevi canavarların kanı gelmiş geçmiş en lezzetli şeydir bebeğim, eminim çok seveceksin.”

“...” Yumurtadan çıkınca yemek için miydi şimdi bu!

(╯‵□′)╯┴─┴

“Hadi gidelim!”

Li Yue biraz rahatsız görünüyordu. Zaman kaybetmeden havada elini salladı, yırtılma sesiyle birlikte beyaz yarı saydam bir kılıç belirdi. Kendi ayaklarının altındakiyle birebir aynıydı.

Göksel varlık ona nasıl muhteşem olunur öğretip yanında uçmasına izin mi verecekti?

“Gel bakalım bebeğim.” Yan Xuan önlerindeki kılıca çıktı ve Yao Si’ye işaret etti.

Yao Si tereddüt etti, kollarındaki yumurtayı sıkıca sarmalayıp kılıca çıktı. Çıkmadan önce dengesini sağlamanın zor olacağını düşünüyordu. Sonuçta hikayelerdeki kahramanlar kılıçla uçmak için uzun süre antrenman yapıyordu.

Ancak beklentisinin aksine kılıç hiç sarsılmamıştı. Zeminde durmakla kılıç üzerinde durmanın hiçbir farkı yoktu. Rüzgarın esintisini dahi hissedemiyordu. Koruyucu kubbemsi bir şeyle çevrili olduklarını gördü.

Li Yue’nin bu kılıçları nasıl yönlendirdiğini hiç bilmiyordu. Önlerindeki kılıca biner binmez on metre havada, uçsuz bucaksız galaksiye doğru süzülüyorlardı.

Kayan yıldızlar gibi peşi sıra gezegen geçtiler. Yan Xuan’ın neden Lu Ren’in teklifini geri çevirdiğini anlayabiliyordu. Çünkü... Li Yue’nin hızı cidden, inanılmaz hızlıydı. Yao Si artık kaç gezegen geçtiler sayamıyordu. İşte galaksideki göksel bir varlıktan bekleneceği gibi, bu hız ışık hızıyla karşılaştırılamazdı bile.

Beş dakikadan kısa bir süre uçtuktan sonra Li Yue dönüp onlara baktı. Sağ eliyle kimi işaretler yaptı, ağzından çeviri cihazının dahi algılayamadığı tuhaf cümleler döküldü.

Yan Xuan uyardı. “Sıçrama yapacağız bebeğim, dikkat et.”

“Ne?”

Yao Si’nin kafası karışmıştı ama daha düşünecek vakti bile olmadan animelerdeki büyülü şekiller gibi, önlerinde çember şeklinde büyülü şekiller belirmişti. Çember sistematik bir şekilde dönüyordu, daha önce görmediği harfler etrafında uçuşuyordu.

Çemberin ortasında kör edici bir ışık oluşmaya başladı. Gittikçe daha da parlaklaştı, parlaklaştı ve sonunda oyunlardaki gibi bir portal oluştu.

Li Yue elini kaldırıp nazikçe beyaz ışığı işaret etti. Tam o sırada üçü ışığa doğru uçtu. Yao Si’nin görebildiği tek şey bembeyaz bir dünyaydı.

Geçit gibi bir şeye girmişlerdi, önlerinde uçsuz bucaksız beyazlık uzanıyordu, hareket hızlarının yükseldiğini hissetti. Bilim kurgu filmlerindeki solucan deliği gibiydi, Li Yue muhtemelen gaz pedalı gibi bir şeye basmıştı.

Aşağı yukarı otuz dakikadır beyaz alanda uçuyorlardı. O sırada Yao Si, uzakta, etraftaki beyazlıktan farklı, kırmızı bir ışık gördü. Zamanla kırmızılık büyüdü, muhtemelen çıkış ya da başka bir şeydi.

Uzaktaki ışık zamanla yaklaştı, beyaz alandan çıkmalarıyla Yao Si karşılarındaki şeyin ne olduğunu anladı. Gördüğü şey kırmızı bir gezegendi. Galaksinin ortasına asılı bir yakut gibi, tamamen kan kırmızısı renkteydi. Etrafında bembeyaz üç uydu dönüyordu.

“Tatlı bebeğim, kızıl gezegene hoş geldin.” Yan Xuan önlerindeki gezegeni işaret etti.

Demek karşılarındaki kan yerlilerinin yeni eviydi, Kızıl Gezegen!

Yao Si itiraf etmeliydi, çok sayıda kültürel özelliği vardı gezegenin.

Li Yue yavaşladı ve Kızıl Gezegen’e iniş yaptı. Yere indikleri anda Yao Si neden bu gezegenin kırmızı göründüğünü anladı. Alışkın olduğu Dünya’nın aksine, bilmediği sık bitki örtüsüyle kaplıydı, ve bu bitkilerin hepsi kırmızıydı!

Oldukça geniş bir avluya inmişlerdi. İner inmez , dört beş kişi koşarak gelip etraflarını sardı. Yan Xuan’dan bir bilgilendirme bekliyorlardı ya da bir şey konuşacaklardı.

Bakan Yao Si’yi hemen bir odaya götürdü ve bundan sonra burada kalacağını söyledi. Dikkat etmesi gereken birkaç şeyi açıkladı. Yan Xuan dört beş kişi ve Li Yue ile ayrılmadan önce, gitmesi gerektiğini, ona eşlik edecek birilerini bulacağını söyledi.

Yao Si anlayışla başını salladı, yüksek makamdaki insanlar hep meşgul olurlardı ama... Etrafını incelemesiyle bir ağrı girdiğini hissetti.

Dışarıda görebileceğin özgün, kırmızı, kan yerlisi tarzının aksine oda şaşırtıcı bir şekilde pespembeydi. Pembe masa ve sandalye, pembe yatak, pembe perde... Halı bile biraz pembeydi.

Tüm oda çocuksu bir atmosferle kaplıydı. Masanın kenarına dokununca, bilmediği, tuhaf, yumuşak bir şey hissetti. Çarpacak olursa yaralanmasın diye köşeleri kaplamışlardı. Yao Si’nin dudağının kenarı seğirdi, Yan Xuan ona bebek muamelesi yapmayı kafasına koymuştu demek.

Özellikle tavşan şekli verilmiş sandalyeye oturup soluklandı. Yolda Yan Xuan’dan öğrendiği şeyleri sindirmeye başladı.

Gözlerinin önündeki galaksi, hayallerindeki yüksek teknolojili galaksiden oldukça farklıydı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

1. Xianxia: Çince ölümsüz kahraman demek. Wuxia novelların aksine dövüş sanatlarını daha fantastik öğelerle harmanlayan bir tema. Büyü, hayaletler, ölümsüz varlıklar, uçabilen insanlar gibi konuları içerebilir.

2. Peki köpek nerede? Fırlatın onu da yere!: Burada geçen köpek, Çinlilerin viral olmuş bir köpek emojisiymiş. 'Karşı taraf an itibariyle sizle görüşmek istemiyor. Cevap olarak size bir köpek atıyor.'. Sanırım 'görüldü' atmanın daha meşakkatlisi.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

36 puan
AdelMyron4 hafta önce
Üye
Ellerinize sağlık

6 puan
Solo4 hafta önce
Üye
Bddbsnsns adamın tavrına bayılıyorum odayı nasılda dekore etmiş ama ben kralla tanışmasını dört gözle bekliyorum