Kuzeyli Asilzade ve Yırtıcı Kuş Hanımının Kar Ülkesindeki Avcılık Hayatı
(Bonus) Arno Salonen Revontulet’in Faaliyet Raporu
Yazar:
Ana ciltten sonra birkaç yıl sonrasını anlatıyor.
Uzaktaki köyde gün ışığından önce
sabah.
Köpek evini ve ren geyiği ağılını
temizleyip onları besledim. Kaç odunumuz daha olduğunu kontrol ettim. Eksik
olduğundan bazıları baltayla ayırdım.
Çalışırken biri arkamdan konuştu.
“Oniichan, kahvaltı vakti~”
Arkamda duran kişi benden iki yaş
küçük olan kardeşim Veronica idi. Bana geldiğini hissetmediğim için
şaşırmıştım.
“Ne oldu?”
“Şey~”
Biraz sıkıntılı gözüküyordu.
Küçük kardeşimiz Ulrich’i uyandıramadığı içindi. Büyükbabamızın çalışmalarına
dalmış ve tüm gece ayakta kalmış olabilirdi.
İçeri girdiğimde yemeğe değil de
Ulrich’in odasına gittim.
Battaniyeye sarılmıştı, battaniyeyi çekip uyanması için sarstım.
“Ulrich, uyan hadi!”
“N~n.”
Sabahları zayıftı, düzgün
uyanamıyordu, bu özelliği babama benziyordu. Ancak yarı uyanık Ulrich ile
kavga, yastığını geri çekmesiyle hazırlanmıştı.
“Yüzünü yıkayıp yemeğe gel.”
“……Tamam.”
Ulrich’i lavobaya götürdüm,
büyükbabam tarafından özel yapılan acı tozu verdim. Artık uyanması gerekiyordu.
Artık sorun olmadığını
düşünüyordum ama yandaki odadan gürültülü bir ses duydum.
“Krimhilde!?”
Ses küçük kardeşim Krimhilde’nin
odasından geldi. İçimde sadece kötü his vardı ama duymamış gibi davranamadığım
için oraya gittim.
“Rim, giriyorum!”
Bir hanımın odası olduğundan
girmeden kapıyı tıkladım. Sadece yedi yaşında olmasına rağmen yine de bir
hanımdı.
“H-Heey! Oniichan, günaydın~ Bugün
erkencisin~……”
“……”
Yırtık dantel perdeyi gördüm ve minnettar
bir şekilde üstünde uzanıyordu.
“Hey, bu nasıl oldu!?”
“Şey~ Perdeye asılıp oynuyordum~”
“Aptal!”
Krimhilde bir kızdı ama
kardeşlerim arasında en enerjik ve yaramaz olandı. Bunun olmasıyla beraber
üzüldüm.
Ayrıca Ulrich ve Krimhilde
ikizlerdi ama kişilikleri tuhaf bir şekilde tam zıttıydı.
“Oniichan, bir isteğim var!”
“Reddediyorum!”
“He, i-imkansız, dalga geçiyorsun!?”
“Bu sefer özür dilemelisin.”
“Hayır~! Şaka yaptığını söyle bana~~”
Önceden ağaca tırmanıp eteğinde
delik açmıştı. Çok fazla ağladığı için annem tarafından azarlanacağını
düşünerek aynı renkte kumaş alıp gizlice düzeltmiştim. Ancak dantel ürünleri
yapabileceğime dair güvenim olmadığından bu sefer reddettim.
“Zalimce~”
“Zalimce değil. Kendi mezarını kendin kazdın.”
“Yine de~Böyle korkunç bir yüzle söylemek zorunda değilsin~”
“Benim yüzüm böyle!”
Bu gidişle kardeşim söylenmeye
devam edecekti.
Krimhilde’yi aldım ve annemin
olduğu yere götürdüm. Yerde yuvarlandığı için hiç morluğu var mı diye kontrol
ettim.
Kardeşimi anneme teslim edince
sonunda yemeğe gidebildim.
“Arno, günaydın.”
“Günaydın, baba.”
Babam ayağa kalkıp uykulu
gözlerle buraya geldi ve yanağımdan öptü. Günlük selamlaydı ama son zamanlarda
utanç verici olmuştu.
Hayır dediğim zaman babamın yüzü
düştüğü için sessizce kabul ettim.
Çok geçmeden tüm aile yemeğe
geldi. Annem, en küçüğümüz Erenfried ve ağlamaklı Krimhilde ile en son geldi.
Küçük kardeşim azarlanmışa benziyordu. Oyun oynarken kendini biraz tutması
gerekiyordu yoksa kendini yaralayabilirdi. Ayrıca bir kız olduğu için daha
sakin davranması gerekiyordu.
Herkes toplandığında Miruporon
kaselerimize çorba servis etti.
Kase lahana ve ren geyiği eti çorbasıyla doldu. Yazın yapılan lahana turşusunu
ve uzun süre kaynayan çorbayı seviyordum.
