POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Code Aviella Bölüm 4: Aviella

Çeviri : Duk3
Düzenleme : Index
Okunma : 116
Tarih : 28 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tüylerim diken diken olmuştu, bir kaç dakika ekranla bakıştım. Ardından zaman sınırı aklıma geldi, telefonumu çıkarıp Aviella’nın gömülü olduğu yerin fotoğrafını çektim ve ekranı kapattım. Arkamı döndüğümde odayı ikiye ayıran duvar tekrardan yer değiştirerek kapının önünü açmıştı,kapıdan dışarı bir adım attığım anda arkamda bir ses duydum.


‘Kendini imha prosedürü başlatılıyor. Geri sayım 60, 59, 58....’

Hızlı bir şekilde koşmaya başladım 1 dakikam vardı. Çıkış rotasına doğru yöneldiğim sırada Yui aklıma geldi, benim kaçtığım yön sol taraftaydı ve Yui kapının hemen sağ tarafında baygın bi şekilde yatıyordu. Gidip onu almalımıyım? Bi an bana ne diye düşündüm. Hayır, bunu yapamazdım ne de olsa takım arkadaşım değil miydi?. Daha sonra gidip Yui yi kucaklayıp götürmeye karar verdim ve koşarak bir kat aşağı indim. Asansöre bindiğim sırada içgüdülerimden gelen bir hisle bi tuhaflık olduğunu zannettim. Ama yinede binmekten başka bir seçeneğim yoktu. Ancak asansör normalden daha yavaş hareket ediyordu. Yavaş yavaş aşağı inmeye başladı. 10, 9, 8, 7, 6, 5 derken birden asansör durdu. Sonra mekanik bir ses geldi. Bu sesi en son 5 yaşındayken içinde bulunduğum asansörün boşlukta 2 kat düştüğünde duymuştum... Her neyse ben bi şekilde kurtulabilirim fakat Yui, Yui baygınken biraz sıkıntıdayım! Aklıma yapacak çok bir şey gelmiyordu hızlı bir karar ile vücudunu düşerken yaralanmaması için yere yatıp Yui’ye sarıldım ama etrafta hiçbir şey yoktu. Aradan saniyeler geçmeden asansör aşağı düşmeye başladı ve ben Yui ye sıkı sıkı sarıldım. Gözlerimi sıktım, düşerken eski günlerim aklıma geliyordu daha sonra çok sert bir biçimde sırtıma darbe hissettim.


Başım fena bir şekilde ağrıyordu kesinlikle başımı çarpmış olmalıydım. Saate bakmak aklıma geldi, saate bakmak için telefonumu çıkardığımda telefonumun bir çok parçaya ayrıldığını gördüm. Asansör birden bire düştüğü için zaten Sırtımı ve başımı çarptığımdan doğru düzgün hareket edemiyordum ve Yui hala baygındı. Ne yapmalıyım? Diye düşünürken gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Büyük bembeyaz bir ışık gördüm. Sonra bir ses. “Uyan!”. Bu sert ses sayesinde az da olsa gözümü açmıştım ve Yui hala baygındı. Başım çok sağlam ağrıyordu, sırtım kırılmış bile olabilirdi. Zar zor doğrulabildim, suratımı hafif hafif tokatladım. Bir an Yui'ye baktığımda yavaş yavaş gözlerini açıyordu.


‘Hey Yui, hey iyi misin?!?’


Gözlerini açtığında ben yere yatar vaziyette o ise benim üstümde yatıyordu.. Ne oluyor dermiş gibi baktı ve ona dönerek.


‘Merak etme ikimizde hayattayız, iki saatten fazladır baygınız ama iyiyiz, bir de burası imha oldu, yani oluyordu, hemen kaçmamız lazım. Polisler her an burada olabilir.’


Şaşırarak.


‘iki saat mi? Neden? Bide niye asansörde?’


‘Kaçarken asansörün düşeceğini düşündüm ve bu yüzden bu, haldeyiz düştüğünde bende bayılmışım sen zaten baygındın. Her neyse şimdi çıkmalıyız buradan.’


Kapıyı açtığımda bir yangın dumanı sarmıştı ortalığı. O anda imhanın çoktan bittiğini hatırladım. Eğer varsa otopark çıkışı gibi bi yerden kaçmalıyız ve polise yakalanırsak iş sakat demektir. Sonuçta buraya yasa dışı bi iş için gelmiştik.

‘Yui?’


‘Efendim?’


‘Bize gelen maili açar mısın, telefonum parçalanmışta?’


