POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 86: Son Kat

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 152
Tarih : 23 Mayıs 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

İlk saldırısından sonra durakladı Şükrücük, etrafına şöyle bir bakındı. Aksak adımlarla üzerine atılan kalabalığı izledi bir süre, yüzünde tatsız bir ifade vardı.

“Beraber içtik, eğlendik, bağırdık, çağırdık ama sizi öldürmem lazım. Söz veriyorum, Patron denen o ibineden intikamınızı alacağım!”

Kalkanını çektiği gibi önceliği alarak daldı sarhoşların arasına, ayakta zor duran tipleri teker teker öldürdük. Bu sırada kozmetikçilerde geri dönüyordu ancak biraz öfkeli gibiydiler.

Rimel’ in sahte duyurusu sonrası, efendilerine isyan ederek gittikleri yerde hayal kırıklığına uğramış yüzlerce kadın gözlerini karartmıştı.

“Abi kaç, Çin novellerindeki vahşi yaratık gel gidi bunun yanında halt etmiş, önlerine bir katarlarsa kemiğimiz kalmaz!”

Saldırıyı göğüslemeye kalkan tankımızı ensesinden yakaladığım gibi başladım koşmaya, eski dostumuz Çinliler gibi böl ve yok et taktiğini uygulamamız icap ediyor şu anda.

Yol ayrımı, giriş çıkışı uzak dükkânlar, biçilmiş kaftan oldu. Peşimizdeki kalabalığın küçük miktardaki gruplara bölündüğünü fark edince dönüp vurduk. Dedim ya zombi olunca kafa gitti bunlarda, ikiye bölünüp bir çevirseler sıkacaklar ümüğümüzü ama kontrol altındaki insanlarda o kafa nerede?

Vur-kaç yaparak erittik kalabalığı, genel mantığı da çözdüğümüz için bir sonraki kata daha özgüvenle ilerledik. Zemin kattan birinciye çıkınca az da olsa zombi sayısında azalma olduğunu fark ettim, şimdi ikinci kata bakınca bunun tesadüf olmadığına emindim.

Hiç yoksa bir önceki kata nazaran %10 azalıyordu zombiler, tuhafıma gitmedi değil. Patron’a yaklaştıkça artması gerekirken, tam tersine azalıyordu.

Vardır bir numarası diyerek kıyıma devam ettik. Üç kaç, bir vur stiliyle katı baştan sona dolaştık. Yumruk makinasının önüne geldiğimizde biraz durduk, tanıdık yüzleri görmek biraz hüzünlendirdi bizi.

İllegal bahis çetesinin üyeleri tam gaz geliyorlardı, misafiri buyur etmek dışında ne yapılabilirdi ki bu durumda. On saniye geçmeden yolladık gitmeleri gereken yere, ardından gelen yarışmacı kalabalığını da peşi sıra arkalarına takıverdik.

Altı kişi kalmıştı büyük alanda, oturdukları bankta yumrukları sıkılı vaziyette duruyorlardı. Deli gibi terlemişlerdi, üzerlerindeki baskının işaretleri yüzlerinde çıkan damarlardan okunuyordu.

“Boksörler!”

Saldırmıyordu bu kişiler, dişlerini sıkmış bize bakıyorlardı.

“Bu nasıl bir irade gücüdür!”

Şükrücük manzara karşısında dayanamadı, yanlış hatırlamıyorsam cehenneme düştüğümüzden beri ilk defa bizden başka birini övmesiydi bu.

Haksız değildi tankımız, alışveriş merkezi içindeki tüm insanları zombiye çeviren Patron’a karşı direniyorlardı. Hiç kolay olmadığı açıktı, her an kendilerini kaybedecekler gibi görünüyorlardı.

“Öldür!”

Derken orta yaşlı antrenörün ağzından hırlamayla fısıltı arası bir ses çıktı, dikkatimi ona vermiştim.

“Çabuk, öldür bizi!”

Yarışmadaki en büyük rakibimdi konuşan, üzerindeki kapüşonlu zımbırtı ter içinde kalmıştı. Çok sinirlendim, yenilseler bile sporcu ahlaklarından taviz vermeyen adamların düştüğü hal canımı çok sıktı.

“İstediğiniz gibi olsun, en azından hak ettiğiniz biçimde olacak!”

Her birine Durdurulamayan Yumruk yeteneğimi kullanarak vurdum, tek vuruşta acılarına son verdim.

“Üst kata çıkıyoruz, biraz sert olmanın vakti geldi!”

En az insan olan kata gelmiştik, bunun dışında az önce yaşadıklarımızın da etkisiyle vur-kaç işini bıraktık. Ok başı şeklinde dizildiğimiz şablona uyarak bir uçtan diğerine yarıp geçtik.

