POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İdea'nın Virüsü Bölüm 33: Kabus

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 181
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kabus

Yanı başımda Masum Katil'im vardı. Bayıldığımda beni yatağa taşımış olmalı. Biraz doğruldum. Başım ağrısa da o berbat dönme artık yok. Demek ki emir konusunda sınırım üçtü.

"İyi misin?" diye sordu ve endişeyle elini yüzüme götürdü. "İyiyim. Anlaşılan emir verme sınırımı görmüş olduk." dediğimde yutkundu ve başını salladı.

"Yere düştüğünde korkudan kafayı yiyecek gibi oldum! Yine de sana hemen yardım edemedim. Kırmızı şarabı, masanın üstüne koyana kadar..."

Demek ki emirlerimin etkisi bayılsam da geçerli oluyor. Bu bayağı güçlü bir etki! Ayrıca eğitmenim de benzeri bir durumun Üçüz Korumalar için geçerli olduğunu söylemişti.

"Acaba aynı ortamdayken birine emir versem, bunu duyan bir diğeri de emri yerine getirmek için çabalar mı?" diye sordum kendi kendime. Masum Katil'im elimi dudaklarına götürdü.

"Son güne kadar alıştırma yapacağız ve bu ihtimale karşılık, emirlerine olabildiğince direnmeye çalışacağım." dedi. Çok tatlıydı.

"Mükemmelsin sevgilim ama emir vermek beni bu hale getiriyorsa, direnmek de seni kötü etkilemeli?" dediğimde gülümsedi. "Evet, kötü etkiliyor ama senin kadar güçten düşmedim" dedi, daha da geniş bir gülümsemeyle. Henüz güçten düşürmedi, evet.

Dudaklarına gittim. Onu derince öptüm ve altıma aldım. "Peki, bu sefer kötü bir rüya gördün mü?" diye sordum. Aslında kâbus gördüğü için endişelenmiyordum. Tam tersi, bu beni sevindiriyor. Kâbus gören insan iyileşme belirtisi gösterir. Kâbus görmemesi çok daha korkutucu olurdu.

Dün akşam vakitlerinde bayılmıştım. Şimdi güneşin ilk ışıkları odayı aydınlatıyordu. "Sen yanımdayken hiç kötü rüya göremem ki?" dedi ve uzanıp dudaklarımızı birleştirdi. Çok sık olmaması kötü bir şey değil sanırım?

Ardından karnım guruldadı. Şu pozisyonda bunun olması aşırı utanç verici!

"Hadi güzel bir kahvaltı yapalım." derken kalktım. Kâbus konusunda üstüne gitmesem iyi olacak. Yanıma geldi ve elini belime sardı. "Tamam." dedi.

Bu şekilde mutfağa yürüdük ve kahvaltılık malzemeleri çıkarttım. O da masayı hazırladı. Peyniri, zeytini bir güzel yiyip, konuşmadan sofrayı kaldırdık.

Önlük giymesi de gözümden kaçmamıştı elbet. Hala beni kışkırtmaya çalışıyor ha? Bak şimdi ben sana ne kadar utandırıcı bir emir vereceğim.

"Tüm kıyafetlerini çıkar, yalnızca mutfak önlüğünü tekrardan giy." dediğimde kulaklarına kadar kızardı. Bayağı direnmeye çalıştığında kahkahayı bastım.

"Beni kışkırtmanın bedeli!" dedim ve biraz daha güldüm. Bu sırada istemeye istemeye kıyafetlerini çıkardı ve yalnızca mutfak önlüğünü geri giydi. Utançtan başını yerden kaldıramıyordu!

"Şimdi sevgilim. Sıradaki emrim, salonun yerlerini silmen." dedim. Bu sefer direnme süresi bir kaç saniyeden bir dakikaya çıkmıştı! Bu büyük başarı. Hep böyle utanç verici emirler söylersem, direnme konusunda daha da başarılı olacak!

Eline paspası aldı ve yerleri silmeye başladı. Silerken hareket eden kalçalarına iştahla baktım ve baş dönmemin geçmesini bekledim.

"Sevgilim? Konuşabiliyor musun?" dediğimde elindeki paspası durdurmadan; "Evet. Yani, evet konuşabiliyormuşum." dedi.

Demek ki konuşmama emri vermediğim sürece, bir emri yerine getirirken, emirden alakasız şeyler hakkında konuşabiliyor.