Ayağa kalkarak.


Yarım saat içinde işinizi bitirin gibi bir şey diyordu.’


‘Oh, o zaman, görev ile ilgili bir problem kalmıyor. Sonuçta o bilgisayar temizlendi, her neyse hadi gidelim buradan.’


Yui tamam anlamında başını salladı. Asansörden çıkıp yürümeye başladık. Zifiri karanlık bir yerdeydik nerede olduğumuzu anlamasam da otopark olduğunu düşünüyordum. Zar zor gördüğüm Yui’nin suratında bir dehşet ve korku ifadesi vardı. Normal diye düşündüm, fakat esas şaşırdığım şey vücudumda bir kırık bile yoktu, şanslı olmalıydım. Bir anda sırtımda rüzgar gibi bir şey hissettim.


‘Keita, sen de hissettin mi şu rüzgarı?’


‘Evet doğrusu bende onu düşünüyordum.’


Tecrübelerimden ve evimde bir tane olduğundan bu rüzgar sanki bir drone rüzgarı gibi gelmişti. Son zamanlarda çıkan görünmez dron tarzı askeri aletler olduğu için aklımda hala bir kaç şey vardı veya sadece ben öyle zannediyordum. Yinede Yui’yi rahatlatmalıyım ne de olsa ben mektubu okurken o başka bir yerdeydi. Mektup aklıma gelmişken olan olayları kimseye anlatmamalıyım diye düşündüm. O sırada üzgün ve korkmuş görünen Yui’nin sırtına elimi yavaşça koyup.


‘Fazla düşünmeye gerek yok Yui. Hepsi geçti’


Onaylar gibi başını salladı. Benim aklımda bir an önce bu işlerden kurtulmak ve Aviella'yı bulmak vardı. Ne olursa olsun Aviella’yı almalıydım bu kader olmalıydı, Tam o sırada küçük bir ışık süzmesi görünmüştü hızla ilerleyip binadan çıktık. Fakat binanın etrafını polisler çevirmeye başlamıştı ama çoğu ön kapıda bekliyordu arka kapıda sadece birkaç itfaiye görevlisi vardı.


‘Keita, polise yakalanırsak ne olur?’


Bunu sorarken yüzünde şaşkınlık ve korku vardı. Ben cevap verince korkusu daha da arttı.


‘Muhtemelen tutuklanırız.’


‘Peki nasıl kaçacağız buradan?’


Gülerek.

‘Bir planım var.’


‘Ee, hadi anlat.’


‘Bana güveniyor musun?’


‘Elbette, o kadar şeyden sonra nasıl güvenmeye bilirim?’


‘Güzel.’


Bunu söyler söylemez elinden tutup koşmaya başladım. Arkamdan sürükleniyordu. Ve polis arabaları bir şekilde önümüzü açıyordu. Sanki bir şey bize yardım ediyor gibiydi. Ya da gerçekten şans bizden yanaydı. Yaklaşık 3 veya 4 dakika koştuktan sonra Yui’nin ayağı takıldı ve yere düştük. Birkaç saniye sonra elinden tutarak ayağa kaldırdım. Yavaş yavaş kalkarken birden tekrar yere düştü, elimi uzatıp.


‘Ne oldu, iyi misin??’


‘Üzgünüm, bacağım, biraz acıyor da…’


Bacağına baktım, ve fena yaralanmıştı. Etrafa baktım bir bank vardı elimle orayı göstererek.


‘Tamam, şuraya oturalım ayağına bir bakayım.’


Onaylamış gibi başını salladı. Biraz baktıktan sonra bacağının durumunun kötü olduğunu fark ettim.


‘Tamam sıkı tutun’


‘Ne-...’


Sözünü bitirmeden Yui’yi sırtıma alarak yola devam ettim. Daha sonra evine geldiğimizde bacağına az da olan bilgim ile pansuman yaptım.


‘Sağol, Keita...’


Mahçup ve üzgün bir şekilde bana baktığından onu neşelendirmeliyim diye düşündüm. Gülerek.


‘Ne? önemli değil ne de olsa takım arkadaşıyız değil mi?’


Sıcak bir gülümseme ile bana baktı. Bir süre yanında kaldıktan sonra kapının yolunu tutmuştum ama Yui yardımlarım için bana kahve ikram etmek istedi, doğrusu kahveyi çok sevdiğimden hem de biraz kahve iyi geleceğinden ve evde olmadığından teklifini kabul ettim. İçeriye bir kaç adım attığımda şaşırmaktan kendimi alıkoyamadım bu bir tam-dalış sistemiydi. Bunu daha önce alan birisini hiç tanımamıştım.


