POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 102: Beklenmedik Olay

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 47
Tarih : 29 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bir saat kadar hafif tempo koştuk ama daha sonra mecburen yürümeye başladık zira yerler karlanmaya başladı. Bir süre sonra önce bileğe, daha sonra neredeyse dize kadar geldi karın yüksekliği.

“Max, ne keseceğiz burada?”

Tankımız ufaktan tedirginleşmişti, yer gök ıssız beyazlıktı.

“Abi, birazdan varıyoruz. Hem normal görev, hem de senin Pasif Yetenek görevin için çok iyi bir yer burası!”

Teskin edeyim derken daha da gerdim adamı, işin ucunda 999 bin darbe daha alması gerekiyor ve bugün öğleden sonra ilk günü doluyordu görevin.

Yarım saat daha bata çıka ilerledik ve dağın sırtında bir düzlüğe ulaştık. Bu sırada söylenen Şükrücük bir anda sustu.

“Bu nedir ya!”

“Nasıl abi, dediğim kadar var değil mi?”

Kocaman bir düzlük düşünün ve binlerce insanın deli gibi kartopu oynadığını hayal edin. İşte tam olarak böyle bir yere gelmiştik, dört görevimizde buradaydı.

“Hem kolayca günlük görevimizi yapacağız, hem de ikinizin Pasif Görevleri halledilecek. Belki Toraman bile feyz alabilir buradan!”

“Nasıl olacak bu iş?”

“Bak şimdi Şükrücük abi, sen biraz ilerleyip Düşmüşleri üzerine çekiyorsun. Ardından sanal kalkanını da oluşturup kendini korumaya alıyorsun. Rimel yeteneklerini kullanıyor, biz de Toraman ile beraber sana saldıran tipleri kesiyoruz!”

“Çok basit! Her kartopu bir vuruş sayılacak!”

Yüzü yine değişti koca adamın, haksızda sayılmaz, bu dayak yeme olayı bir peşini bırakmadı gitti. Elden bir şey gelmez diyerek yakındaki üç slotu çekerek başladı işe bizimki, ufak ufak gruplarla deneme yapmak istedik.

Üç oldu beş, beş oldu yedi, yedi oldu on, an itibariyle otuz kişi Şükrücük’ ün üzerine kartopu yağdırıyor. Bizimkinde tık yok, Rimel’ in desteğiyle beraber Pasif Görevini yapmaya devam ediyor.

Biz de boş durmuyoruz, Toraman’la beraber etrafı temizlemekle sorumluyuz. Otuz kişiyi indirmemiz 5, bilemedin 10 dakika sürüyor.

Yalnız görev çok basitmiş, hatta bazen insanları keserken şaşırıyorum. Kar yağmışta, bahçeye inip kartopu oynayan site sakini gibi görünüyor hepsi. Düşen eşyalarda eldiven zaten, yüz elli taneyi de kolayca toplarız gibime geliyor.

Nitekim iki saat on beş dakikada işlem tamam, ilk iki görev tamamlanmıştır. Haritadaki diğer nokta biraz daha içlerde, kese kese yolu açarak ilerliyoruz.

Çok değişen bir şey yok, yine karşımızda kartopu oynayan devasa bir kitle var ama sanki burası biraz daha gürültülü.

“Lan şerefsiz taş koyma içine!”

“Ahahahahaha, kafan mı yarıldı?”

“Lan oğlum buz atma!”

Seslere kulak verince berenin, kabanın içinde olanların tiplerine odaklandım ki, ne odaklandım.

“Açılın, geliyor!”

Partice son anda yana zıplayabildik, basamaklarına sekiz çocuğun oturduğu bir merdiven yanımızdan kayıp gitti.

“Abi hemen başlayalım, burası bizi yoracak!”

Sitesinin bahçesinden çıkıp binanın bulunduğu varoşun içine ilk defa giren çocuk gibiyim, etrafım zevk almak için değil, birbirine eziyet etmek için kartopu oynayan tiplerle çevrili.

Şükrücük işe uyanıp başlayana kadar iki grup Düşmüş bize döndü bile, ahlaksızlar ne bulduysalar sokmuşlar kartopunun içine.

Burada en fazla beş grup çekebiliyoruz, herifler vurdukça hırslanıyor, hırslandıkça adeta yağmur gibi indiriyorlar buzları Şükrücük’ ün üstüne.

Öfkesi hat safhada tankımızın, her on dakikada bir gazını almasam çiğ çiğ yiyecek herifleri.

“Abi az kaldı, biraz daha dayan!”

“Bak Rimel arkanda, ama fevri davranma!”

Diye diye bir saati bitirdik, işin ilginci buradan toplamamız gereken şeyleri neredeyse bitirdik. Görevimiz taş toplamaktı ve neredeyse her kartopunun içinde vardı bunlardan, hatta bazılarından iki tane düşüyordu.

