POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 72: İlk Yarışma Başlıyor

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 37
Tarih : 04 Nisan 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Adım adım ilerlerken gözümüz yarışmacıların puanlarının yansıtıldığı ekrandaydı, biten her mücadele sonrası değişen sıralama, bize çıtanın ne kadar yüksek olduğunu söylüyordu.

“Her vuruş on puan olmalı, iki dakika boyunca ancak yirmi kere mi vurabildi şimdi bu?”

Şükrücük hesap kitap işini kimseye bırakmıyordu yine, telle çevrilmiş alandan çıkan kızın ismi ekranın orta alt kısmında yanmadan önce biz ne yaptığını öğrenmiştik bile.

“Sen kaç puan yaparsın abi?”

Her seferinde iki dakika yarışma, bir dakika hazırlanma derken yarım saate ancak on kişi ilerleyebilmişti sıra ve görünen o ki bir bu kadar daha vakit sırada geçecekti. Boş durmaktansa hali hazırda başlamış rekabeti kışkırtmak daha eğlenceli geldi, sonuçta bir oyundu ölüm yoktu ki ucunda.

“Valla yeğenim, şimdi ne desem bilemedim!”

Ah senin bu kendini ağırdan satma pozların yok mu Şükrücük abi! Uzun kuyruğun sonunda olsak da, tüm dikkat iddia nedeniyle bizde olduğundan lafı sakız gibi uzatıyordu tankımız.

“Yani hiç olmasa 700-800 arası bir puan yaparım diye düşünüyorum!”

Çok ilginç bir şekilde insan içindeyken Şüko’nun aksan uçup gidiyordu, yedi göbek İstanbul asilzadesi gibi konuşmaya başlamıştı orta yaşlı adam.

“Sen en diyorsun Toro bu işe!”

Genç irisi ilgilenmiyor havasında takılmasına rağmen kulak misafiri oluyordu dönen sohbete, amacım ise sıkıcı bekleyişimizi neşelendirmek için onu da tartışmanın içine çekmekti.

“Değişen bir şey yok, o ne yapıyorsa iki katı!”

Yarışma herkese açık olduğundan ben ve Rimel’ de denemek istemiştik, genç irisi ise bizi tamamen görmezden gelip tek rakibi olarak gördüğü tankımızı ölçü alıyordu.

“Hey, yavaş atın biraz beyler!”

“Meydanı boş bulan savuruyor, biz burada iskele babası mıyız arkadaşım?”

Sıranın ön taraflarından yükselen homurtular gittikçe daha sert olmaya başlamışken nihayet önümdeki kişi sayısı bir elin parmaklarından az sayıya ulaşmıştı.

İlk önce Rimel yarışacaktı, partimizin içindeki en düşük savaş gücüne sahip olan kişi olarak bu onun kendi isteğiydi.

Bir an önce sırasını savıp olacakları izlemek istiyordu ve bu konuda da yalnız değildi, ben de çok umutlu olmadığım bu mücadeleyi es geçip iki erkek güzelinin düellosunu rahatça takip etmeyi arzuluyordum.

“İsminiz nedir?”

“Rimel”

“Sopanızı buyurun hanım efendi, ortadaki noktaya ulaştığınızda süreniz başlayacak. Bol şanslar!”

Başlangıç Köyü’ndeki satıcılarla ne kadarda farklıydı buradaki hostesler, ikisi de oyun dışı karakterler olmalarına rağmen bulundukları yere göre takındıkları tavırlardaki fark çarpıcıydı.

Partimizin şifacısı uzunluğu bir metreyi bulan sopayı sıkıca kavramış beklerken ilk köstebek hemen yanındaki delikten fırlayıvermişti, aslında müthiş bir fırsat olan bu durum genç kızın üzerinde bambaşka etkiler doğuracaktı.

Panikle çığlık atan Rimel vurmak yerine korku içinde sıçrayacaktı, izleyenlerin kahkahaları ile karşılık bulan bu hareketten sonra kendini toparlayamayan şifacımız, şaşkın ördek misali bir oraya bir buraya koşarak iki dakikalık süresini tamamlayacaktı.

“50 puan gayet iyi!”

Yüzü asılmış, alt dudağı sarkmış kızı teselli etmek için düşünmeden yalan söyleyiverdim, onu ilk defa görenler için gülüp eğlenmesi kolaydı ama nice badireleri beraber atlattıktan sonra biz salak bir oyun için kabalaşamazdık.

“Dönünde kendi götünüze gülün ulan ibişler!”

Onca laf işitmesine rağmen sadece Toraman’la ilgilenen Şükrücük’ de oluşan atmosfere sinirlenmişti, kendi üslubu ile alayına gider yapıyordu yine.

“Kes lan moruk, o kadar konuştuktan sonra ancak bu kadar mı yapabildiniz?”

Geri zekâlılar iki adamın arasındaki rekabeti tüm partimize mal ediyorlardı akılları sıra, ya sabır çekip puan tablosuna baktım ve oyun için odanın içine doğru yürüdüm.

