POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Mirasçı Bölüm 12: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 50
Tarih : 29 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tavanından sarkan kristallerin aydınlattığı mağaranın içinde tuhaf bir hava vardı. Kimi zaman sevinç, kimi zaman üzüntü nedeniyle oluşan sesler kesilmiş, duvarlarda koyu gri kaygılar dolanıyordu.

“Hepiniz öldürme döngüsüne girdiniz, tek tek yakalayacağım sizi!”

Bir tek akan su ve içindeki çocuğun mırıldanmaları çınladı, bedenindeki yaralar yavaşça kapanan Mel öfkeyle homurdandı. O gün dışarı çıkmadı, iki elindeki kemikler kırılana kadar metal kuklaları pençeledi, ardından suya girdi.

Çıktığında bitkilerin enerjilerini emerek bir daha savaş odasına yöneldi, bu döngü tam olarak bir hafta sürdü. Koyu yeşil kıyafetini üzerine geçirerek dışarıya adım attığında güneş sekizinci defa yükselmeye başladı, Mel gözleriyle etrafını tarayarak yürüdü.

Adımlarını kısa kısa atıyor, kasılmış yüz kaslarını aydınlatan ışıklara inat kaşlarını çatarak bakıyordu. Birkaç dakika sonra durdu, tüm alana saçılmış ağaç kalıntılarını gördü. Toprak dahi eşelenmiş, içindeki kökler koparılıp dışarı çıkarılmıştı.

“Küçük bir fidandın, yavaşça büyüyebilecektin ama ben sana felaketi getirdim. Tüm köyüme getirdiğim gibi, o gece köyde kalsaydım dedem herkesi koruyacak ve ölmeyecekti.”

Bir haftadır tek gözyaşı dökmeyen Mel ağlamaya başladı, damlalar birbiri ardına toprağa karışıyordu.

“Aç gözlülük ettim, biraz başarılı olunca kim olduğumu unuttum. Aptal Mel, cılız Mel, korkak Mel, işte ben buyum!”

Yumruklarını sımsıkı kapatan çocuk durmadan ağladı, ta ki toprağı yarıp bacağına dolanan bir yeşil sürgünü hissedene kadar. Önce sımsıkı kapalı elleri yavaşça açıldı, gözleri de onları takip etti, ağlamaktan şişmiş hallerine aldırmadan kocaman açıldılar.

“Ölmemişsin, yaşıyorsun!”

Mel’ in mevsimi ışık hızında değişmiş, sonbahar yerini ilkbahara bırakmıştı.

“Seni akıllı şey, son çare olarak bu sürgünü ana bedeninden uzaklaştırdın demek. Sana bir hayat borcum var, dedemin adına yemin ederim ki bunu en iyi şekilde ödeyeceğim. Artık inat etmek yok, şimdi benimle mağaraya geliyorsun!”

Bu kez zayıf bitki de inat etmedi, yapıştığı yerde kalarak dönüş yolunda cılız çocuğa eşlik etti. Mel bitki bahçesinin uzağına akarsuyun kenarına dikti sürgünü, can suyunu da yine bu kaynaktan verdi.

“Burada bekle, eskisinden daha güçlü olmanı sağlayacağım!”

Yüzünü yıkayarak gözyaşlarının izleri sildi ve dev pençe izinin olduğu salona doğru yürümeye başladı.

Bu andan itibaren günler günleri, mevsimler mevsimleri kovaladı, mağaranın dışı bazen insan boyunca kar, bazen de kavurucu güneşin ışıklarıyla yıkandı. Cılız çocuğun dedesinin sırtında içeri girdiği günün üzerinden tam olarak iki buçuk yıldan fazla geçmişti. Şimdi o çocuk, iki tarafı vahşi yaratıklarla kapatılmış bir vadinin içerisinde, parlak yeşil kumaş kıyafetlerin içinde göğsünü gererek duruyordu.

“Bugün aramızdaki hesabı kapatacağımız gün ama yine de size son bir şans veriyorum. Kısa süre sonra buradan ayrılacağım, geri çekilirseniz gitmenize izin vereceğim!”

Etrafı yüzlerce yaratıkla çevrilen kişiydi bağıran, gür sesi çevredeki düşmanların kürklerini havalandırarak ilerledi. Geniş omuzları, güneşin ışıklarını yansıtan parlak teni ve yetişkin bir insan kadar uzun boyuyla Mel, buraya geldiği ilk seferden tamamen farklı görünüyordu.

Onu bu süre zarfında görmeyen bir kişinin kendisini tanımak için tek şansı, sağ gözünün olduğu taraftaki pençe iziydi.

“Kızıl kürk, bıraktığın iz tam burada. Eğer geri çekilmezsen bugün ödeşeceğiz!”

Cevap olarak uzun bir uluma geldi, ardından dört bir yandan akın eden yaratıklar savaşın başladığını ilan ettiler.

“Dostum biraz daha sabret, sonunda beklediğimiz an geldi!”

