POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Mirasçı Bölüm 11: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 40
Tarih : 26 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Gözlerini açtığında yeşil bir ışıltı parlayarak mağaranın içinde yayıldı, sol kolunu hızlıca kaldırıp kontrol etti Mel. Dış yaralar kapanmıştı, parmaklarını oynatıp yumruk yaptı ve hiçbir sorun olmadığını teyit etti.

“Önce zarar ver, sonra iyileş ve güçlen, biraz acımasızca değil mi?”

Bitkilerin içine geçtiğinde dudaklarından bu sözler döküldü, özellikle zarar ver kısmındaki tonu o anlarda neler hissettiğinin kanıtı gibiydi.

“Hadi bakalım!”

Bağdaş kurarak oturdu, toprağa karışan ölü vahşi yaratık bedenlerinden sonra bir kez daha bitkilerden enerji çekmeye çalıştı. Daha önce hemen ardından denediğinde yanıt alamamıştı Mel ama bu sefer normalden daha koyu yeşil enerji damarları belirdi.

Belirli bitkilerden geliyordu enerji, Mel bunların yaratık bedenlerinin yakınındakiler olduğunu hemen anladı.

“Verdiği his bile farklı, yanılmamışım. Yaratık bedenleriyle beslenen bitkiler çok daha yüksek kalitede enerjiyi sunabiliyorlar!”

Yüzünün tebessümünü aklından geçenler eşlik etti, kısa sürede yeniden bedenini enerjiyle doldurdu Mel.

“Son bir deneme kaldı, umarım birkaç saldırgan yaratık bulurum!”

Koşar adım mağaradan dışarı fırladı, eski dostunun yanına geldiğinde onu birkaç insan boyunda bir ağaca dönüşmüş halde buldu.

“Bir, iki, üç, dört, beş! Fena değil, gelin!”

Mel bağırdığında çalıların arasında tam da saydığı kadar yaratık fırladı, bir eli ağacın gövdesinde duran çocuk onları çabucak keşfetmişti.

“Biraz yardım edersin değil mi, ilk defa bu kadar çok yaratıkla savaşacağım. Korkun olmasın, hepsi senin!”

Daha yaş haldeki kavuğunu okşayarak yanından ayrıldı ağacın cılız çocuk, etrafında çember oluşturmaya başlayan yaratıkları izledi.

Çok değil, iki saniye geçmeden üçü aynı anda saldırıya geçti, biri havaya zıpladı, diğer ikisi tam ters yönlerden üzerine atıldı.

Yüzünde panik emaresi görünmeyen Mel bekledi, havadaki yaratığın üstüne inen dalın çıkardığı büyük gürültüyü duyana kadar sabit durdu. Kendisi gibi genç ağaç, yanında geçen düşmana darbesini indirince hızla fırlayıp cepheden gelen düşmanla kafaya kafaya girişti.

Büyük sivri dişlerin önüne sağ elini uzatarak kendi koruduktan sonra, tüm gün kuklalarla tavladığı sol eli Ejder Pençesi formunda yaratığın kafasına indi. Sonraki an artık bir kafası yoktu düşmanın, ölü beden yere düştüğünde Mel dal tarafından bastırılan kurda son darbeyi vuruyordu.

Göz açıp kapayana kadar iki düşmanı ortadan kaldıran çocuk durmadı, arkasından yaklaşan yaratığa dönmeden sağ tarafa yuvarlandı. Boşa çıkmıştı yaratık, onun aksine iki ayağından güç alan Mel’ in Ejder Pençeleri benekli gri kürkün koruduğu gövdeye indiler.

“Üçü gitti kaldı iki!”

Gözü düşmanında değildi Mel’ in, ona yardım eden taze ağaca bakarak konuştu. Soydaşlarının cesetlerinden beslenen bitkilerin enerjisini taşırken, hareketlerinde değişik bir özgüvenin izleri seziliyordu.

“Gelin!”

Eliyle aynı anlama gelen işareti yaptığında, bu sefer yan yana saf tutarak saldırdı düşmanlar, sayısal üstünlüklerini kullanmak istiyorlardı. Toplamda dört pençeye sahiplerken hiç de mantıksız değildi bu fikir ama unuttukları önemli bir nokta vardı.

Genç ağacın hepsinden fazla dalı vardı ve bunlar hışımla inip kalktılar. Saldırı düzenleri bozulan hayvanlar Mel’ in birebirde eşi değildi, kısa sürede yerdeki yaratık cesedi sayısı beşi buldu.

“Teşekkür ederim dostum, bu sefer kaçmak zorunda kalmadım!”

On dakika sürmeden beş düşmanı öldüren Mel, sırtını genç ağaca vererek meditasyona başladı, bu kez çekirdekleri çıkarmakla uğraşmadan işe koyuldu. İki çeşit enerji bedenine akmaya başladığında, gözleri birden açıldı. İki eline dikkatle bakıyor, bir yandan da kendi kendine mırıldanıyordu.