“Efendim, sopanızı almadınız?”

“Gerek yok!”

Baştan beri planım buydu, uzun süredir ellerimle dövüştükten sonra bir sopa kullanmaya çalışmak, beni yavaşlatmaktan başka işe yaramazdı.

Israrcı olmadı hostes kız, demek oluyor ki yarışma için bir alet kullanmak oyuncunun inisiyatifine bırakılmıştı, Şükrücük abi bu senin hiç işine gelmeyecekti şüphesiz.

Aklımda türlü düşüncelerle işaretli yere geldiğimde derin bir nefesi ciğerlerime çekerek gözlerimi kapadım, deliğinden çıkan ilk köstebeğin sesini duysam da istifimi bozmayacaktım.

“Ha! Ha! Ha! Salağa bak!”

“Uyudu mu bu yoksa”

“Altına yaptı galiba heyecandan!”

Kulaklarımda diğer yarışmacıların sarf ettiği abuk sabuk sözler çınlıyordu ancak hiçbiri umurumda değildi, tek amacım güvenlik görevlilerini haşat ettiğim ruh halini yakalayacak bir yöntem bulmaktaydı.

On saniye geçtiğinde gözlerimi açıp ilk gördüğüm hedefe doğru yöneldim, çıktığı deliğe geri dönen bir köstebekti bu. Neyse ki geç olmadan kayarak yumruğu vurmaya başardım ona, ardından göz ucuyla sağımda beliren bir başkasına doğru yöneldim.

Yüzümü dönmeden adımlarımı yana doğru atarak gidiyordum, alışık olmadığım bu yöntem bu sefer hedefi kaçırmama neden olacaktı. Üstünde durmadım, arkamdan gelen sese doğru yöneldim, iki adım geri atarak belimden dönüp vurdum hedefe, aydınlanma anında gördüğüm hareketlerin akıcılığını arzuluyordum sadece.

Bir tane yumruk ve bir tane daha, 100. Saniyeye geldiğimde yüzüme yerleşen kocaman gülümsemeyle beraber hedeften hedefe doğru rüzgâr gibi savruluyordum.

İkinci defa aynı duruma sürüklenmiştim ve bu sefer ilkinden daha doğaldı hareketlerim, olması gerektiği gibi değil, sanki hep böyleymiş gibiydi birkaç darbem.

Süre dolduğunda tatmin olmuş bir ifade ile çıktım oyun alanından, hareketlerim mükemmel miydi tabi ki hayır ancak çok önemli bir şeyi anlamıştım. Bu benim bilmeden de olsa kazandığım bir özelliğimdi, henüz mükemmel olmasa da çalıştıkça, denedikçe ilerleme kaydedebilecektim.

“Tebrik ederim Max Bey, şu ana kadar elde edilen en yüksek puana ulaştınız!”

Hostes konuştuktan sonra ancak kafamı puan tablosunun olduğu büyük ekrana çevirecektim, listenin tepesinde Max yazıyordu ve karşısındaki sayı 620 idi.

Beş adıma beş adım genişliğindeki bir alanda sadece yumruklarımı kullanarak yaptığım vuruş sayısı iki dakika içinde 62 olmuştu, hiç de fena sayılmazdı değil mi?

Daha önceden dangalaklık derecesini aşan sözler eden kalabalık güruh sustuğuna göre epey iyiydim, en azından onların sopa ile yaptığı skordan çok daha fazlasını sadece ellerimi kullanarak başarabilmiştim.

“Ne ettin sen böyle yeğenim?”

Sırtıma vurarak konuşan Şükrücük’ de beğenmişti performansımı, her ne kadar suratında seni rahat geçeceğim ifadesi olsa da, en azından bir takdir etmeden geçmemişti beni.

“İsminiz?”

“Adım Şükrücük!”

Tankımız kendini tanıtırken sesinin ayarını sonuna kadar açmıştı, sadece yarışmanın yapıldığı yer değil neredeyse tüm giriş katı inlemişti müthiş ismi ile.

“Buyurun sopanız!”

“Mersi canım!”

Şükrücük benim aksime yarışma için verilen ekipmanı alacaktı, o bir silah kullanıcısı olduğundan dolayı bu durumu gayet normal karşılamıştım.

“Sözünü unutma sakın, ikincinin iki katını yapamazsan ben kazanmış sayılırım!”

Tankımız ortadaki noktaya doğru yürürken aniden durup, yanı başımızdaki Toraman’a bakarak son sözlerini söylemek için bize dönmüştü.

“Hodri meydan, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!”

Yine yapmıştı yapacağını orta yaşlı adam, yanakları al al olan genç irisini barut fıçısına döndürmüştü en sonunda. Kendisi sinsi sinsi sırıtarak başlangıç noktasına geldiğinde çok rahattı, üzerindeki alakasız zırh takımlarının tuhaf görünüşüne aldırmadan bir kralın heybeti ile ilk hedefini bekliyordu.

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)