POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 101: Gece Mesaisi

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 52
Tarih : 26 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Deli misin sen? Nasıl göstereyim sana yeteneğimi?”

“Uzatma, arkadaşlarına nasıl gösteriyorsan öyle yap!”

Adam gitgide aceleci bir tavır takınıyordu, ben de ne olacağını merak ederek herife bakıp göster dedim.

 

Yetenek İsmi

Özellikler

Dövüş Konsantrasyonu

- Dövüşçü Savaş Modu’na Girdiğinde Algısını Ve Konsantrasyonunu Sınırlarına Kadar Zorlar.

Seviye – Pasif Yetenek

- Çeviklik +50, Enerji +50

 

“Gerçekten Pasif Yeteneğe sahipsin! Ha! Ha! Ha belki bir umut olabilir artık!”

Adama bir hal geldi, zıplıyor hopluyor, tuhaf tuhaf hareketler yapıyordu.

“Al bu görev benden hediye, sen deli oğlan, kendi kendine Pasif Yeteneğini açınca bana gel hemen. Şimdi dışarı, dışarı işlerim var!”

Herif ite kaka attı bizi dükkândan dışarı, kepengi çektiği gibi topukları kıçına vura vura koşmaya başladı. Hiçbir şey anlamadım, elimde herifin tutuşturduğu görev taşı kendimi sokağın ortasında buldum.

“Bu neydi şimdi?”

Şükrücük bana sordu ama gel gör söyleyecek sözüm yoktu.

“Neyse, biz görev yapmaya gidelim en iyisi!”

Şükrücük cevabımdan tatmin olmamıştı ki yürürken konuşmaya devam etti.

“Yeğenim bu görevleri aldık da, nasıl yapacağız bunu?”

“İyi bir planım var, her şey yolunda giderse ikinizin de görevi on günü bulmadan bitecek!”

Ser verip sır vermiyordum, şu anda ki önceliğim sabahtan aldığımız görevlerdeydi.

“Max, senin Pasif Yetenek görevin ne?”

Toraman giderayak aldığım görevi merak ediyordu, hemen yanındaki Rimel’ in bakışlarından da aynı soruyu sormak istediği belli oluyordu.

“Çok tuhaf bir görev, bitirene kadar gece uykusu haram bana. Bu kadarını bilseniz yeter!”

Daha kendim çözememişken nasıl anlatabilirim, açıklamada yazan gece olmasını bekleden başka bir şey değil.

Gerçekten de durum buydu, ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazla söyledim.

Kasabayı çeviren surların güneyine açılan kapıdan dışarı çıktık. Güneş tepeden devrilirken, son bir gayretle ışıklarını altında yaşayan canlıları haşlaması için gönderiyordu.

Görev çok tanıdık bir Düşmüş grubuyla alakalı olduğundan hızla tünedikleri yere ulaştık, evet tünedikleri yere diyorum çünkü bir park duvarına en az on tanesi birden dizilmişti.

Ortasında süs havuzu, çeşitli yerlerinde fıskiye bulunan dev belediye parkında, Zalım avına çıkacaktık. Görevli bu görevi bilerek vermiş olmalı, ilk günden bizi zorlamamak adına daha önce çoğu kişinin yaptığı basit görevleri paslamıştı.

Yer gök hedef olunca Şükrücük kendini tutmadı, şöyle okkalı bir küfürü ortaya koyduğu gibi on kişi üstümüzdeydi.

Üç yüz Düşmüş öldürüp, yüz elli tane 50 kuruş toplamamız lazımdı. Başlangıç Köyünden bu tip moblara karşı tecrübemiz olduğundan ötürü hiç zorlanmadan görevi tamamladık.

Bununla da kalma niyetimiz yoktu, başından beri hiç atak yapmadan sadece darbe alan tankımızla onun üzerinde yetenek kullanan şifacımız için yorgunluktan bitap düşene kadar savaşmaya devam ettik.

“Öğlen başladım dayak yemeye, akşamın sekizi oldu ancak 1000 tane olmuş, daha geriye 999 bin tane daha var!”

Şükrücük, fizikken ağladığı kadar yıpranmamıştı, abartılı yetenek ve ekipman özellikleriyle idare edebilirdi.

Aslında genç kız daha kötü durumdaydı, durmaksızın yetenek kullanarak kendini sürekli en dipteyken zorlamak durumda kaldı.

Kasabaya dönme vakti, el ayak çekildiğinden hızlıca geri döndük ve görevleri gece on iki olup sıfırlanmadan teslim ettik.

Üç yüz altınımız daha oldu böylece, bunu da yemeğe harcarsak geriye 90.000 altınımız kalıyordu. Etrafa verdiğimiz görüntünün aksine cüzdanımız öyle boş değildi, istersek bir süre en kralından takılabilirdik.

Görev aldığımız handan çıkıyorduk, adımımı kapıdan dışarı tam atacaktım ki aklıma bir şey geldi.

