POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 12: Aydınlanma Okulu

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 160
Tarih : 22 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yao Si Kızıl Gezegene geldiğinden beri birkaç gün geçmişti ancak Yan Xuan bir kere, doktor görünümlü bir kan yerlisiyle neslini test etmek için kan örneği almaya, ziyaretine gelmişti.  Sıradaki ziyaretiyse Kızıl Gezegen'de geçirdiği beşinci günde olmuştu.

“Bebeğim bir şeyler öğrenmek ister misin?” Yan Xuan omzuna dokundu. “Amcan seni okula, yeni arkadaşlar edineceğin bir yere götürsün mü?

Okul! Yao Si’nin gözleri parıldadı.

Galaktik Çağ’da mecburi eğitimin olmasını beklemiyordu. ‘Bir cahil olarak, karşınızda duran bebek, yeni bilgiyi bir gereklilik olarak görmekte. Okula gidip de fikir sahibi olmanın zamanı gelmişti!’ 

“Teşekkür ederim, Yan amca.”

Yan Xuan’ın suratında Yao Si'nin çalışkan halinden memnun bir gülümseme vardı. Zaman kaybetmeden Yao Si’yi kapıya götürdü. Kızıl Gezegen'e gelirken kullandıkları havalı kılıçlı seyahate göre, Yan Xuan bu sefer daha yüksek teknoloji gibi görünen bir şey seçmişti.

Cadde gibi bir şeye çıkmışlardı ve çarpı işareti gibi duran beyaz bir işaretin üzerinde duruyorlardı. Sabit durdukları anda, yerdeki çarpı işareti aydınlandı, hafif makine gürültüsü duyulabiliyordu. Yer sarsıldı ve dört metrekarelik avlu etraflarında yükseldi, bir asansörde gibilerdi. Asansöre göre çok daha hızlı hareket ediyordu gerçi, hatta sanki onlar sabitmiş de yol hareket ediyormuş gibiydi.

İşte geleceğin teknolojisi!

Yao Si’nin çığlık atma fırsatı bile olmadan caddeye geçtiler. Sonradan fark etti ki etrafta ilerleyen çokça insan vardı, ancak hepsi farklı yönlere gidiyordu.

Onların tospağa hızına karşın herkes ışık hızında ilerliyordu. Hızlarının tospağalığının sebebinin Yan Xuan’ın kimi şeyleri açıklıyor olması mıydı, emin değildi.

Şurada belediye binası, şurada araştırma ve karantina binası, diğer uçtaysa Galaktik İskele vardı. Yolda gördükleri her şeyi tane tane açıklıyordu.

Yao Si’nin duydukları karşısında ağzı açık kalmıştı. Sonunda zihninde, izlediği bilim kurgu filmlerinden tamamen farklı olan bu galaksinin az çok krokisini çizmişti. Hayallerinin ötesindeki dizi dizi binaları geçtikçe, hayranlığı şaşkınlığa dönüştü, daha da şaşırdı, ve sonra... Alıştı!

Nasıl olsa bir şey anladığı yoktu. (

Bu durum böyle devam etti, ta ki... Karşısına havada uçan yeşil bir kale çıkana kadar. Etraflarındaki tuhaf şekilli binalardan farklıydı. Kalenin dış cephesi yeşil bitkilerle kaplıydı ve binanın mimarisi Yao Si’nin Dünya’dan alışkın olduğu gibi yüksek katlı ve dikti.

“Orası neresi?”

Ya alışkın olduğu mimarisinden ya da başka bir nedenden o kaleye karşı garip bir yakınlık duymuştu. İçinde karşı konulmaz gidip bakma isteği vardı.

Yan Xuan’ın dikkati işaret ettiği noktaya kaydı. “Orası Görkemli Kale, majesteleri orada uykuda.”

Majesteleri mi?

Yao Si'nin kafası karışmıştı, kan yerlileri liberal demokrat galaksi çağına girmemiş miydi? Belki meşruti monarşiyle devam etmişlerdi! Tam daha detaylı bilgi almak için soru sormaya başlayacaktı ki ayaklarının altındaki uçan zemin durdu.

“İşte geldik!” Yan Xuan yüksek zeminden uzun bacaklarıyla tek adımda indi.

Yao Si’nin sormak istediği soruları yutmaktan başka çaresi yoktu. Hem nasıl olsa okula gidiyordu, en baştan başlayıp Galaksi şeylerini öğreteceklerdi. Böylece Yan Xuan’ı takip etti, geniş bir kapının önünde durdular.

İstemsizce okulun adını okumak için kafasını kaldırdığında olduğu yere mıhlandı.

Dudağının kenarı seğirdi, içinde sanki on bin alpaka tepişiyor, hepsi tek bir şey ‘bee’liyordu1, “siktirin gidin.”

En üstte okunaklı kızıl dört koca kelime vardı.

“Kan Yerlileri Kraliyet Kreşi!”

Yao Si’ye aniden üniversite diplomasını Yan Xuan’ın suratına fırlatma isteği gelmişti. Temelden alma işini abartmışlardı, bu da fazla temeldi! Kara cahil olsa bile en azından birinci sınıftan başlaması gerekmiyor muydu? Kreş ne alakaydı?

