POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Mirasçı Bölüm 10: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 60
Tarih : 23 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Dayanıklılık geri kazanım karışımı, tamam!”

“Güç geri kazanım karışımı, tamam!

“İyileştirici toz, tamam!”

“Panzehir karışımı, tamam!”

Mel çantasının içine bakıp stoklarını son kez kontrol etti, dedesinin kitabının bitkilerle alakalı bölümünün ilk sayfasındaki tüm karışımları hazırlayarak yola çıktı.

Mağaradan dışarı adımını attığında önceki sefere nazaran ifadesi daha stabil, gözleri daha kararlı bakıyordu Mel’ in.

“Son ulumasının üstünden iki gün geçti, gelmiş olanların çoğu geri dönmüş olmalı ama ayak izlerine bakılırsa biraz daha geç kalsaymışım çok kötü olacakmış!”

Cılız çocuk mağarasının önünden başlayıp ormanın derinliklerine doğru giden izlere bakarak konuştu. Birbiri içine geçmiş pek çok iz vardı ve hepsi tek biçimdi.

“Kaderden kaçış yok, o gece beni kovalayan yaratıkların akrabaları olmalı bunlar. Yeni hayatımdaki ilk engel sizsiniz eski dostlarım!”

Güldü Mel, üzerindeki açık yeşil deri kıyafetin sağını solunu düzelterek ormana yöneldi. Kafasının seri şekilde bir sağa bir sola yönelmesine bakılırsa bu sefer epey temkinli, gerçek bir ölüm kalım mücadelesinin izleri hareketlerinden okunuyor.

Mel bir noktaya gelince durdu, hafifçe eğilip beline kadar gelen bir bitkinin dallarını okşadı.

“Yardımın için teşekkür ederim, gördüğüm kadarıyla bu iş senin de karına olmuş!”

Neşeyle konuştu cılız çocuk, üç gün önceki savaşta kendisine yardım eden bitki inanılmaz bir hızla büyümüştü.

“Söz veriyorum, başka bir vahşi yaratık öldürürsem cesedini tamamen sana bırakacağım!”

Ayak izlerini takip ederek ilerledi Mel, bu kez göz ucuyla sağ tarafını kolluyordu ve yaptığı hazırlığın meyvesini kritik anda yana atlayarak aldı.

Ağzından köpükler çıkan vahşi yaratık sürpriz saldırısı boşa çıkınca hırlamaya başladı, kafa kafaya dövüş pozisyonu aldı.

“Dede, öldürme çemberine girmek isteyen ne çok yaratık var!”

Kendi kendine mırıldandı, bu sırada dört ayağı üzerinde yaylanan düşmanı gözünün önüne gelmişti. Tam cepheden gelen saldırı kafasını hedefledi, Mel’ in karşılığı kendini yere atmaktı.

Korkudan değildi bu tepki, sırt üstü yatan çocuk kuklalarla eğittiği sağ eliyle yaratığın karın bölgesine saldırdı. Yaratık yer düştüğünde tuhaf bir ses çıktı, üzerine atılan canlı değil de, boş bir çuval düşmüş gibiydi.

Mel sakin adımlarla ilerledi, yaratığın düştüğü yer kan gölüydü. Eğilip sol eliyle ensesinden kavradı cesedi, tam o anda çalıların içinden başka bir gölge atıldı.

Bir saniye sonra gölgenin pençeleri Mel’ in yüzüne indi, rüzgâr gibi geçip gitti gölge.

“Ne zaman ortaya çıkacağını merak ediyordum!”

Sağ elinde oluşan birkaç yüzeysel çiziğe bakan cılız çocuk, beş adım uzağında duran yaratığa doğru konuştu. Soluk soluğa hırlayan yaratık başka ses çıkarmadı, bir süre Mel’i izledi ve geriye dönüp kaçmaya başladı.

“Vahşiler ama akılsız değiller belli ki!”

Savaş ganimetini kapan Mel, soluğu ormanda ilk etkileşime girdiği bitkinin yanında aldı. Yaratığın ufak çekirdeğini dikkatlice çıkardı, yüzüğünün içine aldı ve yaratığın ölü bedenini bitkinin dibine bırakarak meditasyon durumuna geçti.

Geniş gövdeli ağaca sırtını dayayan çocuk enerjisini sakince toprağa, oradan da daha önce etkileşime geçtiği bitkinin köklerine yolladı. Su gibi rahatça aktı enerji, bildiği yoldan ilerlerken hiçbir engele rastlamadı.

“Ne oluyor? Bu yakıcı enerji de ne?”

Her şey pürüzsüzdü ancak Mel acıyla inledi, usulca akan yeşil enerjinin yanında kırmızı alevler gibi savrulan yeni bir enerji belirdi.

