POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 98: Hana Dönüş

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 52
Tarih : 20 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Zorbalara bak! Koca yerde gelip bizi buldular!”

Şükrücük ilk yediğimiz postanın hesabını görmemize rağmen sinirliydi, hiç çevrimiçi oyun oynamadığı ne kadar da belli oluyordu.

“Abi sakin ol, bunlardan daha çok gelecek. Biz tetikte olmaya devam ederek görevi tamamlayım!”

Yine kestiğimiz parti iyiydi, önce bir kendilerini belli edip ego tatmini yapmaya kalkıştılar. 300 Dış Mihrak kesene kadar ne sinsi saldırılar oldu, burada mı yöneldiler yoksa Başlangıç Köyü üzerindeyken mi başladılar bilmem, epey okçu vardı.

Aslında normali de buydu galiba, Başlangıç Köyü satıcılarında yay ve ok vardı ve bizim gibi bağışıklığı olmayanların bazıları buna yönelmek zorunda kalmıştı.

Bir görevi bitirdik ancak onunla bağlantılı diğer görev hala bekliyordu, kesmeye geri döndük mecburen.

Etraf gitgide kalabalıklaştı bu arada, son on taneyi toplayana kadar sallabaş gibi kafam hiç durmadı.

“Yeğenim ben bittim, kasabaya geri dönelim bir süre!”

Şükrücük’ ün durum fenaydı, hem Düşmüşleri çek, hem onları zapt et, üzerine sürekli Rimel’ in etrafındaki tehlikelere dikkat et, adam bitmişti.

“Görev bitti abi, iki nefes soluklan gidelim!”

300 Dış Mihrak kesip gereken eşyaları toplayana kadar moblardan çok milletle uğraştık, tüm parti imhası veya içlerinden öne çıkan birkaç kişiyi kestiğimiz oldu. Günün yarısını boş işlerle harcadık anlayacağınız, güvenli bir alanda soluklanmaya ihtiyacımız vardı.

Şükrücük kendine gelince öne geçti, ardında ben, Rimel ve Toraman sırasıyla koşmaya başladık. Tehditkâr bakışlarla karşılaşsak da hızımız nedeniyle kimse ilişmedi yanımıza, başka bir aksiyona girmeden vardık söğüt gölgesine.

“Siz dinlene durun, ben yaptığımız görevleri teslim edeyim!”

“Ben de geleyim mi senle?”

“Abi bir dur, vallahi söyleyeceğim neler olduğunu. Hatta parti ses kanalından da konuşacağım, görevliyle ne konuştum her şeyi duyarsın!”

Ölüyorum diye attırdı kendini buraya ama meraktan da çatlayacak. Para da, hediye de gözü olduğunu düşünmüyorum artık adamın tek derdi etrafında neler oluyor onu öğrenmek.

“Merhaba, bitirdiğimiz görevi teslim etmeye geldim!”

“Akıncılar’ın lideri Demir Yumruk Max, Hoş geldiniz!”

Surların dışı silme insandı ancak hanın içi hâlen doluluğundan bir şey kaybetmemişti, bankodaki kız beni unvanımla çağırınca tüm gözler bana döndü.

“300 Dış Mihrak öldürme görevinizi tamamladığınızı kayıt ediyor ve ödülünü size takdim ediyorum!”

Kızın konuşması bittiğinde görüşümdeki görev ekranından göreve ait satır silindi, onun yerine bankonun üzerine konulan avuç içi kadar bir kese geldi.

“Bu nedir?”

İstem dışı konuştum, bu halim çitlembiğe benzeyen kızı gülümsetti.

“Görevi tamamlama ödülünüz, 100 altın!”

İkiletmedim, pençemi attığım gibi kapıp çantaya salladım paraları. Avcılar Kasabası acı vatan Almanya ile yarışırdı, insan önce parayı güvenceye almalı.

“Bunlarda diğer görevin malzemeleri!”

Çantanın içine elimi sokup birkaç çeşit ufak eşyayı masaya koydum, görev eşyalarının en güzel yanı üst üste toplanıp boyut olarak da küçülmeleriydi.

“Tebrikler, bu görevi de tamamlanmış olarak kayıt edip, ödülünüzü takdim ediyorum!”

Bu seferki kese az daha büyüktü, tahminimce içinde 150 altına yakın bir meblağ yatıyordu. Doğru bilmiştim, kız görev ödülünü açıkladığında kalacak yerle kaşar ekmek parası çıkmıştı.

Keyfim yerine gelmese de biraz moral oldu bu, derken hanın kapısından içeri avaz avaz bağıran biri girdi içeri.

“Millet duydunuz mu? Dün gelen parti yarım gün geçmeden 16 kişiyi öldürmüş!”

Soluk soluğa kalmış adamın nefes alıp vermesi dışında ses yoktu, o delicesine curcuna dilsizleşmişti.

“Hadi lan, olur mu öyle şey!”

Sonra biri elindeki bardağı savurarak konuşmaya başladı.

