POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 90: İlk Adım

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 37
Tarih : 30 Mayıs 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kaba hesap yaptığımız alışveriş neredeyse doğru çıktı, bir iki parça kitap boşta kalsa da sıkıntı yoktu zira dükkânlar aynı fiyata geri alıyordu bizden eşyaları.

Silahlara da otuz bin harcadık, ardından kalanlar bizim gibi şanslı olmadığından iksire abandık biraz, derken lafın kısası yüz bini başlangıç köyüne yatırdık.

Bir gün böyle geçti gitti, sonra ikinci katmanın ilk partisi köye döndü. Obur bosslar da takılmışlar, yardım istiyorlar.

“Şükrücük abi, sen gençlere zamanlama işinde yardımcı olur musun?”

Musun fazlaydı biliyordum, tankımızın arayıp bulamadığı fırsattı bu. Fırladı gitti diğerleriyle, partiye katılmadan dışarıdan destek verecekti.

Biliyorsunuz, zindan fatihi olmak gün başına en az bir mob kesme kuralını esnetmiyor. Dalgınlıkla azaba düşmemek adına ilk katmanda zorlanan yavru ceylanların yanına doğru yürüdük. Kâh lafla, kâh aksiyona geçerek işin ucundan tutuverdik..

“Abi sana ne oldu böyle?”

On saat sonra Şükrücük döndü ama bir de ne göreyim, sistem hediyeleri hariç üstündekilerin hepsi gitmiş.

“Ya ne yapayım, baktım çocuklar güç yettiremiyor verdim eşyaları tanka!”

Dünya tersine döndü, başka açıklaması olamaz. Varyemez Şükrücük hayır hasenat olsun diye eşyalarını vermişti.

“Şükrücük abi, keşke bize de söyleseydin. Bende şifacıya verebilirdim eşyalarımı!”

Tank coşar da yufka yürekli şifacı durur mu?

“Aslında girmediler, size sormaya utandıklarından bekliyorlar.”

“Çağır gelsinler abi, utanacak ne var bunda!”

Kakao ve yandaşları iki dakika sonra dibimizde bitti. Sistemin verdiği ve bize özel yan etkileri olanlar hariç ne varsa verdik.

“Bak bu sadece size özel değil, zindanı geçince sizde diğerlerine vereceksiniz bunları!”

Şükrücük işaret parmağını sallayarak konuştu, bin bir zorluk ve tartışmayla kazandığımız eşyalar kamu malına dönüşmüştü artık. Hazır gelmişlerken, iksirleri verip zindanın tüm detaylarını paylaştık.

Gözlerini kapatarak karanlık geçidi aşıp ardından hemen fesliyi indirmeleri gerektiğini, ön kapıdan değil mal kabulden girmelerini, yarışmaların inceliklerinden Patron’ un tekliflerinin sonuçlarına kadar her şeyi anlattık.

Gerisi yetenek ve uyumlarına kalmıştı. Onlar gidince bir parti daha yanaştı, ikinci katman bosslarına güçlerinin yetmediğini söylediler. Elimizdeki 15 seviye eşyaların bazılarıyla destekledik partiyi, çıkardıklarını ilk katmanda gücü en düşük olan parti aldı.

Üç gün boyunca bu döngüyü işlettik, elimizdeki tüm eşya, yetenek kitabı ve iksiri dağıttıktan sonra görevimiz bitmişti. Biliyorduk ki herkes bizim gibi şanslı olamazdı, ilk çevirişinde büyük ödülü bulamayan partiler bir gün beklemek zorundaydılar.

Zamanla alışveriş merkezinin içinde birden fazla parti olmaya başladı, kat yarışmalarında yaptıkları rekabet süreci daha da uzatacaktı.

Elimizden gelenin fazlasını yaptık ve içimiz hiç olmadığı kadar rahat bir şekilde köyden ayrılıyorduk ki tanıdık bir sesle irkildim.

Cehenneme düştüğüm ilk gün tartıştığım satıcı “bir dakika” diyerek seslendi.

“Akıncılar partisi tüm yaptıklarınız için sizlere teşekkür ederiz.”

Huysuz adam sözünü tamamladığında, tüm satıcılar eğilerek selamladılar partimizi.

“Nereden çıktı bu şimdi!”

Hem şaşkınım hem ürkek, giderayak yeni bir şeyler çıkmasın diye bakıyorum.

“Kimse bilmiyor ama bizlerde sizin gibi insanlarız aslında, tek farkımız Araf denilen yerde sıkışıp kalmamız. Tek kurtuluşumuz, başlangıç köyündeki tüm günahkârların zindanı geçmesinde saklıdır!”

Öldüm ama bir yaşıma daha girdim. Meğerse tüm huysuzluğu bundanmış heriflerin. Zindanın girişini açtığımızdaki sevinçleri ve ıskontolarının nedeni belli oldu, eğer biz kişisel gelişimi seçseydik onlarda herkesle beraber sonsuza kadar buraya hapsolacaktı.

“Bunu duyduğuma çok sevindim, son günahkârda gidine sizin istikamet neresi olacak!”

Gözü parladı herifçioğlunun, kafasını havaya kaldırıp bağırdı.

“Birinci kat Cennet bizi bekliyor!”

Güldük, yolumuz çok uzun olsa da birilerini kurtuluşa doğru itebilmiştik, ne biliyoruz ki belki bizde ulaşacağız bir gün o emele.

Yavaş adımlarla yürümeye başladık, ayrılmadan önce son kez ayak izlerimiz takip etmek istedik. Şapdudak’ın yanına uğradık, partilerdeki insanlarla didişmesini izledik. Ardından halay çemberini aşarak Köçek’ in kıvrak figürlerine eşlik ettik, Şükrücük pek hoşlanmadı ama neyse.

Patlangoç’ un çevikliği, Rakı İçen Kadın’ın asaleti derken, ikinci katmanda bulduk kendimizi. Sofralar kurulmuş, köy ahalisi can havliyle yemek yetiştirmeye uğraşıyordu ikiliye. Köy yıkan ve ekürisi Yapay Afet doymak bilmiyordu yine, ah anacım, vay teyzecim diye diye gömdüler tüm sofrayı.

Sonrası malum kafeler sokağı, vayt çaklıt mokacıların Kelaynak ile seri közcülerin Marpuç’u formundaydı, taktiği oturtamayan partileri cadde boyu kovalayıp durdular.

Zindana girmek istemedik, içerideki partilerin şanslarını çalmak gibi amacımız yoktu. Son bariyerin önüne geldik ve durduk, cehennemdeki ilk büyük adımımızı atacaktık.

“Millet, buranın ardında ne var hiçbir fikrim yok ama yine de devam etmek zorundayız. Var mısınız?”

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)