POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 20: Galaksi'nin Ortak Dili

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 271
Tarih : 17 Kasım 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Aslında Yao Si mizaç olarak sinirli biri değildi, kin tutmazdı. Ancak bu durum birileri sınırlarını zorlayıncaya kadardı. Birileri o çizgiyi geçiyorsa, sinirli Yao Si'nin gazabına da hazır olmalıydı. Sorun çıkarmak istemeyişi korktuğundan değildi. Örnek olarak: Birilerinin bölüm sonu canavarını elinden almaya çalışması.

Az önce öldürüp yeniden doğma noktasına gönderdiği adamın resmi düzende koca bir grupla ona doğru geldiğini gördü.

Bunu görünce ilk düşündüğü şey: Oo, demek grubunu toplayıp da geliyorsun.

Elindeki kılıcı kavrayarak rahatlattı kendini. Tek bir adımla kalabalığın arasına daldı ve birbiri ardına öldürmeye başladı.

Hadi bakalım ilk dalgayı indirelim. Korkacak ne var ki, yap gitsin!

Benim bölüm sonu canavarımı ne cür'etle elimden alıyorsunuz? Bu kadar insan topladın diye kendini bir şey mi sanıyorsun!

O sırada yerde yatan her kan yerlisinin yüreği kan ağlıyordu. “…”

Ne oluyordu? Kimse bunu beklemiyordu. Tek bir şey demeden öldürmeye başlamıştı. Atalarının sorunu neydi?

Tabii ki karşılık verecek cesaretleri yoktu. Herhalde! Tüm kan yerlisi ırkının nefretini üzerlerinde toplayacak cesareti bulup da kim atasına saygısızlık edebilirdi?

Yani, tek yapabilecekleri yılmadan başlangıç noktasında doğup tekrar tekrar açıklama yapmaya çalışmaktı. Ancak istisnasız, her biri daha ağızlarını açamadan tek hamleyle öldürülüyordu. Bir şey diyecek olsalar bile, Yao Si kulak asmadan aynı şekilde katletmeye devam ediyordu.

Oraya Yao Si’yi geri götürmeye gelen inançlı kan yerlilerinin hassas cesaretleri yerle bir olmuştu. Tek yapabildikleri ekselanslarının tek hamlede öldürücü hamlelerini şaşkınlıkla izlemekti. Her hareketi o kadar isabetliydi ki sanki hareketsiz kabakları kesiyordu. Bir kaplanın enerjik ve güçlü vücudu gibi, öyle...

Ne kadar güzeldi! (İdollerine bakan hayranların mantığıyla.)

Olayların nasıl böyle olduğuyla alakalı sadece beş dakika kafa yormuşlardı, oysa yarım saattir ekselanslarının insan doğrarkenki kahraman edasını hayranlıkla izliyorlardı.

Üç yüz altmış derecede tek bir çirkin görüntüsü olmaz mıydı birinin! (+﹃+)

Yavaş yavaş kendilerini toplamaya başladılar.

Evet, muhtemelen ekselansları oyununu böldükleri için onları cezalandırıyordu.

Suçlamayı kabul ediyorlardı!

Bu kadarcık ceza neydi ki.

Yatalım, bırakalım da ekselansları sinirini bizden istediği gibi çıkarıp yatışsın. Hop, hop, hop niye mal gibi duruyorsunuz, ne yapıyorsunuz! On binlerce yıldır yaşayan küflenmiş bir canavarsın, ölüyü oynamaktan bu kadar korkman ne alaka! Sabit dur, sabit dur, böylece ekselansları bizi çok daha rahat biçecektir.

Herkes durdu. Zaten ekselanslarının önünde gösteriş yapıp da tüm övgüleri toplamasına izin verecek değillerdi. Hiçbiri Yao Si’ye direnmiyordu.

#İdollerinin karşısındaki bir grup hayranın naçizane hareketleri#

Düzinelerce kafa kesip de tek damla kan kaybetmeyen Yao Si, ilk başta hile gibi bir şey açtığını sandıysa da bir şeylerin yolunda olmadığından emindi artık. Niye tüm bu insanlar karşı koymuyordu? Yeni başlayan hesaplar güçsüz olsa da topluca saldıracak olsalar tek damla kanının akmaması mümkün değildi.