‘Vay canına.’


‘Ne oldu?’


‘Daha önce tam-dalış sistemini alan birisini hiç tanımamıştım. Doğrusu daha önce hiç kullanmadım...’


‘İstiyorsan benimkini kullanabilirsin. Zaten benim duş almam lazımdı. Sen de ben duş alıncaya kadar kullanabilirsin. Nasıl kullanıldığını biliyorsun değil mi?’


‘Söylediğim gibi daha önce binmedim...’


‘Anladım, o zaman öğrenirsin tek yapman gereken düğmesine basıp başlatman. Tamam mı?’


‘Tamam anladım. Teşekkür ederim.’


Önemli değil dermiş gibi başını salladı. Aslında Çok sevinmiştim. Tam-dalış sistemi, sinyallerin doğrudan beyne gönderdiği için tüm vücudunu kullanarak oynaya bildiğin bir şeydi. Hafifte olsa korkuyordum nede olsa ilk kez bir tam dalış sistemini kullanacaktım. Yui, sistemi yatağının başucuna bağlamıştı. Bende biraz uğraşarak kanepeye kadar uzattım. Uzanıp başlığı taktım ve düğmesine bastım. Aniden değişik bir evrene daldığımı hissetmiştim ve anında oyuna giriş yapmıştım. Misafir kullanıcı seçeneğini seçtim ve kendime bir avatar yarattım. En çok sevdiğim rengi, siyahı kuşandım. Oyun bir RPG gibiydi. Perilerin, büyünün ve çeşitli saldırı yeteneklerinin olduğu bir oyundu. Bizim canlandırdığımız avatarlar da periydi zaten. Biraz oyunu keşfettim, biraz gezdim ve uçtum cidden çok güzel hissettiriyordu. Sonra saate bakmak aklıma geldi. Ben gireli 45 dakika olmuştu. Yui her halde çıkmıştır diye düşündüm. Çıkış yaptığımda Yui başımda uyuya kalmıştı. Bebekler gibi uyuyordu. Uyandırmak istemediğimden kalkıp üzerine bir battaniye örtüp gitmek istiyordum. Fakat ben kalkar kalkmaz o da uyandı. Esnemesi çok sevimliydi.


‘Ee, nasılmış bakalım tam-dalış sistemi?’


‘Güzelmiş, ilk başta canım yanacak diye korktum ama neyse ki bir şey olmadı.’


Hafif gülerek.


‘Keita, bu bir oyun sadece.’


Bende hafif gülümseyerek.


‘Yui kahve, kahve içmeyecek miydik?’


Şaşırarak hızlı bir şekilde yattığı yerden kalkarak koşar adımlarla odadan çıkarken.


‘Oh, doğru ocakta unuttum.’


Arkasından gülmekten kendimi tutamayarak.

‘Biliyorsun değil mi ocaklar kendileri kapanmıyor?’


Nedense bu samimi ve komik hallerinden hiç ayrılmak istemiyordum. Bir kaç dakika sonra Yui elinde tepsi içeri girdi. Kahvemi yudumlarken uzun bir sohbet ettik. Saat çok geç olmuştu artık gitmeliydim beni bekleyen bir paket vardı. Kapıya doğru ilerledim o sırada.  


‘Keita’


Yui’ye dönerek.


‘Efendim’


‘Telefonunu ne yapacaksın, kırılmıştı ya?’  


‘Şu an için bir şey yapmayacağım, belki sadece kartını alıp başka bir telefona takarım. Ne de olsa artık telefonların hem hafızası hemde kişi bilgilerimi o küçük kartta saklıyorlar ve devlet son zamanlarda her şeye el atıyor bildiğin gibi eğer o kartı kullanmazsam kötü şeyler olacağından adım gibi eminim . Sonuçta her şey bu kart ile birlikte devlete iletiliyor ve benim internette ki hesabımda kaydediliyor.’


‘Sende biliyorsun son zamanlarda devlet isyanlarla boğuştuğu için bir çok şeye el atmaya başladı artık yapacak bir şeyimiz yok. Ayrıca sen gecenin bu saatinde nereye gidiyorsun. Bu gece gitme, gece daha çok polis devriyesi olduğunu sende biliyorsun burada kal.’


Gözlerinde, derinlerde bir korku sezdim.


‘Hala korkuyorsun değil mi?’


Kafasını yere eğerek.


‘Evet.’