İnce dilimlenmiş çavdar ekmeğin üstüne tuzlu ringa balığı koydum ve yedim.
Bitkinin aroması ve balığın ekşi tadı, ekmekle iyi gidiyordu.
Çorba kaseleri boşaldığında
Miruporon onları aldı. Teşekkür niyetine başımı eğdim.
“Hey, Miru-chan, gerçekten iyi
misin~?”
“Evet, artık iyileştim.”
“Anladım. Fakat kendine iyi bak.”
“Teşekkürler.”
Büyükannem, Miruporon’a endişeli
bir şekilde bakarken söyledi.
Miruporon birkaç ay önce doğum
yapmıştı ama birkaç gün önce işe dönmüştü. Onu enerjik bir şekilde çalışırken
görsek de herkes endişeliydi. Anlaşılan çocuğa Ruruporon bakıyordu. Teoporon
heyecanlı görünüyordu, çocuğu savaşçı falan yapmak istiyordu. Ancak bu enerjik
kocası evdeyken çok çekingen oluyordu. Acımam mı gerekiyordu yoksa eğlenmeli
miydim bilmiyorum.
Kahvaltıdan sonra herkes kendi
işini yaptı.
Veronice, Ulrich ve Krimhilde büyükbabamla çalışırken büyükannem de ev işi
yapmaya gitti. Ben de annemle ava çıkacaktım.
Babam, Erenfriend ile evi izleyecekti. Şey, evi ben izlerim desem de onlar
izleyeceklerini söylediler.
“Git~!”
Bir ucu ren geyiği boynuzu
şeklinde oyulmuş bir ağaç dalına bir halka ile bir ip attı.
Bu köydeki bir çocuğun ilk öğrendiği şey buydu. Bu doğru dürüst yapılmazsa bir
ren geyiğini kontrol etmek zordu, bu yüzden önemli bir teknikti.
Burada şaşırtıcı olan babamdı.
“Eren! Ren geyiğine o şekilde
ulaşamazsın! İpi daha sert salla!”
“Muuuuu! Ey~!”
Babam genelde tatlı bir adamdı
ama konu öğretmeye gelince katıydı. Üstüne titrediği üç yaşındaki Erenfried’e
bile merhamet göstermiyordu.
Erenfried eğitime başlayınca, “Babam korkunç!” diye ağlayacak sandım ama
gözyaşının tam tersine çok sıkı çabaladı.
İyi iş çıkarırsa babam, annem ya
da büyükanne ve büyükbaba tarafından övülecekti, bu yüzden elinden geleni
yapıyordu.
Babam ve kardeşimin tutkulu
dersini izlerken annem köpek ve silahlarla geldi.
İkisi bizi geçirirken dışarı çıktık.
Yolda annem dükkana uğraması
gerektiğini söylediğinden dışarıda bekledim.
Beklerken önümdeki kapının açıldığını gördüm. Dışarı çıkan kişi bizden üç yaş
küçük bir kızdı. Bir tuhafiye dükkanı işleten Aina-san’ın kızı, Airi idi.
Köpekler heyecanlandı ve Aina’ya
gitmeye çalıştı, onları sessizce sakinleştirdim.
Airi köpekleri sevmiyordu ama
yine de suratını buruştururken bile yaklaştı.
“Üzgünüm. İyi misin?”
“E-Evet.”
“……?”
“……”
Bana söyleyecek bir şeyi var
sandım ama hiçbir şey söylemeden yerinde kıpırdandı.
“Bugün dükkana yardım edecek
misin?”
“Sana bağlı değil.”
“Anladım.”
Airi her zamanki gibi dürüst
değildi. Annesine göre büyürken geçecek bir hastalıktı, bu yüzden sabırlı bir
şekilde onunla takılmamı istemişti.
Şey, küçük kardeşlerimle
kıyaslandığında şirindi.
Sonra giderken sessizce elime
kağıt bir torba tutuşturdu. Tatlı bir şey kokusunu alabiliyordum.
“Airi, bu…… Ah!”
Ona teşekkür etmek üzereyken Airi
kaçıp gitti. Önceden onu takip ettiğimde azarlandığım için sessizce gidişini
izledim. Her zamanki gibi bir mektup yazıp odasının camına koymak en iyisiydi.
Bir süre sonra annem çıktı.
“Seni beklettim, Arno. Gidelim.”
Gökyüzüne baktığımda karlı ovalardan
parlak güneş parlıyordu.
Güneşin doğmadığı kutup gecelerine kadar ormanlardan yiyecekleri toplamalıydık.
Bu dönemde avcılık çok önemliydi.
Bir süre önce babam avcılığı bana
bırakacağını söylediğinde çok mutlu olmuştum. Ailemin karnını doyuracak kadar
avlanacağıma kararlıydım.
Bu şekilde ailemin ve benim avcılık hayatı
devam etti.