Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk
Öğle Yemeği
“Yaptığın çok saçmaydı.” Kapüşonlu ajanın ağzından çıkan ilk
şey şikayet olmuştu. “Kendini tutmanın ne demek olduğunu anlamıyor musun?”
“Gösteriş yapıp göze batmamı isteyen senin patronundu, ben
de öyle yaptım.” Sitemli bir bakışla omuz silktim.
“...Sanırım bunu inkar edemem. Mümkün olan bütün dikkati
çektiğin doğru. Başka birisinin bundan daha iyisini yapabileceğini
düşünmüyorum.” diye iç çekti. “Bunu öyle güzel başardın ki, ölçüyü kaçırmak
üzereymişsin gibi hissettiğim için elimde olmadan şikayet ettim. Düşman
istihbarat ajanları, kesinlikle harekete geçecek ve kralıma aradığı fırsatı
verecektir.”
“Yani bu iyi yaptığım anlamına geliyor, değil mi?”
“Bu doğru.” Haloria bir kez daha iç çekti. “Her ne kadar
daimi görevlerimizi halledebilmek için bile personel eksiğimiz olmasına rağmen,
eminim şu anda kralım bize mutlu mutlu yeni emirler vermeye hazırlanıyordur. İş
arkadaşlarım onun için ellerinden geleni vermeye fazlasıyla hazırlar. Onun için
ölürler bile, o yüzden tek kelime bile şikayet etmeden görevlerini memnuniyetle
kabul edeceklerdir. Hatta fazladan görev aldıkları için muhtemelen gurur bile
duyacaklardır. Tabii ki ben de aynı şekilde hissediyorum, ama yine de iş iştir.
Çok fazla iş endişeye neden olur...”
“Ben... şey...” söyleyecek doğru kelimeleri ararken
takılmıştım. “Benim hatam.”
Sonunda pes ettim ve basit bir özür diledim. Ajan
Kapüşonoğlu, benden birkaç yaş küçük gibiydi. Benden genç birinin çok
çalışmaktan şikayet etmesini duymak beni utandırmıştı. Ona acımaktan kendimi
alamadım. Eveeet... Sanırım ona yardımcı olabilecek bir iki şey yollamalıyım.
Şu anda onun için kötü hissediyordum.
“Özür dilemene gerek yok.” diye homurdandı gizli ajan.
“Yanlış bir şey yapmadın. Yeni müttefikimiz rolünü mükemmel bir şekilde yerine
getirdin. Özür dilerim ve lütfen şikayetime aldırma. Sadece şikayet hakkımı
kullanıyordum.”
“Peki şey, bu bana bayağı sıkıntı gibi geldi. Eğer konuşmak
istediğin birine ihtiyacın olursa bana gelmekten çekinme. Leila ve ben, oturup
sorunlarını uzun uzun konuşarak sana yardımcı olmayı çok isteriz.”
“Aynen efendimin söylediği gibi, Haloria. Herhangi bir şey
danışmak istersen bana istediğin zaman gelebilirsin.”
“Teşekkür ederim... Çok teşekkür ederim efendim.”
Haloria hizmetçime teşekkür ederken sanki burnunu çekmiş
gibiydi. Teklifinden dolayı çok duygulanmıştı. Bir dakika. Efendim mi dedi o az
önce? Ben yokken ne oldu lan? Aslında, bir şey diyeyim mi? Bilmeme cidden gerek
yok, o yüzden sormayacağım bile. Görünüşe göre aralarında bayağı güzel bir
enerji var ve bu durumdan hoşnutlar da. Bana kalırsa, tek önemli olan şey de
bu. Ben otururken ve dövüşürken, birbirlerine bağlanmalarına her ne sebep
olduysa, aralarında kalabilir.
Teorilerimden kurtulurken zoraki bir şekilde gülümsedim, ve
önüme koyduğum aşırı büyük boyuttaki bifteğe doğru döndüm. Et parçası karşı
koyulmazdı---bir biftekten bekleneceği üzere, etten ufak ufak yağ ve diğer sulu
şeyler sızıyordu. Bir parçaya çatalımı taktım ve bir ısırık aldım. Aynı
şekilde, yanımda oturan Enne de, yanaklarını olabildiğince hızlı bir şekilde
dolduruyordu. Oyyy tanrım. Çok tatlı!