Yeşil ve kırmızı enerji bir arada Mel’ in bedenine girdiğinde şiddetle titredi cılız çocuk, rengi kızarıyor, alnından akan terler boncuk boncuk yere düşüyordu.

“Demek böyle oluyor, bitki vahşi yaratığın kanından ve etinden emdiği enerjiyi de benimle paylaşıyor. Çok güzel, dişimi sıkıp dayanmalıyım!”

Bir süre geçince yeşil enerji akışı kesildi ama kırmızı enerji durmadan akmaya devam etti. Tüm bedeni kızaran Mel’ in en çok sağ eli renk değiştirdi. Güçlenen uzuv bir kez daha enerji vaftizine maruz kalıyor, kemiklerden çıkan ses kulak tırmalıyordu.

“Kristaller ne işe yarıyor bilmiyorum ama cesetler şüphesiz benim için çok faydalı. Hissedebiliyorum, sağ elim değişim geçiriyor, onun yanında sol elimde ufaktan güçleniyor!”

Mel ceset tamamen toprağa emildiğinde hızlıca bedeninde gerçekleşen değişimi gözlemledi, yeni buluşu sayesinde gelişim hızının arttığını keşfetti cılız çocuk.

“Benimle gelmek ister misin? Seni de mağaranın içine ekebilirim?”

Boyunu aşmış ağaca seslendiğinde bir tepki görmedi, birkaç günde yıllarca sürecek gelişime ulaşan bitki sessizdi. İki canlı formu bir süre birbirlerine baktılar, sessizliği bozan konuşabilen tür oldu.

“Demek yerinde kalmak istiyorsun, belki de bu senin için en iyisidir ama al başka yaratık bedeni. Bunu bir teşekkür olarak kabul et”

Sakinleşen Mel konuşmasını bitirdiğinde öğlen güneşi tepeye ulaştı, yakıcı ışıkları geniş yaprakların arasından süzülerek yeryüzüne vuruyordu. Hızlıca içlere ilerledi çocuk, yoluna çıkan yaratıklarla savaştı.

Bitkinin yanına döndüğünden iki elinde birer vahşi yaratık bedeni vardı. Bir süre durduktan sonra birini daha yere atarak devam etti.

“Yarın geldiğimde etraftaki ağaçları deneyeceğim!”

Gözünü yükseğe dikti Mel, mağaraya doğru yürürken sırtını döndüğü yüksek ağaçları hedefliyordu. Mağaranın içi dışarıdan bağımsız olarak sabit bir sıcaklık ve her daim temiz havaya sahipti. Adımını atar atmaz derin bir nefes çekti çocuk, üst başını atarak bitki bahçesine koştu.

Elini savurduğu an iki ceset çiçeklerin arasında belirdi, bunlar gündüz öldürdüğü yaratıkların bedenleriydi. O an bir hışırtı yükseldi, toprağa düşen bedenler göz açıp kapayana kadar yok oldular.

“Hey hey, bekleyin hemen emmeyin!”

Mel panikle bağırdı ama sözlerini tamamlayana kadar her şeyin olup bittiğini görmek zorunda kaldı. Çırılçıplak halde oturup meditasyona başladı, dört gündür enerjisini emmediği bitkilerle etkileşime geçmek istedi.

Toprağın üstü yeşil damarlarla kaplandığında henüz birkaç saniye geçmişti, Mel’ in olduğu yere dört bir yandan akın ettiler. Kırmızı enerji damarları yoktu, bazı enerjilerin renginin biraz daha koyu olması dışında her şey olağan ilerledi.

“İşte bu, işte bu!”

Haykırdı cılız çocuk, giyinmeden kuklaların olduğu savaş odasının yönüne doğru koşmaya başladı. İçeri girdiği gibi hedeflere saldırdı, sol eli durmadan indi kalktı. Sadece sol elini kullandı Mel, mağara içindeki bitkilerin tüm enerjisi emdikten sonra elini kaldırmayacak kadar harap etmeden durmadı.

“Bir günlük hasadımı kumar olarak ortaya koyacağım, umarım düşündüğüm gibidir!”

Büyük açıklığa ulaştığında sağ elini savurarak yüzüğünün içindeki yaratık cesetlerini bitkilerin içine bıraktı. On taneye yakın ölü bedenin kanları toprağa sızmaya başladığındaysa, kendini serin sulara bıraktı.

İyileştirici etkisini kullanıyordu küçük akarsuyun, gözlerini kapatarak tüm günün yorgunluğunu sularla beraber kendisinden uzaklaştırdı.

Seriyi güncelden takip etmek için - novelturkiye.com

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)