POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 13: Şişkonun Saldırısı

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 215
Tarih : 22 Eylül 2019
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

"Yan amcacım... Teşekkür ederim!” Yao Si koluna takılı metal bileziğe dokundu. Biraz düşünüp ekledi, “Param olduğu zaman mutlaka geri ödeyeceğim.”

“Çocuğum, böyle şeylerin lafı olmaz.” Zevkle gülümseyip konuştu, “Optik bilgisayar kendi paranla alındı, Yan amcanla ne alakası var?”

“Benim mi?” Yao Si'nin kafası karışmıştı. Nasıl olurdu, Dünya yok olmamış mıydı? Nasıl parası vardı? Hem, RMB1 buralarda geçerli değildi muhtemelen.

“Birkaç gün önce Lu Ailesinin psikolojik zarar için, hesabına yatırdığı tazminattan ödendi.”

“Lu Ailesi mi?” Yao Si’nin dudağının kenarı seğirdi. “Yoksa... Komutan Lu mu?”

Yan Xuan onayladı. “Lu Ailesi galaksideki en değerli madenlerin çıkarıldığı birçok gezegenin işletimini yapıyor. Sana özür maiyetinde, tüm mal varlıklarının yarısını vermek için ısrar ettiler. Onların bu kibarlığını geri çevirmen çok ayıp olurdu.”

Yanmakta olan bir evi talan etmeyi bu kadar kahramanca anlatmasan mı?

“Ayrıca, amcan şimdiye kadar yapılan tüm barınma ve diğer kimi masraflarını düştü bebeğim.”dedi neşeyle. “Bu sayede vasini bulunca, kimse masrafların faturasını yollama zahmetine girmeyecek.”

“...” Dediğim her şeyi geri alıyorum, pezevenk!

Kan yerlilerinde yüksek rütbeli bir memur olmasına şaşmamak gerek! Yao Si’nin şimdiye kadar gittiği en dolambaçlı yol, bu adamın kurnazlıkları arasındaydı.

————

Yan Xuan çok fazla kalmadı, Müdire Yu’ya kimi bilgilendirmelerden sonra ayrıldı.

Müdire Yu, Yao Si’yi direkt bir sınıfa götürmemişti. Bahçe gibi bir yerdeydiler. İkili üçlü gruplar halinde oyun oynayan birkaç insan vardı. Her biri farklı yaşlardaydı; kimi Yao Si gibi gençti, diğerleri müdire gibi orta yaşlıydı, hatta ak saçlı biri bile vardı.

Müdire aniden ellerini çırpıp konuştu, “Buraya gelin çocuklar, size yeni sınıf arkadaşınızı tanıştıracağım!” Herkes sustu. Yedi ya da sekiz çift göz aynı anda Yao Si’ye baktı.

Vay anasını!

Sınıf arkadaşı mı?

Bunlar mı!

Yao Si’nin yaralı hırpalanmış sağduyusu bu son darbeyle parçalara ayrılmıştı.

Şaşkınlıktan kalakalmıştı, Müdire Yu’nun gittiğini fark etmemişti. Kendini toparlayabildiği anda, –oldukça büyük– çocuklarla çevriliydi etrafı.

“Demek yeni bebek sensin?

“Sevimli bile değilsin, buradaki en güzel bebek benim.”

“Yeni bebek, en çok hangi kan çeşidini içmeyi seviyorsun? Ben en çok yıldızlı gökyüzü canavarının kanını seviyorum.”

“Ben en çok uzaylı gezegenlerdeki canavarların kanını seviyorum.”

“Hıh, ne anlayacaksın sen, en lezzetli kan gizlenen canavarların kanı.”

“Yalancı, saklananların kanını içemezsin.”

“İçersin!”

“İçemezsin, babam içemezsin dedi.”

“İçebiliyorsun diyorsam, içebiliyorsundur. Hıh, seninle bir daha oynamayacağım.”

“Hıh, ben de bir yalancıyla oynamak istemiyorum!”

Tartışmaya aniden herkes katıldı, neredeyse arbede çıkıyordu. Dikkatleri artık Yao Si’de değildi, yavaşça önceki ikişerli üçerli gruplara ayrıldılar... Burada bir sorun yok muydu? Sanki gerçekten kreş çocukları gibilerdi.