Doğru bu benim aklımdan tamamen yerinden oynamıştı tek düşünebildiğim Aviella olduğu için Yui’yi tamamen unutmuştum. Teklifi kabul etmeye karar verdim ve o gece orada kaldım. Ben salonda Yui ise kendi odasında yatmıştı. Düşüncelerim yüzünden uyuyamadım. Yui su içmeye Yada tuvalete kalkmıştı. Uyuyamadığını fark etmiştim. O sırada yanına gittim Yui  beni görünce irkildi.


‘Keita, uyandırdım mı?’


‘Hayır, uyku tutmadı.’


‘Beni de.’


Bunu söylerken yatağıma ilerledim ve yatağımda bağdaş kurdum. Yui de Benim yanına geldi ve o da yanıma oturdu. Bana dönerek.


‘Hadi ya bir şeyler yapalım.’


Bunu korkusunu bastırmak için yaptığı çok barizdi.


‘Ne yapalım?’


‘Kart oyununa ne dersin?’  


‘Olur. Bana uyar’


Odasına koşar adımlarla gidip geldiğinde elinde bir deste iskambil kağıdı vardı.


‘Şöyle oynayacağız, önce ben bir kart çekeceğim sonra sen bir tane çekeceksin, kimin kartı daha yüksek bir sayıysa, o karşısındakine soru soracak. Anladın mı?’


Biraz şaşırmıştım neden böyle bir şey oynamak istemişti ki? ben sadece kart oynayacağımızı düşünmüştüm. Şaşkınlığımı belli etmeyerek ve onu eğlendirmek için.


‘Anladım, hadi oynayalım o zaman’


O gece saatlerce bu oyunu oynadık. Ben çok eğlenmesem de Yui’nin suratından bir an gülümseme eksilmemişti. Hatta yorgunluktan uyuya kaldı, bende üstünü örtüp yere yattım.


Sabah uzun zaman sonra dinç bi şekilde kalktım. Kahvaltı ettikten sonra Yui ile selamlaşıp evinden ayrıldım. Aviella'nın bulunduğu ormana doğru harekete geçtim. Amacım onu herkesten önce ele geçirmekti.


********


Uzun bir yürüyüşten sonra gelmiştim. Adımlarımı sayarak Aviella'nın gömülü olduğu yeri bulmuştum. Uzun süre kazdıktan sonra bir çanta bulmuştum heyecanlanıp hızlı bir şekilde açtım. İçinde bir taş bulmuştum. Bu taşın rengi kırmızıydı salladığımda içinde bir sıvı var gibiydi dışı ise ince ve yumuşamıştı, sanki bozulmuş gibiydi. Biraz daha karıştırdıktan sonra bir şırınga ve birde talimatlar yazılı bir not buldum. Talimatlarda ki gibi şırıngayı kendime enjekte ettim. Birden başım dönmeye, ağrımaya ve midem bulanmaya başladı. Yere düşüp ağacın altında bir süre oturdum. Bir kaç dakika sonra normale döndüm fakat o bir kaç dakika bana saatler gibi gelmişti. Daha sonra şırıngayı taşın en alt yerinden zorla sokarak içindeki sıvıyı tamamen aldım ve diğer koluma enjekte ettim. Kırmızı sıvı kolumda ilerliyordu az da olsa izini görebiliyordum. Bir süre sonra damarlarımda kaybolmuştu diğer sıvı gibi başım dönmemiş, kendimi kötü hissetmemiştim. Acaba sırasını mı karıştırmıştım? Çok düşünmeden yola koyuldum.



Öncekinden de uzun bir yürüyüş sonrasında evime varabildim. İçeri girdim Isac ile selamlaşıp odamın yolunu tuttum. Odama girdiğimde bir anda uyku bastırmıştı hemen uyudum. Rüyamda bilincim açıktı. Sanki önceki günkü tam-dalış sistemindeki gibiydi. Bembeyaz bir yerdeydim neresiydi burası. Yavaş yavaş beyazlıklar kayboluyordu. Bir anda kendimi büyük bir geminin güvertesinde buldum etrafıma baktığımda kendimi uçsuz bucaksız denizin içinde giden bir geminin içinde bulmuştum. Sanki uzayda kayan bir yıldız gibiydi yalnız ve sessiz. Şüphelerim yoktu, çok bir şey düşünmeden güvertede ilerledim ve etrafta gezdim bir süre sonra yemek yeme alanı gibi bir yere gelmiştim güneş batımı buradan çok güzel gözüküyordu. Daha sonra masalardan birinde kırmızı bir elbise ile oturan küçük bir çocuğu görüp yanına yaklaştım. Yanına gidip oturdum nedense konuşamıyor ve doğru bir şekilde düşünemiyordum. Bana masanın üstünde duran satranç tahtasını gösterdi. Çoğu taş çoktan oyun dışı kalmıştı siyah taraf önde gidiyordu bana dönerek.