“Mağaradaki bitkiler canavarları besin olarak kullanıp daha kaliteli enerji sağlıyorlar ama bu vahşi bitkiler cesetlerden vahşi enerji çalmamı sağlıyor. Her nefeste ellerimin biraz daha güçlendiğini hissediyorum.”

Mel dikkatlice ellerine bakarken anın heyecanıyla atladığı bir şeyi fark etti, ilk yaratığın atağını bloklarken kullandığı elindeki yara aynen duruyordu.

“Güçlendirici etki iyileşmeyi sağlamıyor, işim bitince hazırladığım karışımlardan kullanmalıyım!”

Beş cesedin enerjisini emen tek ağaç olunca tüm öğleden sonrasını bu işe ayırdı cılız çocuk, ayağa kalktığında elindeki kil çömlekten aldığı toz vardı. Açık yaranın üzerine serptikten sonra küçük bir bezle üzerini örttü, elindeki su kabının içine boşattığı diğer karışımlarıysa hızla içti.

“Bu hız çok düşük, bu gece şansımı deneyeceğim!”

Aklından geçirdiğini uygulamak için tereddüt etmedi Mel, mağaranın yakınlarından ayrılmadan geceyi dışarıda geçirmeyi planladı. Gece yarısına kadar dolaştı ama etrafta hiçbir canlıya rast gelmedi, ufak tefek hayvanları görse de ona saldırmayan hiçbir canlıyı öldürmeyi düşünmedi.

Biraz daha içlere girdi Mel, çizdiği dairelerin dışına çıkarak ilk defa ayak bastığı topraklara ilerledi. Yolunun üzerine çıkan vadiye de girerken hiç çekinmedi, içeriden esen soğuk rüzgârlara doğru emin adımlarla yürüdü.

Sessiz ve sakindi vadi, iki yanında yükselen yamaçlarının üzeri bin bir renkli çiçeklerle kaplıydı. Ortasına gelene kadar hayran bakışlarını alamadı Mel, ardı ardına gelen kükremeleri duyana kadar da bu hali devam etti.

Ortamın havası bir anda değişti, göz alıcı çiçeklerin üstünde pençeler belirdi, dört yanı güzellikle değil vahşi yaratıklarla kaplıydı çocuğun.

“Aptal kafam, nasıl düştüm bu tuzağa!”

Arkasını döndüğünde orada vahşi yaratıklardan oluşmuş duvarı gören Mel sinirle hayıflandı, ilk gece nöbeti felakete dönüşmüş gibiydi.

Tekrar önünü döndüğünde arkasındakinin birkaç katı büyüklükteki kalabalığı fark etti, ayrıca burada kızıl kürkü ve normal yaratıkların birkaç katı büyüklüğünde gövdesiyle bambaşka bir şey vardı.

“Liderleri de gelmiş, ellerinden kaçırmamak için burada beklediler beni ama ölmeyeceğim. Dedemin mirasını alana kadar olmaz!”

Bir anda geldiği yöne koşmaya başladı, düşmanları da ona doğru koşuyordu, iki taraftan kıskaca alınmıştı. Mel sayıca az olan kısama yüklendi, iki eli Ejder Pençesi şeklini aldıktan sonra ilk saldırısını yaptı.

Taktiklere harcayacak vakti olmayan çocuk pençelere karşılık ellerini öne sürdü, daha ilk darbeden derisinde çizikler oluştu. Darbenin şiddetiyle savrulan yaratığın ardından bir başkası, ondan sonra da diğeri geldi.

Kolu, bacağı, gövdesi kırmızı izlerle kaplandığı anlarda barikatı yardı, kızgın bir ulumanın eşliğinde mağaraya doğru kaçıyordu. Dört bir yanında onu takip eden düşmanlarının varlığı yüzüğündeki karışımları kullanmasını imkânsız hale getirdi, pençelerini savurup sadece ileri doğru koşmaya odaklandı.

Ne kadar uğraşırsa uğraşsın iki adımda bir pençe yemekten kurtulamadı, bazen ufak sıyrık bazen de derin bir yara aldı. Nefesi kesilmeye, ayakları teklemeye başladığında ensesindeki nefesler çoğaldı, tüm bedenini kaplayacak kadar büyük bir pençe sırtına inmek üzereydi.

Gözlerini kapatıp ileri hamle yaptığında büyük bir ses çıktı, sırtına inmesi gereken pençe toprağa saplanarak geniş çatlaklar oluşturdu. Mel bir an için kafasını çevirdiğinde, kamçı misali dallarıyla düşmanlarının önünü tıkayan ağacı gördü.

Fark etmeden buraya kadar gelmişti, bir ağaca, bir mağaranın yoluna baktı. Geri dönmek için adımını attı ama bir anda kızıl rüzgârla burun buruna geldi. Kollarını bedeninin önünde çapraz yaptı, vahşi yaratık pençesi şeklindeki saldırıyı karşılamak için elinden gelen sadece buydu.

Metrelerce geriye savruldu cılız çocuk, düşmanın menzilinden çıkmıştı ama ilk bağını oluşturduğu ağaç yüzlerce düşmanın saldırısına maruz kalıyordu.

 

Seriyi Güncelden takip etmek için – novelturkiye.com

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)