"En son bayağı direnmeyi başardın. Tebrikler." dediğimde tekrardan kızarmaya başladı. "Ayrıca bayağı seksisin." dedim gülerek. Çok seksiydi! Ağzımın suyunu tutamıyorum!

Tüm salonun yerlerini sildiğinde arkasından saldırdım. "Haaarrghh!" diye dişlerimi boynuna geçirdim. "Ah! Acıttın." diye şikâyet etti. Pislik bir şekilde gülümsedim.

"Ama seni yiyip bitirmek istiyorum." diyerek elimi penisine götürdüm. "Ih! Hala üçüncü emri vermedin!" diye yakındı. "Sonra versem? Biliyorsun ardından bayılıyorum." desem de diretti. "Bu ölüm kalım meselesi!" diye... üf...Yani haklı, harbiden ölüm kalım meselesi ama!...

"Öyleyse... Şömineyi yak ve tam önünde, dizlerinin üstünde aklına gelen ilk seksi pozu ver." diye emrettim ve başım ağır bir şekilde dönmeye başladı. Masum Katil'imin direnişiyle birlikte ağrı ve dönme katlanarak arttı.

Sonunda şömineyi yakmayı başardı ve önüne dizleri üstüne çöktü. Öyle bir durumdayken, emir vermemi istersen işte böyle olur! Hak ettin, hahaha!

O pozu verirken, her taraf karardı ve sert zemine düştüğümü hissettim. Masum Katil'imin seslendiğini duydum. Düştüğüm yerde doğrulmaya çalıştım.

Görmeliyim! Bayılamam! Onun bu seksi halini görmek zorundayım! Bir daha asla elime böyle fırsat geçemez! Sonsuza kadar zihnime kazımalıyım bu görüntüyü!

"Gördüm!" diye bir fısıltı çıktı dudaklarımdan. Gerçekten gördüm! Ahh! İştahımı kabartıyor! Onu elle-

Hayda? Neredeyim ben şimdi? Her yer karanlık. "Masum Katil'im!" diye seslendim. Belki de geçici kör olmuşumdur? Ancak ses gelmediğinde tedirgin oldum.

Masum Katil'im ses vermiş olmalı. Neden duyamıyorum? Sağır olsam, kendimi duyamam değil mi? Neredeyim ben? En son ne olmuştu? Ah! Masum Katil'imin seksi pozunu gördüm! Ehehe! Görüntüsünü lensime kaydedecek zaman bulamamam ne kadar da kötü oldu!

Ona tekrardan benzeri bir emir vermeliyim hehehe! Dizlerinin üstüne çöküşü, mutfak önlüğünün ucunu bir eliyle aşağıya çekiştirip, diğer elini dudaklarının arasına götürmesi ve o utangaç bakışları! Ortaya çıkan tatlı, pembe göğüs uçları...

Tek pişmanlığım o görüntüyü kaydedememek!

Diğer bir yandan... bu karanlıkta ne işim var benim? Nedense tanıdık geliyor... ancak bir türlü çıkaramıyorum. En son bayıldım değil mi? Üff... Masum Katil'imi daha sıkıştıracaktım. Şu üç emri aşamadım!

Uyanmak istiyorum! Nedir bu uçsuz bucaksız karanlık? Bastığım yeri dahi göremiyorum! Ancak... boğuk sesler mi duyuyorum? Gitsem mi, gitmesem mi? Rüyada olabilirim ancak... bu boğuk sesler korkutucu.

Yine de gitmeye karar verdim ve yürümeye başladım. Sese doğru yaklaştıkça boğuk sesleri daha net duyabildiğimi fark ettim. Ancak içimdeki korku da bir o kadar büyümeye başladı.

Bu karanlık diyarda, böyle bir sesin sahibi eminim ki pek hayra alamet olmayacaktır. Yine de... rüyadayım ve eğer korkutucu bir şeyse çığlık atarak uyanabilirim, değil mi? Masum Katil'im sıcacık sarar beni ve korkumun uzaklaşıp gitmesini sağlar.

Son birkaç adım ve boğuk sesin sahibinin tam önünde olmalıyım. "Hey? Orada ne var?" diye seslendim ancak yalnızca boğuk sesleri duymaya devam ettim. Her yer karanlıktı, bu yüzden burnumun ucundaki bu şeyi bile göremiyorum. Keşke biraz aydınlık olsa?