‘Sana güvenmeli miyim?’


Ne diyordu? Ağzımı açıp konuşmaya çalıştım. Cevap veremiyordum ağzım açılmıyordu. Ben ne kadar konuşmaya çalışsam da, o ayağa kalkarak güverteye yaklaştı ve korkulukların üstüne tırmandı sözüne devam ederek.


‘Gördüğün satranç tahtasında siyahlar birçok yönden önde gibi gözükebilir.’


Bir anda elini havaya kaldırarak.


‘Fakat beyaz oyuncu Şahını öne sürerse birçok olasılık ortaya çıkar. Çoğu insan bunu fark etmez çünkü şahını en önemli taş olduğunu düşünür ve onunla oynamaz.’


Gerçekten öyleydi eğer şah yerinden oynasa kazanma şansı bile olabilirdi. Ben bunları düşünürken diğer elini de kaldıran kız bana yüzünü döndü. Yüzünde bir çok değişik simge vardı ve gözlerinin içi bembeyazdı ve bir küre gibi parlıyordu sanki güneş gibiydi gözünün içine bakmak imkansızdı. Elbisesi yavaşça beyaza bürünüyordu ve konuşmaya devam etti.


‘O zaman denize bir bak, siyah olan denize!’


Denize bir göz atmak için ayağa kalktığımda deniz geminin altından başlayarak simsiyah olmaya başlamış ve ufuklara doğru ilerliyordu.


‘İşte, görüyor musun simsiyah yağan yağmuru!’


Bir anda yağmur yağmaya neredeyse fırtına kopmaya başladı. Az önce bembeyaz olan kıyafeti yağmur ile simsiyah olmuştu. Bu… bu yağmur siyah yağıyordu.


‘Dalgalara bak uzun ve kalın bir yılan gibi. Kıvrıla kıvrıla ilerleyen siyah dalgalara!’


Bir anda dalgalanmaya başlayan deniz gemiyi neredeyse alabora ediyordu korkmaya ve titremeye başlamıştım. Korkuluktan inerek yanıma yaklaştı tek eliyle çenemi tuttu zorla gözünün içine bakmamı sağladı. Gözlerim yanıyordu canım o kadar çok acıyordu ki ölmek istiyordum. Vücudum yanmaktan çok donuyor gibiydi ama boynum ve üstü yanıyordu neydi bu böyle?. Yavaş yavaş değişik bir şeyler hissediyordum tam o sırada küçük kız beni bıraktı ona bir şeyler söylemek istedim ama ağzımı açamıyordum. Bana dönerek.


‘Öyleyse, yarın yine uykunda görüşürüz yeni ortağım belki o zaman bana cevap verirsin.’


Dedikten sonra siyah kıyafetleri tekrardan bir anda bembeyaz bir hal aldı. Yavaş adımlarla ilerliyordu, korkuluktan siyah ve dibi görünmeyen sulara atladı. Bu havada ve dalgalarda hayatta kalması imkansızdı. Ama o kadar çok parlıyordu ki derinlere kadar gözüktü fakat bir süre sonra o parıltı da yok oldu. Ben ise sadece baka kalmıştım.


Bağırarak uyanmıştım gözüm hala ağrıyordu. Titriyordum üşümüştüm, hızla koşup elimi yüzümü yıkadım. Isac de yanıma hemen koşarak geldi.


‘Hey,hey iyi misin?’


Ona dönere, sıcak bir gülümseme ile.


‘Evet, bir şeyim yok sakin ol.’


Bir anda bağırarak yeri düşen Isac bana dönerek.


‘Gözlerin sana ne oldu?!?’


‘Gözlerim mi?’


Hızlı bir şekilde aynaya baktım. Sol gözüm simsiyahtı o kadar karanlıktı ki dikkatli bir şekilde baktığında neredeyse yok oluyormuş gibi bir his veriyordu ve içinde kayboluyor gibiydin aynı o yağan yağmur ve denizin rengi gibi. Sağ gözüm ise bembeyazdı ve parlıyordu içine bakmak neredeyse imkansızdı aynı o kızın gözleri ve kıyafetleri gibiydi. Neler oluyordu bana.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)