POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Chronicles of Primordial Wars Bölüm 9: Güzel Olduğu Sürece Söylediğin Her Şeye İnanırız.

Çeviri : prynn
Düzenleme : -
Okunma : 809
Tarih : 12 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Güzel Olduğu Sürece Söylediğin Her Şeye İnanırız.

 

 

Shao Xuan elinden gelenin en iyisini yapmış ve bu agresif karakterli çocuklarla dolu olan mağaranın liderliğini, ele geçirebilmişti.

 

Getirdiği balığı tıpkı savaşçıların yaptığı gibi keserek açan Shao Xuan, iç organlarını ve yüzgeçlerini temizleyerek pişirmeye hazır hale getirdi. Daha sonra atıkları mağaradaki tüm çöplerin atıldığı, çöplüğe attı.

 

Mağaranın içindeki çöplük ağzına kadar yiyecek artıklarıyla dolardı ve birkaç günde bir kabileden birisi tarafından temizlenirdi.

 

Balığı yemeyi bitirdiklerinde, yenilemeyen iç organlarını saymazsak sadece birkaç kılçık ve dişlerle dolu olan ağzı kalmıştı.

 

Mağaradaki çocuklar, yemeği yedikten sonra uyumaya gitmişlerdi. Shao Xuan kamp ateşini söndürmeden önce küçük bir meşaleyi kenara ayırmış ve onu mağaranın derinliklerine bakmak için kullanmayı planlamıştı. Aslında kış gelmeden önce biraz deri ve yiyecek depolamak istiyordu, ama mağarayı ele geçirdiğinden ve balık tutmanın bir yolunu bulduğundan, yarın birkaç çocuğu nehre götürüp daha fazla balık tutmaya karar vermişti. Kabile tek başına yeterli gıdayı sağlayamazdı, gelgelelim kışı güvenli bir şekilde geçirebilmek içinde yeterince yiyeceklerinin olması şarttı.

 

Kabiledeki herkes kışa hazırlanıyordu, kurutulmuş et daha uzun süre dayanacağı için, insanlar sürekli et kurutuyordu. Eğer Shao Xuan daha fazla balık tutmayı başarabilirse, sadece mağaradaki yemek sorununu düzeltmekle kalmaz, balıkları kabiledeki insanlarla takasta kullanıp, kendisini sıcak tutacak deri kıyafetler alabilirdi. Shao Xuan soğuk yüzünden acı çekmek istemiyordu.

 

Shao Xuan meşalesinden gelen, çok parlak olmayan ışığın altında adım adım yürüdü ve mağaraya bakındı. Bunu yaparken mağarayı en son gezdiği zamanı düşündü; o zamanlar bu dünyada uyanalı çok olmamıştı, anlık bir hevesle yürüyüşe çıkmış çok geçmeden de geriye dönmüştü. Derin kısımlara is hiç gitmemişti.

 

Yeni bir yönetici sıkı kurallar koyar. Shao Xuan kendi çöplüğünde kendi kurallarını koymayı tasarlamıştı. Önlemler alınmalıydı ve mağara yeniden düzenlenmeliydi.

 

Eskiden kabile küçüktü ve çok fazla insan yoktu. Herkes mağarada yaşıyordu, bundan dolayı mekânı bölümlere ayırmışlardı. Yemek, yakacak odun, işlenmiş ve işlenmemiş deriler, aletler, silahlar, hepsinin ayrı yeri vardı, Ancak nüfus arttıkça, insanlar birbiri ardına mağaradan ayrılıp kendi evlerini inşa ettiler. Bir süre sonra mağara yetimleri büyütmek için kullanılmaya başladı ve zamanla, darmadağın bir hale geldi. Birçok yer boşaltıldı ve çocuklar sadece giriş kısmında yaşadığı için, kullanılmayan çok fazla alan vardı.

 

Derinlerde birçok hava deliği vardı, ama uzun süre bakımsız kalıp kapandıkları için içerisi güneşli havalarda bile karanlık olurdu.