Yani...

Kavga etmek için değil de özür dilemek için mi gelmişlerdi?

Yerdeki ceset yığınına bakınca, samimiyetleri açıktı. Galaktik vatandaşlar ne kadar da kibardı!

(⊙ o ⊙)

Özür dilediklerini düşünen Yao Si’nin yanakları kızarmıştı, kılıcını kaldırdı bu kadarı yeterliydi.

Tamamen dolu olan envanterini düşündü, görev yapmaya devam etmenin manası yoktu artık. İlk oturduğu çimenliğe gidip oturumunun kapanmasını beklemeye karar verdi.

Boş çimenliğe baktıkça hüzünlendi. Başlangıç noktasındaki sayısız oyuncuyu hatırladı, artık tek kalan kendisiydi. Profesyonel bir oyun bağımlısı olarak tüm sunucu onun yüzünden gerideymiş gibi hissediyordu. Sonuçta geleceğe geldiğinden beri girdiği ilk oyundu bu ve daha çaylak köyünden ayrılamamıştı bile. Daha baştan kaybetmişti, düşündükçe kalbi sıkışıyordu.

Dünya kanalındaki oyuncuların kalbi çok daha acıyla sıkışıyordu. Söyleyecek hiçbir şeyleri yoktu.

Yao Si uzun uzun iç çekti ve dalgın dalgın etrafı izlemeye döndü. Bu sırada koca bir güruhun yaklaştığını gördü. Az önce hakladığı gruptu bunlar. Yao Si kaşlarını çattı, grupsa neşeyle ona doğru yürüyordu. Önünde saygıyla diz çöktüler ve sayısız çift gözle izlemeye başladılar.

Ataları artık onlara kızgın değildi demek ki, Hatalarını kabullenirkenki uysal tavırları işe yaramıştı demek ki!

Bakışlarının altında rahatsız olan Yao Si onu takip etmelerinin nedenini düşünmeye başladı. Belki de onları biçmesinden hepsi hoşnuttu, şiddeti de iletişim olarak mı görüyorlardı? Şimdi de gruplarına mı katılmasını istiyorlardı? Her ne kadar ortada dil engeli olsa da ona bakan gözlerdeki hayranlığı görmemesi mümkün değildi.

Bir süre daha bekledi ve bölüm sonu canavarını elinden almaya gelen ilk adamın boğazını temizleyip konuşmaya başladığını gördü.

Evet işte, onu gruplarına almak istiyorlardı! 

Karşısındaki adamın konuşma hızı yavaştı, tavırları içtendi, ses tonuysa kibardı. Yao Si bile konuşmasındaki iyi niyeti hissedebiliyordu.

Gerçi... Hala anlayamıyordu söylediklerini.

Hem sonuçta önemli olan insanın niyeti değil miydi? Bölüm sonu canavarı meselesini görmezden gelirsek, karşısındaki adam da aynı onun gibiydi. Diğer oyunculara göre seviyesi çok daha düşüktü ve çaylak köyünde geziyordu hala. Yao Si, oradaki herkesin aynı yolun yolcusu olduğunu fark etti. Böylece içten özürlerini kabul etti. Birlikte oynarlarsa belki de çaylak köyünden çıkıp etrafı keşfedebilirlerdi.

Karar verilmişti, artık onların grubunun bir parçasıydı.

Konuşmayı bırakmayan Yan Xuan yüzde yüz yirmilik özrünü sundu, ırklarının ekselanslarıyla buluşma isteğini dile getirerek ekselanslarına oyundan çıkmasını ima ediyordu...

...Aldığı cevap ekselanslarının karmaşık gülümsemesi ve uzattığı parlak nesnelerdi.

—Yao Si’nin iyi niyetinin bir göstergesi.

Anlaşabilmek için gösterilen ufak nezaket! Artık birlikte canavar avlayan sıkı dostlarız hepimiz. Destekleyici dokunuş!  (^o^)/~

Yan Xuan “…”

Bu ne anlama geliyor? Neden saygıdeğer ataları tek bir şey söylemeden eşya veryordu onlara. Hem de kutsal eşyalar.