Dikkatlice her birini inceledi. Bu sözde ‘bebekler’ alışık olduğumuz bebeklerden çok daha büyüklerdi. Kafası allak bullak olmuştu.

Yan Xuan’ın söylediklerini hatırladı. ‘Yeni doğan klon kan yerlilerinin, ilk uyandıkları zaman genetik hatıraları olur, zamanla silinikleşip unutulur.’ demişti. Klonların bilgi birikimleri tamamen sıfırlanıyordu da bu yüzden öğrenmeye kreşten mi başlamaları gerekiyordu?

Peki bu gülünç yaş farkını nasıl açıklayacaklardı? Mavi Gezegen’deki genlerin çeşitliliğinden dolayı mıydı?

“Vay, sende optik bilgisayarların en yeni modeli var.”

İri bir çocuk aniden yandan yapıştı. Buraya koşturarak geldiğinden neredeyse Yao Si’ye toslayacaktı. Neyse ki Yao Si tam zamanında kenara çekilmişti.

“Çok havalı.” İri kıyım fazlaca besiliydi, yüzündeki yağlar taşıyordu, vücudu top gibi yusyuvarlaktı. Optik bilgisayarındaki bakışları parıldıyordu. Kıskançlık dolu bir suratla dudaklarını büzdü. Doğuştan hatip gibi konuşmaya başladı, “Annemden defalarca rica etmeme rağmen almadı. Baban çok iyi davranıyor olmalı sana.”

Anne mi? Demek bu bebeğin vasisi dişi bir kan yerlisiydi.

“Hop, hop, yeni bebek.” Kolunuzu uzatıp ittirdi, gözleri hala kolundaki optik bilgisayardaydı. “Arkadaş olalım mı?”

“Niye?”

Yüzü azıcık bile kızarmadan, sanki bilindik bir şeyi açıklarcasına konuştu “Çünkü sende optik bilgisayarların son modelinden var.”

“...” çocuklar sözünü hiç sakınmıyordu.

“Hey, yeni bebek!” Yao Si’yi itekledi. “Arkadaş olursak optik bilgisayarında oyun oynamama izin verirsin değil mi?”

“Eee... Muhtemelen!”

Demek bu oyunlara düşkün bir bebekti. Hangi çağda olursa olsun, şişman otakuların bilgisayar oyunlarıyla ayrılmaz bir bağı vardı.

“Harika.” İri sınıf arkadaşı ellerini çırptı. “O zaman artık ikimiz arkadaşız, ben Zhu Hang! Herkes bana Bebek Zhu der, senin ismin ne?”

Zhu2... Bebek

Yao Si’nin dudağının kenarı seğirdi. Gururlu şişkoya bakıp kendi kendine düşündü, ‘Dostum, büyüdüğün zaman bu isim başına çok dert açacak!’ 

╮(╯﹏╰)╭

“Ben Yao Si.”

“Yao...Şı3...”

Kaka sesi çıkaracak olursan, kıçını kamçılarım!

→ . →

Şişko bir süre daha ismini söylemeye çalıştı, en sonunda ikisini aynı anda söylemenin imkansız olduğuna karar verip hiç utanmadan vazgeçiverdi. Hevesli bir suratla konuştu, “Yeni bebek, dişlerimizi kaşıyalım mı birlikte?”

Birlikte diş kaşımak da neydi? Gelecekteki çocuklar arasında oynanan yeni bir oyun muydu?

Şişko cevabını beklememişti bile. Yakasındaki yeşil butonumsu şeye tüm gücüyle bastırdı. Yerdeki boşlukta, avuç genişliğinde bir delik açıldı.

Bu... Bu efsanevi boyutlar arası butondu! Geleceğin teknolojisi harikaydı!

Şişko elini hemen deliğe sokup aranmaya başladı. Tıpatıp aynı iki eşya çıkardı ve birini Yao Si’ye uzattı. “Al, annem benim için aldı, hem de en sevdiğim renkte.”

Yao Si, şişkonun elindeki kenarları oval uzun nesneye baktıkça yüzü seğirmeye başladı.

“…”

Kim senle kemik kemirmek istiyormuş!  Güm! (╯‵□′)╯︵┴─┴

Diş kaşıma derken mecaz falan kullanmamış.

“Alsana hadi hadi!”

Kemiği almadığını gören şişko bir kere daha Yao Si’ye doğru uzattı.