Demeye kalmadı ve sesin sahibi ile aramda bir mum yandı, yerde. Mumu yerden alıp önümdekine bakmak üzere ileriye götürdüm. B-bu? Evet bu!

"Dövüşçü Prens." diye bakakaldım.

Ona defalarca bıçak darbesi atıp, nefesini tamamen kesmeden önceki haliydi. İşkence görmüş olan bedeni, mucizevi bir şekilde hala nefes alabiliyordu.

Öyle bir halde ki onu gören, bırak tanımayı insan olduğunu aklına getirmekte zorlanır. İşte öylesine berbat haldeydi.

Bilinçaltım bana bunu göstererek neyi amaçlıyor? Bu karanlık yerde? Korkmuyorum ki... bunu yapan bendim. Bizzat ben ve hala pişman değilim.

O bunu hak etti!

"Bunu hak ettin." dedim kendi kendime. O ise gürültülü ve boğuk bir sesle nefes alıp vermeye devam ediyordu. Öldü diye düşünüp bir kenara çekildiğimde ve o böyle nefes aldığında korkmuştum. Bunu itiraf edebilirim. Kesinlikle korkudan ödüm patlamıştı!

Son yaptığım ile ölmesi gerekiyordu. Yaşamaya devam etmiş olması ise fazla korkutucuydu. Planladığımdan daha fazla acı çekmesine neden olmuştu. Bu da oldukça dehşet verici olmuştu, benim için. Verdiğim acı zaten aşırı büyüktü, ancak son darbeden sonra yaşayarak çektiği acı? Ölmeyeceğini bilseydim en baştan bıçaklardım.

"Oldukça acımasızsın hah?" diye bir ses geldi ardımdan.

"Kim o?" diye etrafıma bakındım, mumu söndürmeden hareket ettirdim. Ancak kimseyi göremiyordum. Ses devam etti.

"Kim mi? Tanıyamadın mı? İçimi acıttın sevgili Çakma Meleğim." dedi aynı ses. Ses tonu çok benzemiyordu ancak söyleyiş şekli Dövüşçü Prens'inki gibi...

"Saklanmayı kes ve ortaya çık!" diye emrettim. Ah! Başım... ancak bu bir kâbus değil mi? Gerçekten emir mi verdim biraz önce?

Mumun tam önünde yüzü belirdi. Bu gerçekten Dövüşçü Prens'ti. Arkamdaki ses kayboldu ve bir birimize baktık. Bu nasıl bir kâbustu böyle? Zihnim nasıl oyunlar çeviriyor? Ancak... ben biraz önce gerçek bir emir verdim!

Bunu hissedebiliyorum.

"Telepati gücünü kullanmaya başlamışsın. Ancak Çakma Meleğim. Hiçbir Kraliçe, Kralsız yaşayamaz. Benimle gel." dedi ve elimden tutarak karanlığın içinde sürüklemeye başladı.

"Kralsız yaşayamaz mı? Hah! Beni öldüreceğini söyleme. Rüyada olduğumuzun farkındayım ve sen yalnızca aptal bir kâbussun!" diye kendi kendime söyledim, beni çekiştirmesine izin verirken.

Son kelimemi söylediğimde durup, tekrardan bana döndü. "Kâbus? Anlamıyorsun değil mi?" dedi gözlerini kısarak. Neyi anlamam gerektiğini bile anlayamıyorken, sorduğu soru muydu şimdi?

"İçindeki karanlık ne âlemde?" diye sorarken eli göğsümün üstüne gitti. O sorunca... nedense pek hissetmiyorum. Ardından etrafını gösterdi.

"Hissetmiyorsun değil mi? Buradayken hissetmeyiz. Çünkü şu an o karanlığın içindeyiz. Mum ışığını bulman bile büyük bir lütuf." derken üzgünce elimdeki ışığa baktı.

Hala anlayamıyorum. İçimdeki karanlık, zihnimin gerisindeki bir kötülüktü. İblis misali kapattığım, hapsettiğim.

"Burayı, bize ait bir boyut olarak düşünebilirsin. Cep evren? Veya her hangi benzeri bir şey. Zamanın önemini yitirdiği bir yerdeyiz işte.