Sadece çok önemli kişiler için ayrılmış bir bölümde
oturuyorduk. Koltuklar genellikle, soylular ve aynı şekilde önemli diğer
kişiler için ayrılmıştı. Birinci sınıf masalar, tabii ki, birinci sınıf servis
görüyordu. Eğer bir şey istiyorsak tek yapmamız gereken, yakınlarda bulunan
hizmetçlerden istemekti ve onlar da bizim için getiriyordu. Önümüzde dizili
olan lezzetli biftekleri tam olarak bu şekilde almıştık. Hizmetçilerden yemek
isteyince, onlar da istediklerimizi arkadaki şeflere iletmişlerdi.
Turnuvayı yürüten kişiler cidden ellerinden geleni
esirgememiş, VIP’lerin en iyi tecrübeyi tatmalarından emin olmak için yerel
restoranlardan bir grup profesyonelleri tutmuşlardı. Ve bir VIP olarak, bunun
için minnettardım. Bir kral gibi muamele gördüğümü hissediyordum. Gerçi,
aldığım servis kralın aldığından çok çok daha düşüktü. Benim aksime o, süper
VIP olarak muamele görüyordu. Ayırttığı bölge, daha göz alıcı ve lükstü. Tabii
ki, oraya kılık değiştirmeden ziyaret etmem yasaktı. Bunu yapmak, Ypsilon
olduğum gerçeğini ortaya çıkarmaktan farksızdı. Kral bize, kabul edilebilir
seviyede bir misafirperverlik göstermek istediğini söylemişti. Eğer sırların
sır kalmasından çekinmeseydik, bizi kendi bölümüne memnuniyetle alırdı. Ve bu
yüzden VIP bölümüne oturduk.
“Maskeli adam bayağı güçlü görünüyordu. Kim olduğuyla ilgili
bir bilgin var mı?” Yakındaki soylulardan biri beni ilgilendiren bir soru
sorduğu için, kulaklarımı kabartıp konuşmayı dinlemeye koyuldum.
“Kralın tuttuğu paralı bir paralı asker olduğunu duydum.”
diye yanıtladı arkadaşı.
“Bir paralı asker mi? Sence benimle çalışmayı da düşünür
mü?”
“Sanırım düşünür, ama bana kalırsa kral ona uzunca bir süre
için ödeme yapmıştır, o yüzden beklememiz gerek.”
Ailemizin CIA ajanına döndüm ve fısıldayarak konuştum.
“Görünüşe göre her şey istediğiniz gibi gidiyor.”
“Tabii ki öyle. Kralım planını uygulamaya koydu mu, asla
başarısız olmaz. Düşmanlarını, daha yakalandıklarının farkına varmadan tuzağın
içine yürütme ve onları yok etmekte çok başarılıdır. Gücümüzün tam halini
görmediğine emin olabilirsin. Parçaların yerine oturma hızı, gittikçe daha da
artacak.”
Evet, bu kulağa gayet iyi geliyor. Aaa kraldan
bahsetmişken...
“Kralın burada olmasının iyi bir fikir olduğundan emin
misiniz? Zaten işi başından aşkın gibi görünüyordu.”
“Ne yazık ki, ifritlerin şefi bunu, halkın içinde görünebilme
fırsatı olarak değerlendiriyor. Kralımın aynı şeyi yapmaktan başka bir seçeneği
yok.”
Aaah... Demek bu yüzden. Anladım. Diğer adamı kontrol
altında tutmak için ortaya çıkarak, arkasından sağa sola yarı gerçekler
savurarak onu kötü göstermesini engellemesi gerekiyordu. Anladığım kadarıyla
siyaset, katılımcılarının rakiplerini lekelemek için ellerinden geleni yapmak
için tonla vakit harcadığı bir oyundu. Ve bu yüzden, bu büyüklükte halka açık
bir etkinlikte görünmek, taraflı propaganda şeklinde karalamaları önlemek
isteyen birisi için, hemen hemen zorunlu sayılırdı.
Phynar, siyasi rakibini kontrol altında tutmak için,
görünmek zorundaydı. İblis diyarı, zaten çatışmanın eşiğindeydi. Eğer kral
kalesine kapanacak olursa, ifritlerin şefi, fitili ateşleyecek doğru kelimeleri
söyleyebilirdi. Ve bu, iblis kralının göze alamayacağı tek şeydi. Rakibinin
aksine o, durumu, topyekün bir savaş çıkmadan sona erdirmek istiyordu.
“Öğle yemeği aramızın ortasında sizi rahatsız ettiğim için
üzgünüm ama, hanımlar beyler, beklediğiniz özel misafirler nihayet teşrif
ettiler!” Düşüncelerime dalıp gitmişken, araya şenlik sunucusu girdi. “Lütfen,
Kral Phynar’ı ve Lord Gojim’i sıcak alkışlarla karşılayalım!”
