POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Cehennem Online Bölüm 114: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 114
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Hop birader, sen ne dedin az önce!”

Şaşkınlığımızı atamadan çevrede dolaşan tiplerden biri yanımıza doğru meyletti, bununda gömleğinin bağrı açıktı ama derisi pötikareydi.

Çizgilerin yamukluğundan kendi elleriyle bu deseni yaptığını anladığımda, kesmemiz gereken moblardan birini bulduğumuzu anladım.

“Kimmiş ulan ötekileşmiş, küfür mü ediyorsun sen bize?”

Sanırım o tarihlerde pek kullanılan bir kelime değildi bu ve kendilerinden bahsedildiğini hayatın sillesinden anlayan eski okul fan boy, kötü bir şey dedik zannediyordu.

“Yeni geldiği şehirde hayata ayak uydurmaya çalışırken kentsoylular tarafından dışlanan insanların, kendilerini arabesk şarkılarda anlamlandırmasından bahsediyordum!”

“Bak hâlâ sövüyor, alırım ulan senin façanı aşağıya!”

Şükrücük üzerine koşan adama açıklama yapmak için ağzını bir kez daha açtı ama yarı yolda bir ağaç dalı tüm hızıyla Jiletçi’ nin kafasına inecekti.

“Ne konuşuyorsun abi, bas şamarı geç!”

Toraman icraatın sahibi olarak kısa bir açıklama yaptı, haklıydı da. Görevimiz onları kesmekken neden açıklama yapacaktık ki!”

“Şükrücük, burada savunma yapacağız! Yavaştan toplamaya başla şunları!”

İş başı vakti geldi, işçisin sen işçi kal tınılarıyla duruşumuzu aldık.

“Hey arabeskçi kırolar!”

Hasarı üzerine alıp düşmanı tutması için önce onları üstüne çekmeliydi ve bunun için hep tatlı dilini kullanırdı tankımız. Bu sefer çok zorlanmadı, iki kelime söylemesiyle beraber civarda gezinen tiplerin alayı üzerimize hücum etti.

“Sabit savunma düzeni alıyoruz, kızlar siz geriden destek vereceksiniz!”

Sırtımızı uzun bir duvara dayamıştık, bu gibi durumlarda sabit savunma düzenimizle sonuca gitmeyi tercih ediyorduk.

Derbeder ve Jiletçiler karışık olarak üzerimize hücum ettiler, seviyeleri 30 -32 arasında değişiyordu. Biz de artık 22 değildik, üç seviye bile savaş gücümüzde güzel bir artışa neden olmuştu.

Sadece bu jilet işi çok can sıkıcı, özellikle benim gibi yumruk yumruğa dövüşen biri için. Toraman sopayla yapıştırdığından dolayı rahat ama ben, elim kolum çizik doldu. Şaka değil bazıları epey derin, bu herifler kendilerini nasıl jiletliyorlar aklım almıyor.

Sadece jiletle bitse, Derbeder’ ler neyi bulduysalar onunla saldırıyorlar. Taş, sopa, ağaç dalı derken epey hırpalandım. Bir tane kılıçlı üyemiz olsaydı da ben serbest şekilde aralarında dolansaydım şunların, bak o zaman neler oluyordu.

Sabit beklemek zaman geçtikçe benim dövüş tarzıma ters olmaya başlıyor, zırhım yok denecek kadar az ve yeteneklerimin hepsi mobilite üzerine inşa edilmiş halde.

“İkili düzen alın, ben içlerine giriyorum!”

Bir yerden sonra dayanamadım, bunlar grup grup gelmiyor, kavgayı gürültüyü gören atıyor kendini içeriye.

Vurduğumdan çok yemeye başladım, el mecbur fırladım ileri. İçimi tatlı bir his kapladı, ayakuçlarımdan başlayıp kafama kadar vuruyor.

Sanki çok uzun zamandır beni bir zindana zincirlemişler de, şimdi serbest kalmışım gibi. Dövüş Modu aktif duruma geçti, hızım, görüşüm, bedenimin üzerindeki hâkimiyetimin arttığını hissediyorum.

İki eli yetmezmiş gibi ağzında da bir jilet taşıyan genç üzerime atladı, resmen uçarak geliyordu. Kendinden geçmişti, bende gelişine aparkatı yapıştırıverdim, ağzındaki jilet gırtlağına kadar kesti herifi.

Boğuk bir inilti çıkarıp öldüğündei Şükrücük’e doğru koşan insanların bakışları yön değiştirdi, yerde can çekişen halini hepsi gördüler.

“Öldürün!”

“Zalim düzenin maşasını öldürün!”

Bu ve buna benzer birçok sıfatı, ailemle alakalı küfürlerin içine ekleyerek saldırmaya başladılar. Körün istediği bir göz misali ben de onlara doğru hareketlendim.