“Dört kişiler alt tarafı, nasıl on altı kişiyi kesecekler?”

Bir başkası diğerinden cesaret bulup öne fırladı.

“Siz ayakta uyuyorsunuz arkadaşlar, dün meydandaki olayı bilmiyorsunuz galiba. O dört kişi dedikleriniz geçen gün isimleri anons edilen Akıncılar partisi, Başlangıç Köyü zindanının bossunu kesmeyi başaran ilk takım!”

“Üstelik kasabaya varmadan önce Kara Bilek üyesi bir partiyi daha kestiler, görevi o zaman almış olsalardı şimdi 22 kişi olacaktı skorları!”

Şükrücük burada olsa ancak bu kadar coşardı, adamın özellikle Kara Bilek’le alakalı kısmı söylerken ki coşkusu dikkatimi çekti.

“Kes ulan yok öyle bir şey, sadece biraz dalaştık o kadar!”

Aha tanıdık bir yüz, sulak vahada laflarken saldıran partinin lideri. Bir köşede içtiği arkadaşlarıyla beraber bizim için konuşan adama çıkışıyor.

“Aslan parçası, ben senin kafanı bununla kırmadım mı şimdi!”

Ooo, parti kanalından muhabbeti duyan tankımız çift kanatlı kapıyı hışımla açarak içeri girdi. Hemen arkasından onunla beraber gelen Toraman ve Rimel yanıma doğru yürürken, kendi kadar büyük kalkanını sertçe yere vuran Şükrücük delici bakışlar atıyordu izleyenlere.

“Onlar, gerçekten geldiler!”

“Bu nasıl bir kalkan, daha öne hiç görmemiştim!”

Geçmiş travmaları gün yüzüne çıkan grup ses çıkartamıyor, ahaliyse önce Şükrücük, ardından geri kalanlarımızı mercek altına alıyordu.

“Sopaya baksana, silah mı bu şimdi?”

“Vallahi de şifacıları var, söylentiler doğruymuş!”

Homur homur seslerle beraber heyecan yüklü sesleri de hissediyordum.

“Kara Bilek üyesi partiyi kesmişler mi dedin?”

“Dedim ya, hatta meydanda direkt saldırmaya kalktılar ama şehir kuralları durdurdu şu ikisini!”

İki kadın kendi aralarında konuştukları anlarda biri parmağıyla Şükrücük ve Toraman’ı gösterdi, bizimkilerin havası bir kat daha artmıştı.

“Çok dikkat çekiyorsunuz!”

Her şey olumlu gidiyordu ta ki üst kattaki localardan birinin perdesini aralayan biri konuşana kadar. Yüzünü net göremiyordum ama sesi bariz kadın sesiydi ve tınısında asabi bir hava vardı.

“Bundan sana ne, tül güzeli?”

Şükrücük durur mu? Kafasını sesin geldiği yere çevirdiği gibi sırıtarak cevap verdi.

“Senin ben!”

Sonrası bir gürültü bir patırtı, ikinci katın merdivenlerinden aşağı inen insanların ayak sesleri derken Şükrücük kendisinden bir kafa daha yüksek kadınla baş başa kalmıştı.

“Hükümet”

Kadında ilk gördüğüm özellik ismi oldu, hakikaten de hükümet gibi kadındı. Geniş sırtı, benimkinden kalın kolları ve uzun boyuyla etraftaki insanların içinde sivrilmişti.

“Bir daha söylese, ne dedin az önce!”

Elini bizimkinin omuzuna koyan Hükümet, gözlerini avına yaklaşan bir aslan gibi üzerine dikti.

“Sana ne tül güzeli demiştim ama onu geri alıyorum!”

Bu cümleden sonra hanın içini bir kahkaha dalgası dolaşmaya başladı, her köşede güçlenirken sanki bitmeyecek gibi duruyordu. Sonra bir iki kere öksürdü Şükrücük, konuşmak istediğini belli ediyordu.

“ O lafları geri aldım çünkü seni görmeden söylemiştim, şimdiyse şunları diyebilirim; Sana ne çirkin karı!”

Tankımızın korktuğunu sanan insanların bazıları hala gülüyordu ancak son duyduklarından sonra beton gibi oldular, suratlarında tek bir kas lifi dahi oynamıyordu.

“Senin etlerini kemiklerinden sıyırırım!”

Merdiven başındaki gruptan biri daha ileri fırladı, bükük boyunlu, az sonra ince hastalıktan ölecek gibi döküntü görünüşlü bir çocuktu.

“Hayırdır kelle paçacı, tezgâh mı açtın hanın içine!”

Hasta duruşlu çocuk üç adım atmıştı ki sağlıklı yaşam maketi gibi duran Toraman karşısına dikildi, birbirinin zıttı görünüşlü iki genç göz gözeydiler.

“Hükümet, Veba, sakin olun!”

Kelimeler merdivenin basamaklarına vurarak aşağı indiler, sanki bir hoş, bir sakinleştirici etkisi vardı ve tüm kalabalık, ben de dâhil olmak üzere mest olmuştuk.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)