POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Cehennem Online Bölüm 113: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 114
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Amanın, belim!”

Sabah bir uyandım ki her yanım et kesmiş, soğuk soğuk uyuduk ama bunu hiç düşünmemiştim. Etrafıma baktım herkesin keyfi yerinde, bir bana mı soğuk oldu arkadaş?

Düşününce bir tek ben Tarzan gibi dolaşıyorum, kumaş zırh giyen iki üyemizin bile elbiseleri benim mintandan üç kat daha kalın.

“Max yeğenim ne oldu, belin mi tutuldu!”

Şükrücük hınzır hınzır gülüyor, makaranın kokusunu aldı ya. Köpekbalığı gibi burun var bunda, millerce uzaktan alır zaafın o tatlı aromasını.

“Yel girmiştir, yel!”

Tamam, birdiler iki oldular. Orta Anadolu kötü mizahının en iyi temsilcileri aramızdaydı.

“Yok bir şey, ters yatmışım biraz!”

Geçiştireyim diyorum olmuyor

“Gel bir çiğneyim ben seni, pamuk gibi olursun!”

Eşek kadar adam hiç utanmıyor, bokunu çıkarana kadar zorlayacak illa ki.

“Elenora bir yol açar mısın?”

Acilen şu dar alandan çıkmalıyım, yoksa çalım manyağı yapacağım bunları.

Dışarısı yanıyor, kendini kuma gömen yaşlılar gibi yere yapıştım. Kemiklerim biraz biraz ısınmaya başlarken, son durumumuzu kontrol etmeye başladık.

“Ben 25 olmuşum bu arada, siz de durum ne millet?”

İlk moblar yakın seviye olduğumuz için çok tecrübe vermemişti ama ikinci dalgadaki 30 seviye Düşmüşlerle Dev Kule sayesinde, bir günde 3 seviye artmıştım.

“Ben 28 oldum ama %20 kaldı 29 olmama!”

Büyücümüz mutlu görünüyordu, ilk gün sergilediğimiz performans sonrası tatmin olmuş gibiydi.

“Ben de 25. Seviyeye eriştim!”

Rimel yeni seviyesini söyleyince, tankımızda aynı seviyede olduğunu bildirdi.

“Sanırım Elenora’dan sonra en yüksek seviye bende. 26 !”

Başlangıç Köyü boyunca ana atak gücü Toraman’dı ve bu nedenle genç irisinin seviyesi bir puan önden gidiyordu.

“Pasif Görevlerden ne haber?”

Gülen yüzler aynı hızla soldu, dudaklar bükülüp yere doğru uzanmaya başladı.

“Max bu iş nasıl olacak? Koca gün dayak yedim daha 50.000 zor oldu, ben böyleysem Rimel kızımın işi daha zor!”

Haklıydı Şükrücük, 1 milyon sayısını ilk duyduğumda bana da bir korku çökmüştü ama olsun be, denemedik diyeceğimize 5.000 altın gitsin.

“Toraman, sen nasıl hissediyorsun!”

Görev almayan tek kişi Toraman’dı, benim gibi doğal yollardan gücünü uyandırmak istiyordu.

“Son savaşta parmaklarımın temas ettiğini hissettim, çok az bir şey kaldı!”

Metal parçalarıyla Dev Kule’ deki hoparlörleri patlatmak kolay iş değildi ve sanıyorum pasif yetenek bununla bağlantılı bir şey olacak.

“Yol bizi bekler, haydi düşelim o zaman!”

İlerlemeye başladık, sonu görünmeyen düzlük boyunca yavaşça yürüdük. Öğlene doğru, baktım olmayacak hadi koşalım dedim. Bir iki saatte koştuktan sonra önümüzü dev dağlar kapattı, aralarında beliren dar geçitten ilerlemeye devam ettik.

Sanırım ikinci bölümle, olduğumuz alanı ayıran yerdi burası, elimiz silahlarımızda soğuk rüzgârların estiği alanı geçtik.

Bir sıcak, bir soğuk, hiç iyi gelmedi. Bağırsaklar tam kapasite çalışıyorken içim dışıma çıkmak üzere. Neyse ki yarım saat sonra yeniden sıcak topraklara geri döndük.

Pek bir değişiklik yoktu, hatta inceden müzik sesi de geliyordu ama tınısı çok başkaydı. Nasıl desem eskilerden, böyle minibüsün kapısının elle kapatıldığı günlerden bir esinti gibiydi.