Olayları anlayamadan Yao Si aniden ayağa kalktı ve kalabalığa yöneldi. Her kan yerlisine bir eşya verdi, ve her eşya da yadigardı.

Alın alın, çaylak eşyaları pek bir şey olmasa da en azından iyi niyetimin simgesi olarak kabul edin. Hepimiz yoldaşız sonuçta böyle aşırı nezaketin hiç gereği yok. Yao Si teker teker tüm itemleri dağıttı, kısa sürede envanterinin yarısı boşalmıştı.

Vay, geleceğin oyunları ne kadar da zeki, eşyalarını atamıyorsun ama hediye edebiliyorsun, Ne kadar da insancıl bir yaklaşım.

Kan yerlileri “...”

Ekselansları birlikte oynamak mı istiyordu, herbiri yeteneklerini gösterebilsin diye onları yanına mı alacaktı?

Σ(°△°|||)︴

Ekselanslarının verdiği eşyaların hepsi de yadigardı, öyle... Öyle dokunaklı ki!

Kan yerlileri heyecanlanmıştı. Gözyaşlarına boğulmak üzerelerdi. Koşup Yao Si’nin etrafını sardılar. Taşkın bir nehir gibi duygularını sunuyorlardı ekselanslarına.

Ancak ne derlerse desinler, gizemli bir gülümsemeyle sessizliğini koruyordu Yao Si.

Uzun bir süre sonunda, karşısındaki kimsenin anlamadığı eski mavi gezegen dilinde bir iki cümle söyledi.

“Utanacak bir şey yok, hepimiz yoldaşız. Hadi gidip katli... Aman... Hadi birlikte oynayalım.”

O sorada çaylak köyü hiçbiri alıcısına ulaşmayan sözlerle yankılanıyordu.

Çok fazla soru sordukları zaman Yao Si ellerine eşya tutuşturmaya başlıyordu. Madem bir tanesi yeterli değil, o zaman iki tane...

Yan Xuan, ekselanslarına kibarca oyundan çıkmasını söyleyip de eline bir tane daha eşya tutuşturulunca bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmişti.

Birbirlerine sessiz bir umutsuzlukla bakakaldılar. Yan Xuan bir adım öne çıktı.

“Saygıdeğer atamız?”

“Merhaba merhaba...” Gülümse, gülümsemeye devam et. 

“Ben Yan Xuan!”

“Yeterince eşyanız var mı? Bende bayağı var.” Daha çok eşya ver, daha çok.

“Ekselansları Yao Si’siniz değil mi siz?”

“Bundan sonra size güveniyorum yoldaşlarım.” Birlikte oynayalım, hep birlikte.

“Ekselansları, dediklerimi anlayabiliyor musunuz?”

“Sanırım yeterince malzeme vermiş olmalıyım, hadi gidip tavşan avlayalım...”

Oradaki herkes “…”

Aniden orada bulunan her kan yerlisinin aklında, korkutucu bir fikir oluştu.

Beşinci nesil saygıdeğer ekselansları, acaba... Belki de... Sanırım... Kuvvetle muhtemel...

Galaksinin ortak dilini anlayamıyor olabilir miydi?

İyi de o zaman bir ay boyunca,... Bunca. İnsan. Ne. Yaptığını. Sanıyordu?

Σ(°△°|||)︴

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu



Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (5)

20 puan
Solo2 hafta önce
Üye
Hala bölüm yokmu yaaa😱😱😱😱😱😱

1326 puan
LepiFro2 hafta önce
Üye
Sonundaaa yüzlerce yıldır yaşayan kan yerlilerinin kıt aklı sağolsun ortak dili bilmediklerini hatırladılar ("_")

29 puan
Rewnez2 hafta önce
Üye
Diğer bölümü verin !!!!!!!!!! lanet novel çok iyi :D

20 puan
Solo3 hafta önce
Üye
Yaaaa dediydim ben bunca zman yaşamışsınızda sanırım tek çalışan güçleriniz vücütsal şeyler ölmüş canım şu kızı babacığıyla bir buluşturun ya^~^ellerinize sağlık çeviri için umarım ellerinize kuvvet gelirde on bölüm birden atarsınız hehe^^

278 puan
deden183 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkür ederim 😎