Yaptığın işkencelerle, öleceğim kesinleştiğinde kendimi ilk önce bedenimin dışında buldum. Böylece dışarıdan izledim bana tüm yaptıklarını. Korkma, planladığından daha fazla acı çekmedim. Bedenim öldüğündeyse kendimi bu karanlığa hapsolmuş buldum.

Biraz önceki hayali göstermemin sebebi, aklın başına gelmiştir, pişman olmuşsundur diyeydi ancak hala aynısın." derken kendi kendine güldü. Bu piç... kaçmanın bir yolunu bulmuş ha?

"Hayır bulamadım. Bir bedenim yok ve burada çok uzun süre var olamayacağım. Beni... bilgisayarından sildiğin bir dosya gibi düşünebilirsin.

Dosyayı silmişsindir ancak bilgisayarda oluşan anlık bir hata veya donma sonucu silinen dosya hala orada var gibi gözükür ya? Ancak açmaya çalıştığında hata verir. İşte, ben de öyle bir dosyayım." diye anlaması oldukça basit bir örnek verdi. Sanırım anlıyorum.

Bir nevi?

Yok, anlamıyorum!

"Sana ne olduğu veya ne olduğun umurumda bile değil. Beni rahat bırak." dedim ve elimi, elinden kurtararak kendime çektim. Dövüşçü Prens yani Kral, başını iki yana salladı.

"Beni öldürmen büyük bir hataydı aşkım." dediğinde tüm tüylerim ürperdi. İğrenç herif hala aşktan bahsediyor.

"Hata? Bu hatayı ilk işleyen sen değil miydin piç kurusu? Siktir git ve ölü kal. Ben de sevgilimle mutlu bir hayat süreyim." diyerek arkamı dönüp gittim.

Karanlığa meydan okuyan tek şey, elimde ki bitmez tükenmez olan mumun ufak alevinden çıkan ışıktı. Uyanmak istiyorum artık. Uyanmak ve Masum Katil'ime sarılmak! Neden hala uyuyorum? Ne kadar uzun bir rüya bu böyle? Geri dönmek istiyorum... geri dönmek istiyorum!

Ancak, ne kadar bunları tekrar ederek yürüsem de uyanamıyorum. Ve sonra Dövüşçü Prens'i yani siktiğimin Kralını gördüm. Oldukça sıkılmış bir halde bekliyordu. Nasıl yani? Ona arkamı dönüp gitmiştim! Neden tekrardan önümde belirdi!

"İstediğim kadar başka yöne git. Ne çıkabilirsin, ne de benden uzaklaşabilirsin." diye seslendi. Belki de buradan çıkışın anahtarı onun elindeydi? Ona doğru yürüdüm ve tekrardan tam dibinde durdum. Yüzümüz birbirine oldukça yakındı.

"Daha önce dediğim gibi; ne Kral, Kraliçesi olmadan yaşayabilir ne de Kraliçe, Kralı olmadan yaşayabilir. Biz hayata bir geldik ve bir gitmeliyiz. Daha fazla uzatma ve elimi tekrardan tut da gidelim Kraliçem. Bu karanlık diyarda seni beklemekten bunaldım."

Uzattığı eline baktım.

Ben... ölmeli miyim?

Gitmekten bahsettiği bu, değil mi? Sonuçta onun gidebileceği tek yer ölüler diyarı ve beni de götürmek için gelmiş.

Mumu iki elimin arasına alıp ışığına baktım. Masum Katil'im... seni yalnız bırakmak istemiyorum. Keşke Kral, sen olsaydın. Neden Kral olan sen değilsin ki? Neden bu piç olmalıydı ki?

"Diğerlerinin başına da bu mu geldi?"

"Evet. Biri diğerini aptalca nedenlerden öldürdü. Ölen kişi kendini, benim gibi bu boyutta bulmuş olmalı ve diğerini yanında götürmüş... Şimdi sıra bizde."

"Seni aptalca bir nedenden öldürmedim."

"Evet. Bu durumda aptalca şeyler yapan bendim. Ancak son hatayı yapan sen oldun."

Eh!

En azından kabul ediyordu, hatasını. Bende kabul etmeliyim. Masum Katil'imi dinlemeliydim. Onu dinlemeliydim. Onun sezgilerine güvenmeliydim. Güya güvenecektim de!