 

Shao Xuan gezisini bitirince girişe döndüğünde, meşaleyi söndürmeden önce, güneşte kurutulup havalandırılmış otlarla yatağını yapmış ancak bu gece belirli bir nedenden ötürü uyumakta zorlanmıştı. Aklı, mağarada yaşananlar, nehirdeki balık ve onu avlarken gördüğü yanılsama arasında sıkışıp kalmıştı.

 

O bunları düşünürken, bir şeyin veya birisinin kendisine baktığını hissetti. Onun kim olduğunu ya da ne olduğunu bilmiyordu.

 

Ateş söndüğünden beri içerisi karanlıktı. Hava deliklerinden içeri sızan ay ışığı, sadece gece boyunca ortaya çıkan, soluk mavi bir renkte parlıyordu.

 

Tüm çocuklar uyuyordu ve oradan buradan horlama sesleri duyuluyordu. Giriş zaten, kalın bir hasır perdeyle örtülmüştü ve o tarafta anormal bir ses veya görüntü yoktu.

 

Sezar Shao Xuan’ın yanında güvende ve sağlıklı bir şekilde uyuyordu ve onun hiçbir tuhaflık hissetmemesi tehlike olmadığının bir işaretiydi.

 

Tabii ona bakan bir kaç çocuk yoksa?

 

Shao Xuan başını sallarken deri kıyafetlerini düzeltti. Yarın birkaç çelimsiz çocuğu balık tutmaya götüreceği için, uyumayı planladı.

 

Fakat gözlerini kapattıktan kısa bir süre sonra, Shao Xuan, onun yanında uçan karanlık bir gölge hissetti. O kadar hızlı geçti ki, Shao Xuan'ın net bir görüntü yakalaması için zamanı yoktu. Gölgenin anlık geçişinden sonra, soluk mavi ışıklarla parlayan bir çift göz ortaya çıktı.

 

Neydi o? Shao Xuan ani bir ürpertiyle gözlerini açtı.

 

Çevre daha önce olduğu gibiydi, içerisi hala karanlıktı ve ay ışığı biraz puslu bir aydınlık sağlıyordu.

 

Shao Xuan’ın uykusu kaçmıştı. Havalandırma deliğine doğru yuvarlandı ve deliği kontrol etti. Duvarın üzerindeki delik biraz hasar görmüştü.

 

Normalde hava delikleri tehlikeli olmaz bu yüzden de geceleri kapatılmazdı.

 

Shao Xuan biraz düşündükten sonra ayağa kalktı. Uyuduğu yer yüksek bir arazide olduğu için, havalandırma deliğinden dışarıyı kolayca görebiliyordu.

 

Dışarıdaki ay ışığı biraz daha parlaktı ve birisinin yakın çevresini görmesini sağlayacak kadar aydınlık sağlıyordu.

 

Mağaranın dışında beş metre yüksekliğinde, antik çağlardan kalmış bir sütun vardı. İlk başta, güneş saati olarak hizmet ediyordu; mağarada yaşayan insanlar, direğin güneş ışığı altındaki gölgesine dayanarak zamanı tahmin edebiliyorlardı. Şimdi mağaradaki çocuklar onu oyarak bir şeyler çizmeye başlamıştı. Zaman geçtikçe eski halinden eser kalmadı; üzeri oyuklar ve çiziklerle doluydu ve orada eski günlerden kalma bir hayaletmiş gibi duruyordu. Şu an o sütunun tepesine konmuş bir kuş vardı.

 

Shao Xuan ne olduğunu biliyordu. Onu ilk gördüğünde bir tür yarasa olduğunu düşünmüştü, fakat daha sonra, kırlangıç benzeri bir kuş olduğunu öğrenmişti. Çok hızlı uçan ve sadece geceleri ortaya çıkan etçil bir yaratıktı.

 

Kabiledeki insanlar ona Shao Xuan’ın bildiği bir yarasanın takma ismine çok benzeyen ‘gece kırlangıcı’ adını verdiler.

 

Yarasalardan çok daha saldırganlardı ve yüksek bir topluluk bilincine sahiplerdi, sürüler halinde yaşayıp, sürüler halinde göç ederlerdi.

