POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 6: Kan Yerlisi Hanımefendi

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 282
Tarih : 05 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Dünya yok oldu... yok oldu… YOK OLDU! 

Yo, yo, yo bu gerçek olmazdı. Az önce parçalara ayrılan gezegen simsiyahtı. Dünya mavi gezegen değil miydi? Tek mavisi bile yoktu bu gezegenin! 

Gerçi… Yao Si’nin üzerinde olduğu uzay istasyonu gezegenin arka tarafındaydı. Işık almayan bölgesine bakıyorlardı, bu yüzden de siyah görünmesi oldukça normaldi. Hem, cidden de geleceğe geldiyse, bunca yıl sonra, Dünya’nın kaynakları tükenmiş olması doğaldı, yani renk değişimi o kadar da…

Hayır, Yao Si’nin korkunç gerçeği kabullenmesi mümkün değildi. Daha bitiremediği koca bir hard-disk dolusu TV programı, izleyemediği duvar dolusu animeleri, başlayamadığı telefon dolusu romanı vardı. Evden aceleyle çıkmıştı, daha kedisini besleyememişti. 

Hiç mi kedinin hislerini düşünen yoktu? Hiç mi içleri acımıyordu? 

Ve asıl konu, bu yaşa gelmesine rağmen daha hiç F şehrinin sınırlarını terk etmemişti. Gezemediği koca bir dünya vardı, ne demek yok oldu! 

“Bayan Yao, Bayan Yao?” Aniden birinin çekiştirmesiyle omzunda bir şey hissetti. 

“Ha...” Yao Si şok olmuştu ve sonunda düşüncelerini toparlayabildi. Beyni hala çorba gibiydi, bu yüzden bir süre sonra ancak bakabildi yanındaki kişiye. “Dr. Wang?” 

“Komutan Lu ve komutan yardımcısı geldi.” Dr. Wang kapıyı gösterdi. “Sana sormak istedikleri birkaç soru varmış.” 

Komutan ve komutan yardımcısı mı? Yani üssün birinci ve ikinci yetkili kişileri mi? 

Yao Si arkasını dönüp baktığında, sıkıntı ve suçlama dolu bir yüzün ona baktığını gördü. Karşısındaki adam siyah üniforma giyiyordu ve suratında ‘Bulaşmak isteyeceğin biri değilim.’ yazılıydı. 

Yao Si bir anda kasvetlendi, eee…

Bu komutana para falan borçlu değilim, değil mi? 

“Tanıştığımıza memnun oldum Komutan Lu.” Elini salladı ve selamladı. 

Dikkatli bakınca, komutanın arkasında birinin daha olduğunu fark etti. ‘Ödemediğin borcun var’ havasındaki komutanın aksine komutan yardımcısı çok daha kibar görünüyordu. Gülen bir yüzle selamladı. 

Lu soy isimli komutanın silueti aniden Yao Si’nin yanından geçip arkasındaki kişiyle konuşmaya başladı. “Gen analizi tamamlandı mı?”

“Tamamlandı, sonuçlar birkaç dakikaya elimize ulaşır.” dedi Dr. Wang 

“Tamam.” Elini kolunun üzerinden geçirdi ve optik bir ekran belirdi. Yao Si kullandığı şeyin taşınabilir bilgisayar gibi bir şey olduğuna karar verdi. 

'İş iştir.' gibi bir ifadesi vardı. Bir dosya açmış olmalıydı, gözlerini Yao Si’ye dikti ve sordu, “İsmin Yao Si mi?” 

“Evet." 

“Cinsiyetini, ırkını, yaşını, gezegenini ve gezegeninden sorumlu kişinin adını belirt.” 

Yao Si şaşırdı, bu… nüfus verisi toplama falan mıydı? Yine de uslu bir çocuk gibi cevapladı. “Kadın, Çinli, 28, gezegenim… Dünya, başkanı…” Kimin adını söyleyecekti…

“Dalga mı geçiyorsun?” 

Daha cümlesini bitiremeden komutan Lu kaşlarını çattı. Eğer konuşmadan önce borcu 5 milyonsa, artık 10 milyondu. 

“Bayan Yao, suçlamanın düşmesini istiyorsanız, daha iyi bahaneler bulmalısınız.” Bip sesiyle optik bilgisayarını kapatan komutan kınayıcı bakışlar atmaya başladı. “Üçüncü gezegen, Dünya, on binlerce yıldır yaşam formları için uygunsuz. Tüm galaksi biliyor bunu. Cezadan kaçmak için böyle bir bahane kullanarak 333 Numaralı uzay istasyonumu küçük mü görüyorsun?”