Üç yıllık bir koma ile ağzımın payını aldığımı ve hatamdan ders çıkararak bunu tekrar etmeyeceğimi düşünmüştüm. Ama bir aptal gibi hatamı tekrarladım.

"Ölemem. Ölürsem Masum Katil'imi mahvederler!" diye yakındım. Dövüşçü Prens elini başının arkasına götürdü ve sıkıntılı bir ifadeyle bakmaya başladı.

—Peh! O adam çok umurumdaydı sanki?

—Benim umurumda.

—Anlamıyorsun herhalde? Şu an senin de bedenin ölü durumda. Basitçe bayılmadın, öldün. Benden sonra çok uzun yaşadığını söyleyebilirim. Şimdiyse devam etmeliyiz.

Ondan sonrasında uzun yaşadığımı söylerken? Bu kadar bağlı mıydık bir birimize? İnanılmaz bir durum!

Yine de... onun dediği ne kadar doğru? Artık bir rüyada olmadığıma bende eminim. Bu kadar uzun sürmemeliydi. Veya sürse bile rüyaya özgü diğer saçmalıkları yapabilmeliydim ancak yapamıyordum.

"Rüyada olmadığımı anlıyorum. Ama ölmem? Neden dediğine inanayım ki? Tek başına siktirol git! Ben yaşayacağım." diye çıkıştım. Sıkkın bir halde omzunu silkti.

"Hayata birlikte geldik ve hayattan birlikte gitmeliyiz. Bunun nesini anlamakta zorlanıyorsun? Sen, ben ve bizim gibiler! Bizler normal bir insanın sınırını aşanlarız. Bizler sadece fiziksel varlıklar değiliz. Biz bunun ötesine gittik.

İşte bu yüzden ölmeme rağmen buradayım ve sensiz yoluma devam edemem. Sen de bensiz edemezsin. Bu iğrenç karanlıkta sonsuza kadar tıkılı mı kalmak istiyorsun?" diye sordu.

Bu sırada bir şey dikkatimi çekti. "Neden sende mum yok?" diye sorduğumda güldü. "Ne önemi var? Ha sende mum var, ha bende? Gitmeliyiz, hemen!" diye bağırarak çıkıştığında bir tersliğin var olduğunu hissettim.

"Bir ölüye göre fazla aceleci değil misin?" diye sordum şüpheyle. Kollarını göğsünde birleştirip, olduğu yerde oturdu. "İyi! Bekleyelim! Neyi bekliyorsak?" diye tükürür gibi konuştu. "Öldüğümü kanıtlarsan seninle gelirim." dediğimde alaycı bir ifadeyle bakıp etrafını gösterdi. "Yetersiz." dedim. Bu bir oyun da olabilirdi. Böyle bir yer tanıdık geliyor. Böyle bir karanlık... oldukça tanıdık.

"Burası neden bu kadar tanıdık?" diye sordum. Omzunu silkti.

—Nereden bilebilirim?

—Yaşarken rüyalarında gördün mü burayı?

—Hayır. Peki ya sen?

—Sanırım gördüm, ancak rüyamda değil.

Son cümlem ile şaşkınca bana baktı. Burayı bir yerden hatırlıyorum. Nereden? Bu sırada ağlama sesi duymaya başladım.

"Bunu sen de duyuyor musun? Biraz önce yaptığın gibi bir oyun mu?" diye sordum ancak başını iki yana salladı. "Ağlama sesini ben de duyuyorum! Ancak bu imkânsız! İmkânı yok?" diye şaşkınca ayaklandı.

Mumu önüme uzattım ve ağlama sesinin geldiğini düşündüğüm tarafa doğru yürüdüm. Acaba... bu piçin dediği doğruydu da, ölmüş bedenimin başında Masum Katil'im ağlıyor muydu? Gerçi o zaman duymamalıydım? Ancak... her şey oldukça tuhaf değil miydi? Bu da tüm acayip şeylerden biri olurdu.

Sesin kaynağına baktım. Hiçbir şey yok. "Biliyordum. Burada yalnızca ikimiz varız!" diye sevindi, piç. "Kes sesini! Masum Katil'im ağlıyor." diye çıkıştım. Ancak öylece güldü. "Muhtemelen bilinç-" ve onu susturdum. "KES SESİNİ!" diye çılgınca bağırdım.