Stadyumun ekranı olarak iş gören uçan kristal küre,
kalabalık alkışa başladığı anda farklı bir açıya geçmişti. Şu anda kral ve her
zamanki gülümsemesine odaklıydı. Stadyumun süper VIP’ler için ayrılmış bakınca,
onun gerçekten de burada olduğunu görmüştüm. Buraya ne ara geldi lan bu? Az
önce orada olmadığına yemin edebilirim.
Varlığı, bir dizi dikkat çeken tepkiye sebep olmuştu.
Kadınlar fangirl gibi sesler çıkarmaya başlamıştı. Onu gördükleri anda
heyecanla çığlık atmaya ve ciyaklamaya başlamışlardı. Diğer yandan erkekler
ise, avazları çıktığı kadar yuhalamaya başlamıştı. Tepkileri, halkının onu tam
olarak nasıl gördüğünü anlamama çok faydalı olmuştu. Demek durum bu...
“Herkese merhaba! Karşınızda kralınız Phynar! Nihayet bugün,
hepimizin beklediği festivalin başladığı gün, o yüzden iyi geçinelim ve fazla
fazla eğlenelim.” Sarışın iblis, masum, çocuksu ve tasasız bir tonda
konuşmuştu. Konuşmasının ortasında durum benim olduğum tarafa döndü. “Etkinliği
herkes için biraz daha heyecanlık kılmak adına, bir arkadaşımı çağırıp işleri
kızıştırmasını istedim. Çok güçlü olduğu için, onu savaşırken görmekten
hoşlanacağınızdan eminim. Benden bu kadar. İyi eğlenceler!”
Satış konuşması için sağ ol.
“Teşekkür ederim Kral Phynar. Hanımlar, beyler, kralımızın
bahsettiği kişi, kılıcını bile çekmemiş, maçını sadece ve sadece kükremesiyle
bitirmiş, gizemli maskeli savaşçıdan başkası değil. Bir çoğunuz gibi ben de
onun aslında ne kadar güçlü olduğunu ve nereye kadar gidebileceğini görmek için
sabırsızlanıyorum. Kralınız konuştu. Lütfen onun için bir kez daha alkış
alalım!”
Seyirci, tekrar söyleneni yaptı ve kralı alkışladılar.
“Şimdi, ikinci özel misafirimizden küçük bir konuşma
alacağız.”
Ekran kraldan, kısa, kızıl asker tıraşlı saçlara, şahin gibi
keskin gözlere ve bir yılan kadar koca bir gülümsemeye sahip olan diğer adama
döndü. Öyle şişkindi ki, epey kalın kıyafetlerinin altından bile kaslarını
kolaylıkla seçebiliyordum. Saçma derecede kaslı vücudu ve iki metre boyuyla,
bir devi andırıyordu.
Phynar’da olduğu gibi, onun varlığı da bir dizi tezahüratla
karşılanmıştı. Ya da daha doğru söylemek gerekirse, savaş çığlığıyla. Arenanın
ezici çoğunluğu onu, kollarını kaldırıp avazları çıkana kadar bağırarak
karşılamıştı.
Öyle gürültülülerdi ki, yüzünü yanıma gömen kızı korkudan
yerinden sıçratmıştı. Dostum, ne oluyor lan? Kızımı böyle korkutmayın sizi beş
para etmez herifler. Oraya getirip boğazınızı kestirmeyin bana.
“Teşekkür ederim.” İfrit lordu konuşmaya başladığı anda
bütün tezahürat kesilmişti. “Bu sıcak karşılama için hepinize teşekkürler. Adım
Gojim, ve söyleyecek tek bir şeyim var. Bu yarışma, savaşçıların güçlerini
sergilemesi için var. Sergiledikleri yiğitliklerin tadını doyasıya çıkarın!”
Adam kolunu kaldırıp sözlerini bitirince, stadyumdaki bütün
erkekler tekrar alkışlamaya başladı. Alkış, kralın aldığı alkıştan çok daha
yüksekti. Sanki stadyumu sallıyor gibiydi.
Anlaşıldı. İfritlerin şef dedikleri adam bu ha? Statlarına
hemen bir göz atayım.