Yao Si, üzerinde hala diş izleri ve tükürük olan kemiğe baktı, rahatsız edici bir ağırlık çöktü üzerine. “Yok... Yok sağ ol.”

“Olmaz öyle.” Şişko ayıplarcasına somurttu. “Annem uslu bebeklerin her gün dişlerini kaşıması gerektiğini söyledi, yoksa dişlerin pörsürmüş,” derken o sırada sivri köpek dişlerini gösterdi.

Yao Si tüm vücudunun hastalandığını hissetti, kan yerlilerinin azı dişleri içeri çekilebiliyor olmalıydı. Ne zamandan beri dişleri törpülemek gerekiyordu, gerçi buradaki asıl sorun bu iş için bir kemik kullanılmasıydı. Vampiriz biz, köpek değil!

“Dedim ya, bu benim en sevdiğim çubuğum. Annem benim için özel olarak aldı, kemirdiğin zaman hiç rahatsızlık hissetmiyorsun,” Şişko ikna etmeye çalışıyordu.

Çubuk... Ona böyle nahoş bir isim konulmasının herhangi bir mahsuru yok muydu cidden?

“Kemirmesem olmaz mı?” Yao Si bir adım geri çekildi.

“Eğer kemirmezsen kötü bir bebek olursun.” Şişko sabırsızlanmaya başlamıştı. İnatla, elindeki kemikle dürttü. “Bi’dene, bi’dene çok rahat! Cidden, yalan söylüyorsam köpek olayım.” Hareketleriyle taklit ederken konuştu. Kemiği ağzının içine tıkıp bilerek ısırıp “auuu” sesi çıkardı.

O sırada salyaları şelale gibi akıyordu, şiirlerde anlatıldığı gibiydi: "90 metre aşağıda berrak taşkın bir nehir akar."4 "Bir kahraman nasıl olur da yenlerindeki yırtıkları göz yaşlarıyla ıslatmaz?"5

Yao Si sinirden alnındaki damarların kabardığını hissetti. İstemeden ellerini yumruk yapmıştı 

Şişkonun eline zorla tutuşturduğu kemiği gürültülü bir ‘çat’ sesiyle ikiye kırmıştı.

Şişko şok olmuştu, tombul suratı şaşkınlıkla doluydu. Kemiği hala ağzındaydı, salyası hala akıyordu. Bakışları yavaşça Yao Si’nin elindeki kırık kemiğe kaydı, o sırada çatlağı andıran gözleri büyük damlalarla buğulandı, dudaklarını büzdü, burnunu çekti...

Dur! Şimdi şey yapmayacaksın değil mi....

“Uğğaaaa... Çubuğuum...”

Gürültülü bir çığlık havayı kesip geçti, göklere uzanıp var olan tüm huzuru böldü.

Ee, başı azıcık derde girmiş olabilir miydi?

Önceki Bölüm Tüm Bölümler
Çevirmen Notu

1. RMB: Çin Yuanı.

2.Zhu: Çincede domuz ile telaffuzu aynı. Yani 'Domuz Bebek'

3. Shi: Çince kaka demek.

4. "90 metre aşağıda berrak taşkın bir nehir akar.": (Wang Lu Shan Pu'dan) -Lu Dağındaki Şelaleye Övgü- Tang Dönemi şair Li Bai'ye ait

5. "Bir kahraman nasıl olur da yenlerindeki yırtıkları göz yaşlarıyla ıslatmaz?": (Shu Tapınağı Başkanı) Tang Dönemi şairi Du Fu'nun Shu Xian şiirinden alıntı. Başkan Zhu Ge Liang için duyduğu hayranlığı ve pişmanlığı anlatıyor.


Son iki çeviri notu hakkında hiçbir fikrim yok... Yazanı çevirdim.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (4)

6 puan
Solo1 gün önce
Üye
Ya ne zamandır bölüm gelmiyor bıraktınızmı lütfen daha fazla ilgi verin

36 puan
AdelMyron6 gün önce
Üye
Lütfen daha hızlı bölüm gelsin.en sevdiğim seri bu

36 puan
AdelMyron4 hafta önce
Üye
Ellerinize sağlık

6 puan
Solo4 hafta önce
Üye
Bu bölüm çok komikti😂😂😂😂ellerinize sağlık keşki birazda dışından konuşsa içsesler iyidirde cesur olanlar daha iyidir