 

Ayrıca kabiledeki çoğu insanın elinde meşalesi olmadan gece vakti dışarı çıkmasının sebebi bu kuşlardı. Kolayca gece kırlangıçlarına yemek olabilirlerdi.

 

Normalde gece kırlangıçları ses çıkarmazdı, ama kabiledeki bazı güçlü savaşçıların onların çığlıklarını duyabildiği anlatılırdı. Ses uyumsuzluğu olduğu söyleniyordu ancak bu sadece insanların anlattığı bir hikâye idi, şahsen duyan kimse yoktu.

 

Shao Xuan’ın sütuna baktığı gibi, tepesinde durmakta olan gece kırlangıcı da geriye dönüp Shao Xuan’a baktı.

 

Gece kırlangıcının gözleri; tıpkı Shao Xuan’ın gözleri kapalıyken gördüğüne benzeyen soluk mavi bir parıltı yayıyordu.

 

Gece kırlangıçları hava deliklerinden içeri giremezdi, çünkü her zaman yalnız hedeflere saldırmayı ve bunu sürü halinde yapmayı tercih ederlerdi. Yarım yıldan biraz daha uzun süredir burada olan Shao Xuan, mağarada tek bir gece kırlangıcı bile görmemişti ancak meşalesi olmadan dışarı çıkan birisinin saldırıya uğrayacağından emindi.

 

Hafifçe nefes alan Shao Xuan dışarıya bakmamaya ve tekrar uyumaya karar verdi.

 

Fakat zihninde bir anlık yanıp sönen mavi gözlü gölge yüzünden kısa sürede uyuyamayacağını biliyordu.

 

Yaklaşan tehlikeyi ‘görebiliyor’ gibi görünüyordu. Mesela, gördüğü balık ya da başka bir örnek olarak, dışarıda duran kuş.

 

Ertesi sabah hava güzel, ışıltılı ve parlaktı. Shao Xuan her zamanki gibi yatak olarak kullandığı otları toparladı ve daha sonra kullanmak için bir köşeye bıraktı.

 

Yerde yatan bedenlere baktı ve ellerini birbirine vurarak bağırdı; “Uyanın! Hadi Uyanın! Kaç taneniz uyanık? Hadi şimdi uyanın ve benimle balık tutmaya gelin!”

 

Kimse tepki göstermedi.

 

Shao Xuan devam etti; “Balıklar yenilebilir, tıpkı dünkü gibi.”

 

Küçük bir hareketlenme vardı, ama yinede çoğu tepki göstermedi.

 

Bazı çocuklar sanki hiç bir şey onları uyandıramazmış gibi horlayarak uyuyordu. Bazıları çoktan uyanmış olsa da Shao Xuan’ın sözlerine tereddütle yaklaşıyordu. Ne de olsa, yemek dağıtım zamanı haricinde tüm günü uyuyarak geçirmeye alışmışlardı ve bu Shao Xuan’ın birkaç basit sözüyle değişmeyecekti. Gözlerini bilinçsizce açan insanlarda vardı esnedikten sonra tekrar uykuya daldılar, öğleden sonraya kadar uyuyup sonra yemek dağıtılmasına az bir zaman kaldığında uyanmaya başlayacaklardı.

 

Sonunda, yirmiden fazla çocuğun içinden; aralarında en büyük iki çocuğun da olduğu 4 kişi Shao Xuan’la beraber mağaradan çıktı. Küçük olan iki çocuğa Tu ve Ba deniliyordu. Tu, katliamı temsil eden adıyla uyuşmayan, zayıf ve çekingen bir adamdı. Ba, yemekle alakası olmayan konularda nispeten nazikti, tek sıkıntısı konuşurken ara sıra kekelemesi idi. İkisi de 11 yaşındaydı ancak farklı fiziklere sahiplerdi.  Ba, Tu’dan daha uzun boyluydu neredeyse 13 yaşındaki çocuklar gibi görünüyordu, Buna karşılık Tu, Shao Xuan gibi zayıf ve çelimsizdi.