İleri doğru sağlam bir adım atan Mel, bastığı yerde iki santim derinliğinde iz bırakarak koşmaya başladı. Sağlam inşa edilmiş fiziği göz doldururken, en dikkat çekici nokta iki elinin etrafında beliren soluk yeşil pırıltı oldu.

Üç parmaklı pençe halini alan bu eller ileri savrulduğunda havada bozulma izleri göründü, hemen sonra kan bulutları yükselmeye başladı. Bir saniyede onlarca yaratık savaşın dışında kaldı, buna rağmen artık on dört yaşına yaklaşan Mel hızını kesmedi.

Kısa kollu kıyafetinden taşan kol kasları hızlıca kasılarak, yanına kadar yanaşıp onu ısırmak isteyen yaratığı çenesinden yakalayıverdi. Kemik sesinin ardından boğuk homurtular, ondan sonra da mutlak sessizlik, Mel’ in geçtiği yerlerdeki döngünün kısa özetiydi.

Yarım saat tamamlandığında soydaşlarının üç katı büyüklüğündeki Kızıl Kürk ve yanında bekleyen on vahşi yaratıktan başka nefes alabilen kimse yoktu. Kısa bir ulamayla kalan on tanesi de saldırıya geçti, birbirlerinin arkasına geçerek hızlı ve ölümcül bir darbenin peşine düştükleri dizilişlerinden belliydi.

Mel derin bir nefes aldı, hafif eğilip sağ elini yanına doğru çekti. Yaratıkların görüşünden çıkan pençe halindeki elin yeşil rengi koyulaşırken, aradaki mesafe yirmi metreye kadar düştü.

Yaratıklar vücutlarının şekli nedeniyle çok hızlıydı, dört ayaklarını koordineli olarak kullanarak iki saniye geçmeden on metre sınırını geçtiler.

Mel’ in sakin yüzünde bir gülümseme belirdi, bunu sağ elini savurarak yaptığı saldırı izledi. Ardı ardına dizilmiş olan yaratıklar, duracak fırsatı bulamadan üzerlerine gelen saldırıyla çarpıştı.

“Dedemin saldırısının yarısı bile değil ama sizin için fazla bile!”

Gözleri, parçalanan yaratık leşlerine daldı Mel’ in, aklındaysa kuklaların olduğu salondaki çalışmaları vardı. Bir an geçmişe gitti genç çocuk.

“ Olmuyor, ne yaparsam yapayım olmuyor!”

Kolları titreyen Mel, kristallerden oluşmuş kuklanın gövdesine indirdiği darbeden sonra öfkeyle bağırdı. Üç gündür burada ter dökmesine rağmen, metal kuklaların ardından geçtiği bu yeni hedefini parçalayamamıştı.

“Dede ne yapacağım, bana yardım et!”

Duvardaki dev pençe izine bakarak hayıflanan çocuk, altındaki talimatları bir daha okumaya başladı.

“Ellerinden başlayan değişim yavaşça kollarına geçerek, omuzlarına kadar devam edecek. Sığ mirası tamamladığında pençelerine enerji aktarmaya başlayacaksın, bu Ejder Pençesi’ nin ilk aşamasıdır.”

Denileni uzun süre önce başaran Mel, soluğu yerine gelirken okumaya devam etti.

“Bunu başardığında kristal kuklalara geçebilirsin, ikinci aşamaya geçtiğinin kanıtı bunlardan birini parçalayabilir olman olacak. Kolay bir geçiş değildir, pençelerinin ve bedeninin enerji vaftizlerinden geçmesi gerekecek!”

“Bu güne kadar yaşadıklarını zor bulduysan azap dolu günler seni bekliyor demektir!”

O zamanki surat ifadesi gözlerinin önünden silinirken, Kızıl Kürklü vahşi yaratığın silueti belirdi. Azap dolu günleri aşan biri olarak kendisine belirlediği en yüksek hedef tam karşısındaydı.

İki rakibin gözleri aralarındaki mesafeye aldırmadan birleşti, çıkan kıvılcımlar bulutsuz havada şimşeklerin çakmasını sağladı. Bir yandan kırmızı, diğer yandan yeşil renkteki saldırılar havalandı, iki saniye sonra iç çe geçtiler.

Hemen ardından dev Kızıl Kürklü yaratık ve kaslı bedeniyle ileri fırlayan insan birbirine girdi. İki buçuk sene boyunca yeniden bitki örtüsüyle kaplanan vadinin içinde fırtına koptu, bir saat boyunca da dinmedi.

Nihayet her şey bittiğinde, gökyüzü bunu ilan edercesine yarılıp tüm gözyaşlarını serbest bıraktı. Yeryüzüne inen damlalar elinde Kızıl bir yaratık kafası taşıyan, kıyafetleri paramparça olmuş genç çocuğun üzerine düşmeye devam etti.

 

Seriyi Güncelden takip etmek için – novelturkiye.com

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)