El mecbur yürüyoruz ama etrafta tek tük ağaçlar belirmeye başladı, tanıyorum Ceviz Ağacı bunlar. Derken deniz kokusu geliyor ama deniz yok.

“Değmesin yağlı boya!”

Ulan ne oluyor demeye kalmadan, tahta bir tezgâhı süren, bol paçalı pantolon giyen biri önümden hızla geçiyor. Gömleğin bağrı açık, ayıp olmasın diye son düğmeden tutturmuş herifçioğlu.

“Max yeğenim, bu iş hiç hayra alamet değil!”

Şükrücük tedirgin görünüyordu, önce bir iki, sonra her delikten fırlar gibi etrafımız insan doldu. Seyyar tezgâhlardan müzik sesleri geliyordu, geçmiş zamanda fırlamış gibi giyinmiş insanlar her yerdeydi.

“Bu ne be, eski Türk filmi gibi oldu etraf!”

Toraman çıkışınca kafamda bir ışık çaktı. Tam olarak olan buydu, parti üyelerimi toparlayıp güvenli sayılabilecek bir uzaklığa çekildim.

“Arkadaşlar görev ekranına bakar mısınız?”

Kalan on beş görev alt alta dizilmişti ve içlerinden biri bana göz kırpıyordu: Arabesk şarkıcısı kaset kapağı topla!

Arabesk müziğin altın çağını yaşadığı yıllara ışınlanmıştık adeta, acılısından acısızına tüm arabesk şarkıcılarının sesleri semaya yükseliyordu.

“Bu ne be, 300 Jiletçi öldür!”

Görevlerden biri de buydu.

“O bir şey mi bak bu ne diyor: 300 derbeder öldür!”

Toraman ile Şükrücük eğlenecek bir şey buldukları için nasıl mutluydular ama ben, çocukluğu arabesk sosuyla bulanmış olan ben çok kötüydüm.

Aslında bana vurmaması gereken furya, yaz tatillerinde illa bir ay köye gitmemiz nedeniyle isabet etmişti. Belki bilmeyen vardır, köyler en az 30 sene geriden gelirler. Buna itiraz eden çoktur ama ispatı da çoktur.

Ölmeden önceki son yaz gittiğimizde bile, o abuk sabuk ürün satan yerel kanalları izliyordu herkes. Ölümüne tartışırım diyeceğim ama zaten ölü olduğumdan çok uzatmaya gerek yok.

İki ana arabesk akımının müptelaları öldürüp, onlarla özdeşleşmiş iki eşyadan toplamalıydık. Nasıl olacağıysa tam bir muammaydı.

“Şükrücük abi senin yaşın bunları anlamaya çok daha müsait, nasıl olacak bu iş!”

Topu ihtiyar delikanlıya attım ve köşeme çekildim. Etrafta bir tuhaf hani, orman desem değil, park desem değil, büyükçe bir bahçeyi anımsatıyor biraz.

“Yeğenim ben İstanbul’a hayatımda iki kere geldim. Biri askerlik, diğeri de Gülhane Parkında halk konseri izlemek için!”

Şimdi buldum, ceviz ağacı, deniz kokusu boşuna değilmiş. Bir zamanların meşhur Gülhane Parkı’nın bir bölümündeyiz sanırım.

“Biz Orhan’cıydık yalnız, zaten adam pek canlı söylemezdi, ben bunun halk konserinin olduğunu duyunca atladım otobüse geldim. Tabii o zamanlar otobüsler bir fena, bildiğin konserve kutusundan hallice!”

Bir dokun bin ah işit diye buna diyorlar sanırım, kurulmuş oyuncak gibi başladı saydırmaya bizimki.

“Abi Jiletçi ve Derbeder diyor, bunlar diğer iki babanın adamları. Yok mu hiç tüyo?

Bilirkişi pozisyonuna geçen tankımız elini çenesine koyarak bir süre düşündü. Onu tanımayanlar derin muhakeme yaptığını sanabilirdi ama ben adım gibi emindim ki zaman geçirmekten başka bir şey yapmıyordu.

Bildiği bir şey olsa satmak için saniye geçirmezdi, bu susuşu hiç hayra alamet değildi.

“Şimdi, tabii ki belli başlı farklar var ama temelde hepsi hayatın sillesini yemiş, sistemin ötekileştirdiği, köyden büyük şehre geldikten sonra kendine ve topluma yabancılaşmış insanlar!”

Ağzım açık kaldı, sadece ben miyim bu durumda diye etrafıma baktığımda, tüm partinin şok içinde olduğunu gördüm.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

..


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)