“Görevleri önceden almamızın hiçbir yolu yok mu?”

İlk günün kıyağı bittiğinde sabahın bir körü kapıda sıraya girmem gerekecekti, yani varsa çaresi bilmek istiyordum.

“Bir yol var, görev başına iki yüz altın ödeme yaparsanız hemen şimdi bile alabilirsiniz ama unutmayın sabah altıdan önce yapmaya başlayamazsınız!”

Nasıl bir yere düştük; yat para, kalk para, nefes al para!

“Görevleri inceleyebilir miyim? Yarının görevlerini şimdiden alacağım!”

Masaya 800 altını bırakıp kızın önüme koyduğu kalın kitabı karıştırmaya başladım. İki öldürme ve onlarla bağlantılı iki toplama görevi almam lazımdı. Henüz seviye atlayamadığımızdan 25. Seviyeden aşağı moblara bakmak zorundaydım.

Kısa bir aramadan sonra kızında yardımıyla buzul bölgede geçen dört görev aldım, yarın kasabayı kuzey kapısından terk edecektik.

“İyi akşamlar!”

Ayrıldığımız gibi konuklama yaptığımız yere geldik, 1000 altınlık bir sofra kurup karnımızı doyurduktan sonra arkadaşlarım odaya dinlenmeye çıkarken, ben garip haritanın üzerinde bir anda beliren noktaya doğru yola çıktım.

İnsanlar görevlerini yapmış yataklarına çekilmişti ancak benim için Pasif Yetenek görevi yeni başlıyordu. Karnımı doyurduğumdan canım az da olsa yerine gelmişti, ilk noktaya varmam çok sürmedi.

Haritadaki yere gelince kafamda bir ses çınladı,

“Ağacı salla ve yapraklar yere düşmeden sadece yumruklarınla yirmi tanesini parçala!”

Tam yanımda orta büyüklükte bir ağaç vardı, yemyeşil yapraklı ve uzun dallara sahip. Dediğini yaptım, elden başka ne gelirdi ki?

Ağacı salladığımda gerçekten de yapraklar dökülmeye başladı, hemen ilk gördüklerime yumruk atmaya çalıştım. Bakın burası çok önemli, attım demiyorum, çalıştım diyorum çünkü çoğuna vuramadım, vurduklarımsa zarar görmeden savruldu gitti.

“Hayda, nasıl parçalayacağım ben bunları!”

Yumruğu salladığımda ufacıkta olsa rüzgâr oluyor, bu da yaprağı darbeden uzaklaştırıyordu. Neyse, ilk seferde başarılacak bir şey olamayacağını zaten bekliyordum, bir daha salladım ağacı.

Olmadı!

Bir daha!

Olmadı!

Bir daha!

Sabahın ilk ışıkları bulunduğum yere düşerken ağacı son kez salladım, uykusuzluktan şişmiş gözlerim ve yorgunluktan seğiren kaslarım bana limitimin bu olduğunu söylüyordu.

Birkaç yumruk salladım yine yapraklar benden kaçıyor, sonra güneş gözüme geldi ve ben de sırtımı dönerek arkama doğru bir yumruk çıkardım. Bu farklıydı, kolum öyle hafifti ki ne zaman gitti ne zaman geri geldi anlayamadım bile.

Ufacık bir çıt sesi duydum ardından, gözümü açtığımda yerde ikiye bölünmüş bir yaprak gördüm. Olmuştu, tüm gece uğraştıktan sonra bir yaprağı ikiye bölmeyi başarmıştım.

Yavaşça yere eğilip ikiye böldüğüm yaprağı aldım, bugünlük süre dolmuştu. Hiçte hızlı olmayan adımlarla geri döndüm, kasabaya girdiğimde sokakta uyumak zorunda kalmış insanlar dışında görünürde kimse yoktu.

Saate baktım beş buçuktu, odaya gidip bir yarım saat kestireyim dedim. Eski uykucular bilir, sabah o saatteki yarım saatin tadına doyulmaz.

Vardığımda bizimkiler en tatlı uykularındaydı, ekipmanlar üstümde ses çıkarmadan uzandım yatağa.

“Max yeğenim, Max yeğenim kalk görev yapmaya gideceğiz!”

“Abi beş dakika daha!”

“Kalk oğlum vakit geçiyor, saati sekiz ettik zaten!”

Sekizi duyduğum gibi fırladım yataktan, yarım saat diye yattık, iki buçuk saattir uyuyormuşuz.

“Abi neden kaldırmıyorsunuz?”

Üçü birden bastı kahkahayı, özellikle yanı başımdaki Şükrücük katılarak gülüyordu.

“Uyurgezer Rocky, yanına yaklaşılıyor mu? Yattığın yerden yumruk savuruyordun her yana!”

Hafiften bir gülümse benim de dudaklarıma kondu, duyduklarımın ardından fazla konuşmadan yüzümü yıkayıp yola düştüm.

 

Seriyi Güncelden takip etmek için – novelturkiye.com

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)