“Bakan Yan, hoş geldiniz.”

Kırklı ya da ellili yaşlarında bir kadın içeriden çıktı ve kibarca karşılamaya geldi. Yao Si’ye baktı ve yüzünde sıcacık bir gülümseme oluştu. Vücudunu hafifçe eğdi. “Bugün kaydolan bebek sen misin?”

“Evet Müdire Yu.” Yan Xuan kenara çekilip müdirenin yaklaşabilmesi için yer açtı. “333 Numaralı uzay istasyonundan getirdiğimiz.”

“Merhaba bebeğim” Müdire Yu’nun yüzü öncekinden de kibardı. Daha da yaklaştı, eliniz uzatıp Yao Si’nin başını okşadı. Öncekinden birkaç nota yüksek bir tonla kendini tanıttı, “Soyadım Yu, bebeğim, sen bana Bayan Yu diyebilirsin.”

Bu tuhaf, bebeklerde kullanılan ses tonunu duyan Yao Si’nin dili tutulmuştu...

  • Kafasına uzanmakta olan eli havada yakalayıp tokalaştı. “Merhaba Müdire Yu, tanıştığımıza memnun oldum, ben Yao Si.” Yanlış anlaşılmayı şimdi düzeltmezse sonsuza kadar bebek muamelesi görecekti.

Yu Jing şaşkına dönmüştü. Şaşkın kafasını Yan Xuan’a çevirdi.

“Belki erken uyandırıldığı için genetik hatıraları tam olarak silinmemiş.” diye açıkladı Yan Xuan.

Müdire Yu aniden aydınlanmıştı, Yao Si’ye bakan gözleri sempatiyle dolmuştu, neredeyse ağlayacak gibiydi. “Ne kadar bahtsız bir çocuk. Bakanım, uzay istasyonuyla temasa geçin, bu işin peşini bırakmayın.”

“Endişelenmeyin, icabına bakıldı.” Yan Xuan’ın gülümsemesi gözlerini ince bir çizgi haline getiriyordu.

Yao Si’nin tek yapabileceği sessizce içinden bir mum yakmaktı.

‘Lu abiciğim en azından denedim!’ 

Yan Xuan Müdire Yu’ya durumu açıklamaya devam etti. “Neslini daha doğrulayamadık.” “Uykuya yatan tüm kan yerlilerinin dosyalarını inceledik, özellikle yeni doğanları. Daha vasisini bulamadık, aramalarımız birkaç günü bulabilir, o zamana kadar size zahmet vereceğiz.”

“Endişelenmeyin bakanım.” Müdire Yu kafasını sallayıp bakışlarını Yao Si’ye çevirdi. “Burada ona iyi bakacağız.”

Yan Xuan konuşmasını bitirip Yao Si’ye baktı. Endişeyle konuştu, “Bebeğim uslu durmalısın tamam mı? Burada bir sürü arkadaş edineceksin. Amcan tatillerde gelip seni ziyaret edecek olur mu?”

Yoksa yatılı okul konuşması mıydı bu? Beş gündür kaldığı pembe oda aklına geldi ve hızlıca kafasını salladı.

"Aferin, kızım."

Yan Xuan hala emin değildi. İkilemde kalmış, sevgi dolu bir baba bakışıyla, Yao Si’yi aşağı yukarı süzdü Bir süre sonra cebinden bilezik gibi bir eşya çıkardı. Yao Si’nin elini avucuna alıp bilekliği takarken konuştu, “Optik bilgisayarların en son modelini aldım, iletişim bilgilerimi içine kaydettim. Yan amcanı özleyecek olursan arayacağına söz ver, tamam mı?”

Yao Si şok olmuştu. Uzay istasyonunda uyandığından beri, herkesin bileğindeki optik bilgisayarları merak etmişti. Yan Xuan’ın ona öylece bir tane vereceğini hiç düşünmemişti.

Samimiyeti karşısında içi ısınmıştı. Yan Xuan’ın nazik bakışlarıyla karşılaşan Yao Si’nin boğazı düğümlendi. Her ne kadar Yan Xuan bebek muamelesi yapsa da, ona hep iyi davranmıştı. Ne akrabası, ne de dostuydu. Onun için her türlü diplomatik işlemi tamamlamış yüksek rütbeli bir kan yerlisi memuru olması dışında, hakkında pek bir şey bilmiyordu.

Her şeye bizzat koşturuyor olması görevinin gerekliliğinden fazlasıydı. Yao Si'ninse hiçbir şeyden haberi olmayan, fakir biri olduğu belliydi. Buna rağmen ona optik bilgisayar hediye ediyordu.  Bildiği kadarıyla bu şeyler öyle ucuz değildi. Kan yerlilerinin refah seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, önüne gelene optik bilgisayar dağıtacak kadar zengin olamazlardı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

1. On bin alpaka tepişiyor, hepsi tek bir şey ‘bee’liyordu: Alpakanın telaffuzu Çincede 'orospu çocuğu'yla aynıymış. Sansürlenmesin diye kötü kelime kullanmaktansa alpaka diyorlarmış.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

36 puan
AdelMyron4 hafta önce
Üye
Ellerinize sağlık