“Suçlama mı?” Yao Si'nin kafası karışmıştı. “Ne suçu?” 

“Söylememe gerek mi var?” Komutan Lu imalı imalı güldü. “Onuncu dereceden tehlikeli bir gezegene izinsiz girmek, birliğin gezegen imha planını ciddi bir şekilde etkilemek, birliğin kaynaklarını gereksiz kullandırmak. Bu saydığım ihlallerden tek biri seni Galaktik Mahkemelere şikayet etmem için yeterli.” 

Galaktik Mahkeme de neydi? 

"Bir dakika!" Bunu açıklığa kavuşturmalıydı. “Az önce bahsettiğiniz onuncu dereceden tehlikeli gezegen... Dünya’dan bahsediyorsunuz değil mi?” 

“Güneş Sisteminde başka onuncu dereceden tehlikeli gezegen mi var?” Komutanın sesindeki suçlayıcılık derinleşti. “Siz gençler hep kibirli, umursamaz... Anlayamıyorsunuz değil mi olayların ciddiyetini, ne sanıyorsun gezegen imhasını? Turistik alan falan mı? Takılacağın bir yer mi?"

Galaktik Birliğin kanunlarını görmezden nasıl gelirsin, böyle genç yaşta. Hangi ırka mensup olursan ol, dış işleri bakanlığınızdan bir açıklama bekliyoruz.” 

Olamaz! Olaylar nasıl dış işleri bakanlığına varmıştı? Hayatı boyunca gördüğü en kıdemli insan üniversite dekanıydı. 

"Şimdi... Diyorsunuz ki, Dünya’ya izinsiz giriş yaptım, görevinizi engelledim. Bu yüzden de suçluyum?” Komutan cevap vermedi, cevap belli değil miydi? “Ama ben zaten Dünya’daydım?” Orada doğdum ben, beni siz...” Kazıp çıkardınız. 

“Yeter artık, daha fazla boş laf yapma.” Komutan Lu sabırsızca sözünü kesti. “Sakin ol, uzun süre yatmazsın ama tabii yüzde iki maksimum hapisten de kaçamayacaksın.” 

“Dediklerimin hepsi doğruydu!” Burada ciddi bir haksızlığa uğruyordu! Yüzde iki hapis de ne demekti hem? Buralarda yıl hesabı yok muydu? 

“Değerli komutanım, abiciğim, dinleyin lütfen. Uzun süredir yer altında uyuyordum, belki bin, belki on bin yıldır. Daha buralarda zaman nasıl hesaplanıyor kavrayamadım ama sizin planlarınızdan çok çok daha önce...” 

“Yeter!” Lu Ren hiçbir lafına inanmıyordu. Tereddütsüz bir şekilde dönüp yürüdü. “Söyleyeceklerini Galaktik Mahkemeye sakla.” 

Sıçmıştı, işler hiç de iyi gitmiyordu. Vampire dönüştüğünü hadi kabul etmişti, peki uyuyup uyanınca Dünya’nın yok olması? Şimdi onu bekleyen şeyse hapisti... Bu kadar şanssız mıydı cidden? 

“Durun, komutanım...” Bir dinleyin de açıklayayım! 

“Komutanım.” Kenarda sessizce olayları izleyen yardımcı komutan Yao Si’ ye dönüp ‘endişelenme’ bakışı attı. Kolunu uzatıp kapıdan çıkmak üzere olan Komutan Lu Ren’i durdurdu. “Gördüğüm kadarıyla, yalan söylediğini sanmıyorum, belki de...” 

“Belki ne?” Komutan Lu’nun sert yüzü değişmedi. “Ne kadar sağlıklı ve güçlü olursa olsun, üçüncü gezegenin durumunu sen de gördün. Bu şekilde iki gün hayatta kalmak dahi mümkün değil orada. Nasıl gezegen imha planı daha karar verilmeden gezegende olduğuna inanalım?” 

“Tamamen... İmkansız da değil.” Yardımcı komutanın sesi sertleşti. 

“Ne demek istiyorsun? Lu Ren kaşlarını çattı. Aklına bir şey gelmiş gibi aniden gözleri büyüdü. “Şeyi mi kastediyorsun...” 

Yardımcı komutan başını salladı. “Kızı yerin birkaç bin metre altında bulduk, bir de orası üçüncü gezegen...” 