Yarışma alanlarındaki zombiler diğerleri gibi değildi, yanlarına gitmedikçe kalabalığa karışarak yerlerini terk etmiyorlardı. Bu seferde aynısı olmuştu. Ruhsat alsalar, cinsinde hafif ticari yazacak adamlarla dolu alandan bir kişi dahi eksilmemişti.

“Vay vay vay kimleri görüyorum, âlemin en delikanlı erkekleri buradaymış!”

Sap döner keser döner, gün gelir hesap döner demişler ama bu kadarda erken olacağını beklemezdim. Şükrücük kalabalığın arasından belirli tipleri hemen seçti, eliyle işaret ederek manav tezgâhından mal seçer gibi kendine ayırdı onları.

Kalkanını kaptığında arkasında belirdik, sağ olsunlar bize zahmet çıkarmadan yığıldılar üstümüze. Seyircilerle beraber 100-150 kişi anca varlar, yerimizi terk edip sağa sola kaçışmaya gerek görmedik.

Her seferinde bir adım saat yönüne dönerek gerçekleştirdiğimiz savunma düzenimizle, çarka giren buğday taneleri gibi kırdık enayileri.

Sinirimizin geçmesi için tam olarak bu lazımmış, alt kattaki sahnenin hüznü yavaşça silindi üzerimden. Ayrıca bazı şeyleri anlamamı da sağladı bu kat, savunma şeklimiz epey iş görüyordu ancak eğer zombi değil gerçek mob olsalardı işimiz zordu.

Adamlar ayı gibi, ilk darbede ölmeyip her hangi birimizi çekip düzenden ayırsa kabak çiçeği gibi açılacaktı kurduğumuz formasyon. Kalıp olarak iri ve fiziksel güce dayanan rakiplere karşı ek önlemler düşünmeliyiz ileride.

“Gel buraya gel, tokat manyağı yapacağım seni!”

İri moba ne hacet tankımız çoktan kopup gitmişti, tokat atıp çekilen ilk yarışmacıyı yakalamaya çalışıyordu. Elinden kaçırması mümkün değildi, ümüğünden yakaladığı herifi seri tokatlamaya başladı bizimki.

Hırsı büyüktü ama zombinin dayanıklılığı yetmedi çözülüp gitti ellerinde, durmadı Şükrücük birkaç kişi daha vardı hedefinde.

“Yavaş abi, unvanın tokatçıya dönecek yoksa!”

Katı temizlediğimizden oturup görsel şöleni izlemeye koyulduk, çılgın Şükrücük tokat yarışmacılarını coşturuyor.

Neyse ki çok sürmeden işini bitirdi, üstümüz başımız epeyce pislenmişti bu süreçte. Elini uzatınca kendisi akan lavabolu tuvaletlere gidip hallettik işimizi, ayrıca söylemem gerekiyor cehennemde bile tuvalet kullanmayı bilmiyoruz. Yine hayvanın biri kapağı kaldırmadan işemiş.

Söve söve çıktım dışarı, üçüncü katın ortasında toplanarak son durumumuza baktık. İksirler yerli yerindeydi, tüm değerlerimiz dolana kadar bekledik, ardından medeniyetin sembolü yürüyen merdivenle üst kata çıktık.

“Kaç kaç kaç kaç!”

İlk söz bu oldu ağzımdan çıkan, daha önce hiç gelmediğimiz yeri gördüğüm an inmedi indi kafamdan aşağı. Ben bunu nasıl unuttum, alışveriş merkezinin en üst katında ne olması gerekiyordu. Tabii ki yemek katı.

Öyle doluydu ki anlatamam, sadece örnek verebilirim. Karne günüyle, dini bayramın ilk gününün aynı zaman denk geldiğini hayal edin, iğne atsan yere düşmüyordu.

“Max, yeğenim ne yapacağız!”

Sesinde aşk var bir ben görüyorum diyor ya, ben altına doğru doldurmanın kokusunu almıştım tankımızın sözlerinden.

“Ses çıkarma abi, yoksa halimiz yaman!”

Nasıl yemek yiyorlar anlatamam, sanırsın ki son günleri. Elinde tepsiyle dolaşanlar birbirlerini ters ters kesiyor, bir yanda da kalkacak gibi olan masaların etrafında ring atmayı bırakmıyorlar. Çocukluktan henüz yeni çıkmış ergenler dört bir yanda, şansımıza sinemada bu katta olmasın mı?

Mahşer yerini görmüş biri olarak, burası bir bilemedin iki kademe düşüğü bana göre. İçim sıkıldı, düşüp bayılacağım.

“Max abi, ne yapacağız!”

Aynı soru başka bir ağızdan geldi, Rimel içimizde en çok etkilenendi zira kendisi de buraya gelmeden önce onlardan biriydi.

“Daha kata girmedik, bizi fark etmediler. Burada durup bir plan yapacağız ama baştan söylemek zorundayım, bir hakkım varsa helal olsun hepinize!”

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)