POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 103: Azdan Az Çoktan Çok Gidecek

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 51
Tarih : 29 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Vay namussuz, alçaklar!”

Şükrücük elini kaldırdığı gibi masaya bir indirdi, tabak çanak havalanıverdi. Aynı anlarda, buzul bölgede kurtardığımız kadın gözyaşlarını siliyordu.

“Elenora acını deşmek amacında değilim ama biz doğru mu anladık, bu adamlar sizin partinizi teker teker keserek yok mu etti?”

Tam karşımda bitmiş halde duran kadın, otuzlu yaşlarının ortasında gösteren siyah uzun saçlara sahip beyaz tenli bir insandı. Hikâyesini öyle bölük pörçük anlatmıştı ki bir kere daha doğrulamak zorunda kaldım.

“Evet, kasabaya geldiğimizde altı kişiydik. İlk günler fena geçmedi ama ne zaman ki paramız bitti, işte o zaman bunların tuzağına düştük. Dostça yanaştılar; konaklama paramızdan, yapacağımız görevlere yardım etmeye kadar hep elimizden tuttular!”

Kadının yüzünden aşağı birden fazla gözyaşı çizgisi iniyordu, yanındaki Rimel’ in verdiği suyu içmek için duraksadı.

“Böyle bir hafta geçti, sonra ‘artık Acı Evi görevini yapma zamanınız geldi ama bunu kendi partinizle yapmanız çok zor. Biz her seferde sizden birini partimize alarak yardımcı olacağız, ilk kim geliyor’ dediler”

Sonrası malum, bunları ıssıza çekip çekip kesmişler, partiden çıktıkları için iletişimde kuramamışlar birbirleriyle garipler. Her şey yerli yerine oturmuştu ama Toraman bir soruyla tüm fikirlerimi yıktı.

“Ölünce kasabada doğulmuyor mu?”

Olayın acıklı haline nasıl daldıysam bu ayrıntıyı tamamen unutmuştum.

“Burası Başlangıç Köyü gibi değil, ölünce azap çekip köyde dirilmiyorsun. Eğer burada herhangi bir nedenle ölürsen, ya 300 altın verip kasabada ya da mecburen öldüğün yerde geri doğuyorsun!”

Adamlar her şeyi hesaplamış, görev paraları yetmeyeceğinden onları ellerinden alıp konaklama ve yemeği kendileri ödemişler. Baktığın zaman nasıl bir yardımseverlik değil mi?

Boşuna ‘Cehenneme giden yol iyilik taşlarıyla örülmüştür’ dememişler!

“Şimdi ne yapacaksın?”

Toraman yeniden konuştu, sesinin tonu olanlar karşısında pek etkilenmemiş olduğunu bağırıyordu. Bunu benle beraber Rimel’ de sezmişti, kaşlarını çatarak homurdandı.

“Sorulacak sorumu bu şimdi?”

Bu genç irisinde Avcılar Kasabası’na girdiğimizden beri bir sıkıntı var ama bir türlü üzerine eğilip nedenini bulamadım, hazır sakinleşmişken bu işe bakayım dedim ama ne çare, hanın içine koşarak giren bir hıyar tüm planı mı bozdu?”

“Herkes kasaba meydanına gelsin, Kara Bilek Partisi çağırıyor!”

Hemen arkasından birkaç kişi daha girip aynı lakırdıları tısladı, kıçlarını yırtarmışçasına anırıyorlardı. Çıktıklarında arkalarından dedikodu sesleri yükselmeye başladı.

“Bu ne ya!”

“Kapa çeneni, konuşulacak vakit değil!”

Arkadaşını susturan kadının yanındaki başka bir adam sanki herkese duyurmak için konuşmaya başlayacaktı.

“Akıncılar bu sefer çok ileri gitmiş, Kara Bilek Partisi görevi bırakıp geri dönmüş!”

Herifin sesi kesilir kesilmez kavimler göçü misali handan dışarı akmaya başladılar, merdivenlerdeki seslere bakılırsa yan localardakiler bile hızla denileni yapıyordu.

Dikkatimi masaya verdiğimde Elenora’nın titrediğini gördüm, kadıncağız yeni yeni toparlanırken bir de bu çıkmıştı.

“Önce yemeklerimizi bitirelim, daha sonra bir gidip bakarız itlere!”

Belli ki amaçları biziz, bu nedenle şen yüzümüzü göstermeden hiçbir şeye başlayamazlar. 1000 altınlık sofra kurdurmuşum, çakallar istediği diye aç kalacak halimiz yok.

Yavaş yavaş yemeğimizi yiyip kalktık, han bomboş, meydana giden sokaklarda in cin top oynuyor sanırsın Çernobil.

Meydana bir geldik manzara vahim, binden fazla insan üst üste binmiş bekliyor. Sıralama taşının yanındaki yükseltinin üzerinde altı kişi var onların hemen altındaysa bugün ufaladığımız piçler.

“Akıncılar geldi!”

“Akıncılar geldi!”

“Akıncılar geldi!”

Arkalardan başlayan ses dalga dalga büyüyerek bekleyenlerin suratına çarparken, bizim için doğal olarak oluşan yoldan yürüyorduk.