Yeni silahlarımın kanla ıslanma vakti geldi. Düz bir çizgi boyunca ilerledim ve kalabalığın diğer tarafından çıktım. Ardımda bıraktığım yoldaki insanlar birer birer yere düşüyordu.

“Varoş Arabeskçiler, buraya gelin ulan!”

Şükrücük sahne ışığının hepsini kaptırmak istemiyor, insanların bazıları hızla o tarafa doğru yöneliyor. İki koldan Düşmüşleri telef etmeye devam ediyoruz, yaklaşık yirmi dakika sonra çevremizdeki kimse kalmıyor.

“İyi işti millet!”

İki mob çeşidinden de yüzer taneyi bitirdik, hızımız bir önceki alana göre epey artmış durumda.

“Lider, benim bir fikrim var!”

Parti içinde bana lider diyen tek bir kişi var, o da aramıza yeni katılmış olan Elenora, henüz alışamadım bu hitaba ama fena da hissettirmiyor.

“Dinliyorum Elenora!”

Ekibin kalanı da meraklanmıştı, ortaya yürüyen orta yaşlı kadının etrafına toplandık.

“Gördüğüm kadarıyla, senin yeteneklerin ve mizacın sabit durarak savaşmak için elverişsiz. Bu tezim Toraman içinde geçerli, her ne kadar sabitken senden başarılıysa da uzun sopasını savurabileceği bir alana sahip olsa yıkım gücü katlanarak artacaktır!”

“Ben derim ki parkın ortasına geçip savaşalım, bu şekilde ikinizin de verimliliği üst safhaya yükselir!”

Elenora sözlerini bitirir bitirmez Şükrücük başladı.

“Dört bir yanımız açık olunca sizi nasıl koruyacağım ben, hem senin sadece bir kere ölme hakkın kaldı!”

Aklımdakiler tankımızın dilindeydi, verim artarken risk katlanarak çoğalıyordu.

“Onu da düşündüm, etrafınıza bir bakın!”

Dediğini yaptık ama sadece uzakta yürüyen insanları görebildik.

“Ne görüyorsunuz?”

“Kendi halinde gezen Düşmüşler ve seyyar satıcılar!”

Toraman cevap verince, Elenora lafı istediği yere getirenlere özgü bir gülümsemeyle devam etti

“Tam olarak öyle, herkes kendi halinde, yani bu moblar pasif. Onlara saldırmadan önce kendimize bir siper yaparsak her şey kolayca halledilir!”

“Sen buz yeteneklerini kullanacaksın değil mi?”

Jeton hem köşeli hem paraşütlü çıktı iyi mi, düşene kadar neredeyse muhabbetin sonu geldi.

“Evet, buzdan duvar yaratamasam da bir iskelet oluşturursak onu rahatlıkla dondurabilirim!”

Bundan kolay ne var, her taraf dal taş, fikir de canavar. İnşaat başlasın!”

Parkın ortasına geldiğimizde bir ürperdi sardı beni, çok insan var burada. Şimdi saldırmaya bir başlasalar kaçmamız mümkün değil, çiğ çiğ yerler bizi.

“Tam buraya yapacağız!”

Bizim aksimize Elenora biraz daha kenarda, hafiften yüksekte kalan bir yerde duruyor. Çevre koşullarını gerçekten iyi analiz ediyor büyücümüz, ne çok içeride ne de önceki gibi uzak bir kenardayız.

Dört bir yana dağılıyoruz, kim ne taşıyabiliyorsa tutup getiriyor. Yarım saatte böyle geçerken malzemeler de yavaştan birikmiş vaziyette.

“Elenora, nasıl bir şey yapalım?”

Proje sahibine danışmadan işe başlanılmaz ama orta yaşlı kadın bir tuhaf duruyor. Sanırım istemeden yine ince bir yerlere dokundum.

“Ölmeden önce ben bir mimardım, hem de idealist bir mimar. Benim çizdiğim projeyi kimse değiştiremezdi, ya benim dediğim olacak ya da gidip başkasına yaptıracaklardı. Ne kavgalar ne restleşmeler yaşadım bu nedenle!”

Ne kadar ilginç bir tesadüf, bu yetenek işinde de bir düzen var gibi.

“Sadece o gün, kıyametin kopacağı gün, bu ilkemden taviz verdim. Lanet olsun size, nasıl biliyorsanız öyle yapın dedim ve şantiye alanından ayrıldım. Olmayacağını biliyordum, olsa bile kısa süre sonra bozulacağını veya birinin yaralanabileceğini biliyordum ama öyle kötü bir dönemdeydim ki…”

Orta yaşlı kadının da hikâyesini bu vesileyle öğrendik, yarasını daha fazla deşmemek için de siperin kaba inşasına başladık. Bildiğimiz kadarıyla bir şey yapıyorduk ama bir saat geçmemişti ki sert bir erkek sesi kulağımda çınladı.

“Siz ne yapıyorsunuz burada böyle?”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)