 

Shao Xuan, Sezar’dan birkaç taş kurdu yakalamasını istedi. Dünden kalan Hasır ipi ve siyah yarım küreyi yanına alıp dört çocuğu nehir kenarına götürdü.

 

Devriye görevinde olan savaşçılar hala aynıydı, çünkü geceyi burada geçirmişlerdi. Devriye görevi 3 gün sonra bitecekti ve sadece o zaman diğer savaşçılarla yer değiştirebilirlerdi. Shao Xuan’ın geldiğini görünce, gülümsediler ve bir süre Shao Xuan’la lafladılar.

 

Bu durum diğer dört çocuğun gözünde oldukça tuhaftı, çünkü hiçbir zaman benzer bir durumla karşılaşmamışlardı. Yaşı daha büyük olan çocuklar bir önceki gün olanlardan sonra Shao Xuan’la savaşmayı düşünmüyordu ve savaşma isteklerinin son kırıntısı da mevcut durumu görünce tamamen kayboldu.

 

 Onların düşüncesine göre, kabiledeki savaşçılarla iyi geçinmek gelecekte çok faydalı olabilirdi. Başın belada olduğunda ileri çıkıp yardım edebilirlerdi. Daha önce Ku çok takdir edilirdi, çünkü dağın yamacında yaşayan birisini tanıyordu.

 

Shao Xuan eşyaları hazırlarken dört çocuğa ne yapacaklarını anlattı.

 

“... Duyduğunuz gibi oldukça basit. Bundan sonra, emirlerimi dinleyin, dediklerimi yapın. Sonra yakaladığımız balıkları bölüşüp yiyeceğiz.”

 

Beklendiği gibi ‘yemek’ kelimesini duyunca 4 çift göz heyecanla parladı ve suyu görme kokusu ortadan kayboldu.

 

Hasır ipin uzunluğu sınırlıydı, bundan dolayı Shao Xuan balık yemini çok uzağa atmayı düşünmedi. Ayrıca bu sefer Sezar’dan yardım istemedi. Dört çocuk Sezar’ın yerini alıp ipin ucundan tutarken Sezar arka tarafta uzanmıştı.

 

Dört çocuk ipin ucundan tutarken oldukça gergindi. Su yaratıklarıyla ilk kez karşı karşıya gelecek olmanın getirdiği endişe dışında, ilk defa balık tutacakları için heyecanlıydılar.

 

Shao Xuan yemi attıktan sonra su yüzeyine bakarken; “ Tamamdır, bundan sonra hareket etmeden vereceğim sinyali bekleyin.” Dedi.

 

Bir süre sonra suda ufak hareketlenmeler oldu, Shao Xuan’ın üçüncü seferi olduğundan bu konuda biraz tecrübeliydi ve hiç tereddüt etmeden bağırdı; “Şimdi çek!”

 

Shao Xuan’ın sözlerini duyan çocuklar ipi daha sıkı tuttular ve bir anda tüm güçleriyle ipe asıldılar. Bir araya gelen dördü Sezar’dan çok daha güçlü olduğu için balığı kolayca çektiler. Çekilen balık önceki gün yakalanan ilk balıkla yaklaşık aynı boydaydı.

 

Çocuklar ilk defa canlı bir balık görmüşlerdi ve bu ölümcül olanlardan biriydi. Shao Xuan  onlara durmalarını söylediğinde ipi bırakıp tahta sopalarını aldılar ve balığa vurmaya başladılar. Özellikle Tu, kormuştu ama inatla daha da yaklaştı ve balığın kafasına vurdu. Vururken aynı zamanda berbat çığlıklar atıyordu, bu da Shao Xuan'ı kızdırdı ve Tu'yu dövmek istemesine neden oldu.

 

“Tamam, tamam… Yeterli!”

 

Shao Xuan çocukları durdurdu ve sopaları hala ellerindeyken, balıktan uzaklaştırdı.