Sesin kaynağının bulunduğu boş yere yürüdüm ve yattım. Cenin pozisyonunu alırken, mumu başucuma koydum.

Masum Katil'im... sesin bana ulaşıyor, peki ya duygularım sana ulaşıyor mu? Lütfen ağlama. Ağlamanı istemiyorum. Ölmek de istemiyorum. Ancak öldüğüm doğruysa, yası tuttuktan sonra hayatına devam etmelisin. Bunu söylemiştim.

Keşke biraz olsun teselli edebilsem seni. Ancak... bu karanlıkta nasıl başarabilirim bunu? 

Bu sırada bir şeyleri hatırlamaya başladım.

"Hatırladım." dedim yattığım yerde biraz doğrulup oturdum. "Bu karanlığı hatırlıyorum. Makineye ilk defa girdiğimde de bu karanlıkta kısa bir süre durmuştum. Ancak ikincisinde daha uzundu ve Masum Katil'imin ağlama sesini böyle dinlemiştim. Onu teselli etmeyi istemiştim. Ve... ah! O masalımı çok seviyordu. Bu, huzurla uyumasını sağlamaktaydı." diye anlattım, diğer bir yandan unuttuğum tüm anılar gözümün önünde tekrardan hayat buluyordu.

"Ne mutlu sana! Demek ki o makineye yerleştiğin iki seferde de ölümden dönmüşsün. Ancak oyun bitti. Bu, artık son! Hadi gidelim artık." diye söylendi. Başımı iki yana salladım.

"Ona masalımı anlatacağım, az da olsa huzur bulur belki?" diye cevap beklemediğim bir soru sordum. Sinirle saçını karıştırdı ve o da yere oturdu. "Onun neyini bu kadar sevdiysen?! Sekste de hiç iyi değildi. Ay-" Öfkeyle homurdanırken, düşmanca bakışlarımı üstünde hissettiğinde sustu.

Bense onu gram umursamadan masalıma devam ettim. 

Duygularım ona ulaşır mı? Son bir kez daha?

"Elçi ve Kâbus birbirlerini fethetmişlerdi. Kâbus ilk defa aşkı hissetmiş, elçi ise ilk defa bir kadına tamamen bağlanmıştı. Emindi. Hayatının son anına kadar yanında kalmasını istediği kadın Kâbus'du. Başka hiç kimseyi düşünemiyordu bile! Birbirleri için yaratılmış gibiydiler. Mükemmel bir uyum vardı aralarında. Ancak Kâbus'u bekleyen bir başkası daha vardı.

Genç Kral, taht odasında endişe ve korkuyla volta atmaktaydı. Belki de Kâbus'a böyle bir görev vermek gerçekten yanlıştı. Başına bir iş mi gelmişti? Şimdiye gelmeliydi! Ancak gelmeyi bırak, tek bir haber göndermemişti.

Görevi bittiğinde, oyalanmadan dönen Kâbus, bu sefer dönmedi. Neden dönmedi? O barbarlar ona zarar veremezler ki! Belki de verebilirler? Onun yeteneklerini gözünde fazla mı büyütmüştü? Neden hala gelmedi?!

Kral günlerin sonunda bu duruma katlanamadı ve bir kez daha saraydan kaçıp, Kâbus adını verdiği genç kadını bulmak için yola çıktı. Sayısız tehlikeyi ve barbarları atlatarak onu gönderdiği kabileye vardı.

Ancak... o da ne? Kâbus, başka bir adamın kollarında? Ayrıca bu adamı daha önce görmüştü. Krallığın düşman olduğu diğer bir krallığa ait elçilik görevinde bulunan biriydi bu herif! Kâbus, düşman tarafından kandırılmıştı? Hem de aşk ile! Bu nasıl olur? Bu nasıl oldu?

Kral bu görüntüye katlanamadı. İmkânı yoktu katlanmasına. Orada kendisi dururken, böyle bir adama nasıl âşık olur? Hem de düşman! Kâbus'un kolundan çekiştirerek yanına çekti.

Genç kadın ona kızacakken, Kral'ı olduğunu fark ettiğinde dizlerinin üstüne çöktü. Korkuyordu. Elçiyi görmüş müydü? Elbette görmüştü! Ancak Kral neden buradaydı ki? Çok da oyalandığını düşünmüyordu.