Kafasının üzerinde Yamyam yazan siyah zırhlar içindeki herifle göz göze ilerledim, gevşek bir gülümseme vardı yüzünde. Herkesin üzerinde durmanın verdiği özgüvenle bakıyordu meydana, sıralama taşının önüne geldiğimizde ancak konuşmaya başlayacaktı.

“Beni dinleyin!”

Puştun sesi de gürmüş, yer gök inledi.

“Akıncılar birliğini daha önceden uyarmama rağmen bugün alt partimiz olan Haydutlar’ı haince tuzağa düşürüp kesmişler!”

“Bu iş kan davasına dönüştü, şimdi sizin safınızı seçme vaktinizdir!”

Yemin ediyorum, köyün ortasında ileri gelen ahali tarafından kumpasa düşürülen garip oğlan gibiyiz, etrafımız gitgide boşalıyor.

“Kara Bilek birliği üyeleri şu sefilleri gördükleri her yerde keseceklerdir, eğer sizlerden biri onlara yardım etmeye kalkarsa, tüm partisi onlarla aynı duruma düşer!”

Herifin yamacına toplanmış kalabalıktan bir gürültü koptu, belli ki birliklerinin ne kadar kalabalık olduğunu belli etmek istiyorlardı. Kasabanın yarısını kendi taraflarına çekmiş herifler, öğrendiğim kadarıyla kalanları da canlarına karşılık günlük haraca bağlamışlar.

“Her kim şu kadını bir defa keserse, 20.000 altın alacak!”

Yamyam’ın parmağı Başlangıç Köyü kıyafetleri giyen Elenora’yı gösteriyordu, istisnasız tüm gözler kadının üzerine çevrilmişti.

“Bitmedi, Akıncılar partisinden kestiğiniz her üye başına 5.000 altın alacaksınız!”

Adam bildiğin başımıza ödül koydu ya, bu sefer tüm meydandan bir sevinç çığlığı yükseldi. 5.000 az para değildi, dört kişiyi kesebilseler 20.000 altın ederdi ve bu bir partinin uzun süre nefes almasına yetecek bir miktardı.

“Gördünüz mü başımıza geleni!”

Parti kanalından dökülen sözcükler üçümüzün kulaklarına iliştiğinde arkamı dönmemek için kendimi zor tuttum, neyse ki Rimel’ in böyle bir niyeti yoktu.

“Elenora’nın yerinde ben olsaydım, bırakıp kaçacak mıydın?”

Bıçak gibi tiz ses parti kanalını kesip attı, öyle bir şeydi ki ensemdeki tüylerin hepsi dikildi. Kendi içimize döndüğümüzden meydandaki güruh iyice coşmuştu.

“Ölüm, ölüm, Akıncılar’a ölüm!”

“Kapılara gidin, nöbet tutmaya başlayın!”

Evlerin duvarlarına yaslanmış, sayıları yüzü bulmayan insanların dışındakiler, bizi çiğ çiğ yemek peşindeydiler. Kara Bilek partisi ortamı tam istediği hale getirmişti ama benim de iki çift lafım vardı.

“Kara Bilek Birliği!”

Şöyle bir kükredim.

“Hepiniz bize düşman mı oldunuz?”

Cevap kahkahalarla beraber geldi, içlerinden korkudan aklımı kaçırdığımı iddia edenler oldu.

“Demek öyle, Parti Daveti Elenora!”

Zaman bir süre akmadı sanki yüzünü göremesem de kadının tedirginliğini iliğime kadar hissediyorum.

“Kabul et, korunmak için değil arkadaşlarının intikamı için!”

Şükrücük bir adım atıp bana destek verdi, ardından Rimel’ in sesi geldi.

“Kabul et abla!”

Bu son söz vurucu darbe oldu, Rimel’ in kendisine abla demesinden sonra ‘Kabul’ dedi Elenora. Bu iş bittiğine göre sıra diğerlerindeydi.

“Bu günden sonra tüm Kara Bilek birliği düşmanımızdır, nerede görürsek görelim sorgusuz sualsiz keseceğiz!”

“Kalanlara gelirsek, ne yapacağınız umurumda değil ama partimin tek bir üyesine değil saldırmak, yan baktığınızı göreyim Cehennem ’in ikinci katına tek gidiş biletinizi keserim!”

“Azdan az, çoktan çok gidecek!”

“Gidiyoruz!”

Arkamı döndüm ve partimle beraber 100 Görev Han’ına yürümeye başladım, gelirken bizim için açılan ince yol, şimdi dört şerit otobana dönmüştü. Gözüm bir kenarda duran altı kişiye takılınca, kaygılı gözlerle bakan Jennifer’i gördüm.

Belki başından beri buradaydılar, belki de yeni geldiler ama içine girdiğimiz çukurun derinliği dünyalar güzeli kızı ürkütmüştü.

Olan oldu, biten bitti, zaman hayıflanma değil mücadele için güç toplama vaktiydi. Bir süre handa takıldıktan sonra, daha önce gerek duymadığımız iksir dükkânına gitmek için yola çıktık.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)