“Mümkün değil, sanki bilmiyor musun nasıl korumacıdırlar kendi ırklarına karşı? Irklarından birinin birkaç gündür burada bilinçsiz yattığını biliyor olsalar, uzun zaman önce birilerini gönderirlerdi.” 

“Ama... Kendilerini zaman zaman uyku komasına sokma huyları var.” 

Lu Ren kaşlarını çattı, bir kere daha dönüp Yao Si’ye baktı. Yüz ifadesi oldukça garipti. O kadar dikkatli bakıyordu ki Yao Si’nin suratına, sanki bakışları delip geçecekti kafatasını. 

Yao Si bu şekilde bakılmaktan stres olmuştu ve sıkıntılı bir şekilde kımıldandı. Sonraki saniye, hızlıca kafasını çevirdi ve kafasını emin bir şekilde salladı. 

“Dediğin doğru olsa da, bu kız değil.” Lu Ren’e göre bunlar sebepsiz endişelerdi. “Dediğini duydun, daha 28 yaşındaymış. Dediğin ırktan olsa, nasıl 28 yaşında olabilir?” 

“Yine de işimizi kış tutmamız gerektiğini düşünüyorum.” Yardımcı komutan ikna çalışmalarına devam etti, “Irkını hala bilmiyoruz hem bu sefer yakaladığımız, giriş ihlali yapan tek kişi de o değil, şey yapsak...” 

“Hayır! Geçen sefer gösterdiğimiz müsamahalar yüzünden iş yükümüz çok fazla artmıştı. Ne olursa olsun, bu ihlali ciddiyetle ele almalıyız.” Komutan duyduğu laflara sinirlenmiş olmalıydı, sesi on nota birden yükseldi. “Burada uzay istasyonumuzun gururu söz konusu! Kimi küçük asılsız endişelerini işine karıştırırsın? Yardımcı komutan olarak haysiyetin nerede?” 

“...” Yardımcı komutanın sarf edeceği sözleri boğazına düğümlenmişti. 

“Peh, kesinlikle inanmıyorum. Bizimki gibi büyük bir uzay üssü, geçiş ihlali yapan birini dahi halledemeyecek kadar aciz mi? Genetik test yapmadınız mı? Sonuç ne?” 

“Komutanım, sonuçlar çıktı.” cevap verdi Dr. Wang. 

“Sonuçları bana yollayın!” Komutan cümlesini bitirdikten sonra yardımcısının omzuna vurdu. “Wang hep boş yere evham yapıyorsun. Eğer gerçekten o ırktansa...” Dönüp Yao Si’ye baktı ve aşağılayıcı bir ‘hıh’ sesi çıkardı. “Burada, hemen şimdi, kaka yerim.” 

Optik bilgisayarını hışımla açarken söylemişti bu sözleri. 

Sonra ekranı okudu. 

Sonra... 

Yüzünden kan çekildi... 

Sonra, yüzü sarardı... 

Daha sonra kararıp siyah bir renk aldı... 

Elleri titremeye başladı, gözleri fal taşı gibi açıldı, o kadar açıldı ki neredeyse yuvasından fırlayacaktı. 

Öylece on dakika boyunca optik ekrana bakakaldı. Sonra ‘bip’ sesiyle ekranı kapadı. 

Sonraki saniyede, Yao Si’nin gözünün önünde gülmekten parçalanacak bir yüz vardı. Komutan Lu, Yao Si’nin sağ elini avucuna aldı ve ağzından bal damlatacak kadar tatlı bir sesle konuşmaya başladı, “Saygıdeğer Kan Yerlisi Hanımefendi, aç mıydınız? Susadınız mı yoksa? Biraz ördek kanı pudingi ister miydiniz?” 

Tavırları inanılmaz cana yakındı, sesi sayısız alçalış ve yükselişle oldukça da canlıydı. “Kakayı sıcak mı yememi istersiniz yoksa soğuk mu... Peh! Taze kanlı mı isterdiniz pudinginizi yoksa şoklanmış mı? İkisi de var.” 

Yao Si “…” 

Ney???? 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu



Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

255 puan
deden181 hafta önce
Üye
çeviri için teşekkürler

116 puan
OkuyucuS02 ay önce
Üye
Su kızın babası kim lan

42 puan
AdelMyron2 ay önce
Üye
Ya mükemmel kdkcldkckld Emekleriniz için teşekkürler 💜