…
Ya da atmayayım? Bir bok göremiyorum. Büyüm, bir tür büyülü
kalkan tarafından geri püskürtülmüş gibi hissetmiştim. Diğer büyüleri genel
olarak iptal eden bir tür büyülü eşya mıydı, yoksa sadece analiz özelinde bir
püskürtme yapan bir şey miydi emin değildim, ama iki türlü de, büyünün
aktifleşmesini engelleyecek kadar güçlü bir şeydi. Bana mı öyle geliyor, ama
gerçekten de bir iblis lorduna mı benziyor? Bir iblis lordu kadar da karizmatik
görünüyordu. Ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum, ama durum her neyse, ana
fikir ortadaydı. Görünüş olarak iblis lorduna, hem benden hem de iblis
kralından daha çok benziyordu. Sikeyim, bunu düşünmek beni kimlik bunalımına
soktu. *** Pekala, bir şey diyeyim mi, benden daha çok iblis lorduna benzeyen
herif, siktir git. Bunu unutmayacağım. Günün birinde, senin olabileceğinden çok
daha iblis lordu olabileceğimi kanıtlayacağım.
***
“Görüşmeyelı epey oldu Phynar.” İfritlerin şefi, yanında
duran adamla küçümseyerek konuşmuştu. “Görüyorum ki hala aptal rolü oynuyorsun.”
“Çok zaman oldu Gojim. Ve ben de görüyorum ki, sen de hala
aptal suratlı kas kafalı rolünü oynuyorsun.” Kral her zamanki gülümsemesiyle,
diğer adamın cümlesini, onunla dalga geçerek tekrarlamıştı. Onu çok iyi tanıyanlar bile, yüz ifadesi
zerre değişmeden ağzına geleni söylediğini görse muhtemelen şaşardı.
“Hmph.” Gojim, hakareti homurtuyla yanıtlamıştı. “Bu diyarda
bana bunu demeye cüret edebilecek tek kişi sensin.”
“Ahhhh, seni zavallı, arkadaşsız küçük şey.” dedi Phynar.
“Senin aksine, etrafımdakilere benim hakkımda ne düşündüğümü sorduğumda bana
yalan söylemeyecek kadar duyarlı.”
“Acımayı hak edecek kişi ben değil, sensin Phynar. Kendi
adamların bile sana saygı duymuyor.” dedi Gojim. “Sana itaat etmeleri bile
başından beri bir gizem. Neden birisi, sadece bir çocuktan emir alsın,
anlamıyorum.”
“Muhtemelen bunun cevabı, adamlarımın kendi başlarına
düşünebilmelerinden kaynaklanıyor. Senin yanında toplanan aptalların aksine,
onlar sadakatle, itaat ve mutlak teslimiyeti karıştıracak kadar salak değiller.”
“Hah!” Gojim dalga geçer gibi bir ses çıkardı. “Özgüveninin
daha ne kadar devam edecek, göreceğiz. Kanı ancak bir çamur kadar berrak olan
bir paralı askerin, gerçekten de sana zafer kazandıracağını mı düşünüyorsun?
Düşecek, Phynar. Bu sadece an meselesi.”
“Vay canına Gojim! Ne iyi birisin! Ama sorun değil, merak
etmene gerek yok. Sahaya sürdüğün değerli küçük piyonlarından çok daha güçlü.”
“Kardeşlerimle alay etme çocuk!”
Her ne kadar iki adam hararetli bir tartışmaya tutuşmuş olsa
da ikisinin sesi de kalabalığın içinden duyulmuyordu. Tam önlerinde duran
şenliğin sunucusu bile, ikisinin psikolojik bir düellonun ortasında olduğunun
farkında değildi. Bu yüzden, arkasına dönüp onlara yaklaştıktan sonra bir
istekte bulunurken sırıtıyordu.
“İkiniz anlaşmamıza uyup, kalabalık için el sıkışabilir
misiniz?”
İstek, Gojim’in yüzünde bir anlık memnuniyetsizlik ifadesi
belirdi, ama verdiği söze uydu ve her şeye rağmen ondan istenen şeyi yerine
getirdi. Kristal küre bir kez daha, tokalaşmak için birbirlerinin eline uzanan
iki şeref konuğuna döndü.
Tokalaşmaları, görülmeye değer bir sahneydi. Adamlardan
biri, neşeli ama benzi atmış bir şekilde gülümserken, diğeri ise küçümseyen bir
şekilde sırıtıyordu.
“İyi şanslar Phynar. Yüzündeki uygunsuz ifadeyi görmek için
sabırsızlanıyorum.”
“Sana da iyi şanslar Gojim. Umarım son birkaç özgür gününün
tadını çıkarırsın, çünkü bu turnuva bittiğinde, hayatın sonsuza dek değişecek.”
Herhangi bir ses yayını olmadığı için, her ne kadar ikilinin
tokalaşması iyi niyeti yansıtıyor gibi görünse de kalabalığın ikisinin
birbiriyle ne konuştuğu hakkında hiçbir fikri yoktu.