Kral, elçinin kaldığı yere gitti ve onu dışarıya çağırdı. Kâbus, Kral'a yalvarmaya başlamıştı. Onu öldürmemesi için. Ancak Kral'ın gözü dönmüştü. Böylece elçi de kılıcını çıkardı ve Kâbus'u kendiyle beraber götürebilmek adına, bu herifi düello da yenecekti.

O basit bir elçi değildi. Aynı zamanda krallığının en yetenekli savaşçılarındandı. Doğuştan rahat bir hayat yaşamış olan, şimdi de Kral denilen bu velet onunla karşılaştırılamazdı!

Ancak Kral onu kolayca yendi ve hiç düşünmeden kılıcıyla kalbini delip geçti. Elçi'nin son duyduğu ses Kâbus'un çığlığıydı. Sessizce ondan özür diledi ve ona teşekkür etti. Gerçek aşkın ne olduğunu öğretmişti ona. Artık rahatça ölebilirdi. Hiçbir pişmanlığı yoktu.

Kral kılıcı temizledi ve Kâbus'un yıkılmış haldeki yüzüne baktı. Genç kadın hızla yüzündeki yaşları sildi ve Kral'ının önünde bir kez daha diz çöktü. Kral ona düşmanları gördüğünde yapması gerekenin bu olduğunu söyledi. Öldüreceği biriyle oyun oynamaması gerektiğini. Kâbus, Kral'ını onayladı ve özürlerini iletti duygusuz bir sesle.

Böylece Kral'ıyla beraber, geri döndüler saraya. Kral her şeyin eskisi gibi devam edeceğini düşünüyordu ancak bu düşüncesi yalnızca onun yanılgısıydı. Kâbus, artık ondan ölümüne nefret ediyordu. Hayatında ilk defa yeni bir şey öğrenmiş ve âşık olmuştu. Ancak Kral diye saygıyla önünde eğildiği bu adam, âşık olduğu adamın canını almıştı.

Kral hala yaşıyorsa bunu halkına borçluydu. Kâbus halkı seviyordu. Çok seviyordu ve bu yüzden Kral'ı öldüremiyordu. Onların hatırı olmasaydı Kral bir gün dahi yaşamazdı." Bu sırada piçin kıkırdama sesini duydum.

"Şu Kral, benim değil mi?" dedi ve kıkırdamasına devam etti.

"Dur bakayım." dedim ve dikkatlice yüzüne eğilip inceledim. Bu sırada utanmıştı.

Adam ölmüş, hala utanabiliyor?

"Vallahi salaksın!" dedim ciddi bir şekilde ve geriye çekildim. Artık somurtuyordu ve daha çok somurtacak!

"Artık gidebilir miyiz? Bak ağlama sesi de son buldu. Öldüğünün farkındasın değil mi?"

Yerden mumu aldım ve elinden tuttum. Sessizce onayladığımda yürümeye başladık. Birbirimize bakmadan, ses çıkarmadan... sadece yürüdük.

Bir süre sonra elimin şeffaflaşmaya başladığını gördüm. Artık hiçbir şey hissetmediğimi de fark ettim. Pişmanlık, acı, aşk... her biri kayboldu. Mumun ışığı ise sönmek üzere ufak bir mavilik haline gelmişti.

Gözlerimi kapamadan önce elimi tutan Kral'a baktım. Tamamen karanlığa karışmış olduğunu gördüm. Ben de karanlığa karışmak üzereydim. Bu da bizim sonumuz ha?

Biri kollarını sertçe karnımın üstüne doladı.

"Gitme."

Bu ses... Masum Katil'im?

Gözlerimi açtım ve bu kollara bakmak istedim. Kol yerine hafif beyazımsı bir pırıltı görüyordum. Vücudum ise belli belirsizdi. Yeni temizlenmiş cam gibi. Orada olduğunu fark etsem de göremiyordum.

"Masum Katil'im?" diye seslendim, yürümeyi bırakıp. Belli belirsiz bir çekim hissettim elimde. Kolumu kaldırıp yürümeye zorlayan. Ona uyup bir adım daha attım.

"Gitme!"

Bu sefer haykırmıştı ses. Masum Katil'ime aitti. Bedenime dolanan kollarını daha da sıktı.

"Gitme! Gitme! Gitme!"

Ağlamaya başladığını duydum.

O ağlıyor?

Elimi çeken k

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)