 

İlk başta Shao Xuan balığın hırçın olabileceğini bu yüzden uzun silahlar gerektiğini söylemişti. Çocuklar buna hazırlanmışlardı, ancak ne yazık ki ilk av gezilerine çıkmanın getirdiği bütün duygular birleşince, tüm güçleriyle saldırmışlardı. Dördü birleşip Shao Xuan onları durduramadan önce balığı hamur haline getirmişti.

Bu hamur yığını nasıl yenilebilirdi ki…

 

İlki mahvolmuştu, Bu yüzden Shao Xuan başka bir tane yakalamaları için onlara rehberlik etti. İkincisinde biraz daha sakinleşmişlerdi ve balığın görüntüsü biraz daha iyiydi. Shao Xuan onu parçalayıp bağırsaklarını ve solungaçlarını temizledi. İki savaşçıdan biraz yanıcı toz istedi ve balığı kızarttı.

 

Shao Xuan’ın önceki gece mağaraya götürdüğü balık çok daha büyüktü buna rağmen, balığın kılçıkları da aynı oranda büyüktü ve mağarada çok sayıda çocuk vardı bu da kişi başına düşen et miktarının çok az olmasıyla sonuçlandı. Bugün ise her şey farklıydı. Her biri büyük kılçıksız parçalar alabilirdi.

 

Çocukların dördü de heyecanlıydı ancak kıt kelime dağarcıkları duygularını ifade etmelerine izin vermiyordu. Duygularını göstermek için tek yapabilecekleri gülmekti ve hepsi aptallar gibi kahkahalarla gülüyordu.

 

“Çok lezzetli.” Dedi Tu.

 

Shao Xuan; “Evet, beyne iyi gelir.” Diye yanıtladı.

 

“Beyne iyi mi gelir? Beyin ne ki?” diye sordu başka bir çocuk.

 

Shao Xuan Açıklamayı basit tutmaya karar verdi ve “Daha iyi büyüyebileceğin anlamına geliyor.” Dedi.

 

“İ… İ… iyi b… büyümek mi? B.. Bu.. Bunun anlamı da.. daha gü… gü… güçlü o.. olacağı.. mız mı? Tı.. Tıpkı tot.. totem….. totem savaşçıları gibi?”

 

Ba’nın sözlerini duyan diğer üç çocuk, gözlerinde beklentiyle Shao Xuan’a baktı.

 

Mağaradaki çocuklar biraz agresif olsalar da duygularını gizleme eğiliminde değillerdi. Yüzlerine bakınca ne düşündükleri kolayca anlaşılabilirdi.

 

O sırada, bu dört çocuğun yüz ifadeleri şunu açıkça ortaya koyuyordu: Şimdi söyle bize! Lütfen şimdi söyle! Güzel olduğu sürece söylediğin her şeye inanırız.

 

Shao Xuan bunu görünce söyleyeceği kelimeleri yutup, kendi görüşlerine aykırı olarak kafa sallamadan önce bir an tereddüt etti.

 

Sular nehrin kıyısını yavaşça okşayıp giderken, su yüzeyi sessiz ve sakin görünüyordu. Gel gör ki Shao Xuan biraz önce yine ağız dolusu keskin dişlere sahip balık resmini ‘görmüştü’. Bu resim öncekinden daha büyüktü, ama biraz daha soluktu. Belki de bu balık daha uzakta olduğu için resim daha soluk görünmüştü…

 

Bu sonsuz tatlı su nehrinde, tehlikeler ve fırsatlar bir arada bulunuyordu.

 

Shao Xuan kendisine, kışın hayatta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu erzağın burada olduğunu hatırlattı.

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

115 puan
OkuyucuS02 ay önce
Üye
Ne demişler erkeğin kalbine giden yol boğazdan geçer bir balık gösterdi herkesin ağzını susturdu

12 puan
yasin451614 ay önce
Üye
Haha 🙃 ne anlar taş devrindeki insanlar beyinden 😂😂

39 puan
MasterKiller548 ay önce
Üye
Eline sağlık moruq bu sitedeki en sevdiğim ikinci seri ilki the novel 2 cisi de bu ikiside efso seriler bence