Bu arada koca bir alanda kar kalmadı, moblar öyle canice saldırıyorlar ki yerdeki karı bitirdiler. Alan değiştirip devam ettik, en güzel tepsi veya leğende kayanlar ölüyordu.

Zaten hızla geliyorlar, Toraman sopayla bir yapıştırıyor bunlara, leğen bir yere içindeki başka bir yere savruluyorlar. Vallahi ben de dayanamadım, birkaç kere gelişine yapıştırdım plaseyi uzak köşeye.

Kesme hızımız düşmüş, tehlike oranı artmış ve malzeme toplama işi bitmişti. İyi ki kasabaya geç gelmişiz, tahminimce herkes ilk önce buradaki görevleri bitirmek için uğraşmış ve bu hengâme içinde birbirlerine girmişlerdir.

Sakin sakin takılabilmemiz hep işi ağırdan almamız nedeniyle oldu, son yirmi Düşmüş kala bu sefer öğleni biraz geçmişken işi bitirdik.

“İmdat!”

Derinden bir ses duydum tüm düşüncelerimin arasından, yerini keşfedemezsem de emindim onu duyduğuma.

“Bitti be!”

Bu Şükrücük’ ün sesiydi ama benim aklım hâlen derinden gelen kadın sesinde kalmıştı.

“Bitti Max yeğenim, hayırdır ne arıyorsun?”

“Abi az önce bir ses duydum, biri yardım istiyordu!”

Tüm parti duyduğum sesi aramaya başladık, on saniye geçmeden de geldiği yeri bulduk. Geniş düzlüğün sırtını dayadığı dağın yamacındaki bir saçak topluluğunun içinden geliyordu.

Adımlarımızı hızlandırdığımızda beş kişinin arasında kalmış bir kadın gördük, üzerinde Başlangıç Köyü içinde ilk uyandığımızda üzerimizde olan basit beyaz kıyafetler vardı.

“Neden bu yapıyorsunuz bana!”

Kadın acıklı bir şekilde haykırdı ama etrafındaki beş adam keyifle gülüyordu.

“Aptallar sizi, aranıza nifak sokup ayırdıktan sonra diğer arkadaşlarına da bunu yaptık. 500 Günahkâr kesmemiz gerekiyor ve sizin partiniz bunun 120 tanesini bize hediye ediyor!”

Durum vahimdi, nedenini bilmesek de kadını sıkıştırıp görev için kesiyorlardı.

“Bu yaptığınız delikanlılığa sığar mı ulan!”

Şükrücük hemen kendini öne atarak vaziyet aldı, ben ve Toraman’da savaş pozisyonuna geçtik.

“Sana ne lan hıyar, bak nasıl sığdırıyorum şimdi!”

Grubun içinden biri kılıcını kaldırıp yerde yatan kadının üzerine savurdu, aynı anda biz de ileri fırladık. Metalin metale çarpma sesi karla kaplı geniş düzlüğün üzerinde çınladı, Şükrücük kalkanının yeteneğini kullanıp sanal bir kalkan yaratmıştı.

Düşman ne olduğunu anlayamadığından ürkerek bir iki adım geri açıldığı gibi bindik tepelerine, hiç beklemeden direkt yeteneğimi kullanarak daldım aralarına. Diğer taraftan Toraman’da sopasını ölüm meleğinin tırpanı misali savuruyordu.

Sadece az önce kadını öldürmeye çalışan tip boştaydı ve kılıcını kaptığı gibi kadının üzerine yürümeye başlamıştı.

“Lan senin ecdadını!”

Neyse ki tankımız sanal kalkanıyla değil, bizzat bütün varlığıyla olay yerindeydi. Önce dev kalkanıyla darbeyi blokladı, ardından elinin tersiyle herife sağlam bir takat indirdi.

“Taş kesil ulan!”

Ardından narayı bir patlattı ki yer gök inledi, işin tuhafı Toraman ve benim savaştığım heriflerde donup kaldılar. Fırsat bu fırsat çiğ çiğ yedik herifleri, bir dakika içinde işlem tamamdı.

Yerde birkaç 15 seviye eşya ve ucunda buz rengi kristal olan bir asa vardı.

“Silahım, asam!”

Yerdeki kadın bitap halde olmasına rağmen, sürünerek asaya doğru ilerlemeye başladı. Kısa zaman içinde o kadar tuhaf şeyler oldu ki artık hangi birini takip edeceğimi şaşırmıştım.

Kadının hareketlendiğini gören Şükrücük bir hamlede asayı alıp ona verdi, evladına kavuşmuş anne gibi sarıldı kadın asaya.

Sonrası gözyaşı ama nasıl bir ağlamak, hıçkırıklara boğuldu kadıncağız. Yarım saat sürdü içini dökmesi, gözpınarları kuruyunca ancak durabildi.

 

Seriyi Güncelden takip etmek için – novelturkiye.com

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)