POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Mirasçı Bölüm 14: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 45
Tarih : 30 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Tahmin ettiğim gibi, boş sayfaların bazılarını okuyabiliyorum.”

Bir eliyle sayfaları hızla çevirirken, olduğu yerde duramayıp dövüş salonunun içinde turlamaya başladı Mel. Gözleri bir büyüyor, bir ufalıyordu, sonra nedendir bilinmez sakince nehrin kıyısındaki ağacın dibine gelip oturdu.

“Dostum sana bir haberim var!”

Ağacın nedir diye sormasını beklermiş gibi bir süre konuşmadı Mel.

“Bu ormandaki günlerimiz sona eriyor ama korkma istersen sen de benimle gelebilirsin. Hatta hiç ayrılmamamız bile mümkün, her şey senin seçimine bağlı!”

Yeniden sessizliğe büründü Mel, onun aksine sırtını yasladığı ağaç dallarını genç çocuğun bedenine sararak cevabını verdi.

“Derin mirasa adım attığımdan beri bu mağarayı Ruh Sarayı’ma özümseme hakkı kazandım, hazırlıklara hemen başlamalıyız!”

Mel kitaba döndüğünde mağaranın arıtılma talimatlarını gördü, gereklilikler fazla değildi ve en önemlisini karşılayabiliyordu.

“Ejder soy hattına sahip olmak, onun dışındakiler gerekli enerjiyi sağlamak için kullanılacak maddelerden oluşuyor!”

Mel, iki buçuk yıl içinde bine yakın yaratık çekirdeği elde etmiş fakat işlevlerini bilmediği için sadece depolamıştı. Şimdi onları kullanma vakti gelmişti, mağaradan çıkıp onları kullanarak bir düzen kurdu.

Beş köşeli yıldız figürüydü bu ve iki çizginin birleştiği her noktada küçük bir yaratık çekirdeği yığını vardı. Mel, on tepecikten oluşan figürün ortasına gelerek bağdaş kurdu, birkaç dakika sonra bileklerini keserek en yakınında bulunan yaratık çekirdeği tepeciğine damlattı.

Bu andan sonra düzeni oluşturan çizgiler titremeye, beş saniye geçmeden de içlerindeki enerjiyi gökyüzüne doğru serbest bırakmaya başladılar.

Yerdeki sembolün bire bir aynısı mağaranın üstünde de belirdi, iki şekil arasında enerji arkları oluşmaya başladı.

Mel sakin duruşunu bozmadı, bileklerindeki yaralar kapanmıştı. Haline bakılırsa, tamamen mağarayı arıtıp Ruh Sarayına almaya odaklanmıştı.

Dakikalar geçtikçe arklar fırtınaya dönüştü, mağaranın merkezi olduğu on kilometre çapındaki alanda doğanın kanunları değişti, tüm düzen alt üst oldu.

Mel çıplaktı. Ayini gerçekleştirmek için kutsal ejder bedenini temsil eden vücudun üstünde hiçbir kirlilik olmamalıydı. Gözlerini açtı genç çocuk, mercan yeşili bir ışın fırlayıp fırtınaya karıştı.

Bu anlarda sırtında da bazı değişiklikler oldu, omuzlarının altında kalan alanda iki ejder pençesi çizimi görünmeye başladı. Canlı gibiydiler, dikkatli bakan biri ufakta olsa hareket ettiklerini görebilirdi.

“Geri dön,” diye bağırdı Mel.

Göğsünün ortasında bir girdap belirdi ve mağara hızla bu girdabın çekimine kapılarak Mel’in bedenine girerek kayboldu.

Sırtındaki dövmede mağarayla beraber hiçliğe karışırken, yer ve gök de beliren sembollerde yavaşça dağıldı.

Mel, eskiden mağaranın olduğu yere boş gözlerle bakmayı sürdürdü, hayatının en önemli zamanlarını burada geçirmişti. Sayısız ölüm tehlikesinden sonra kendini attığı sığınağıydı, içindeyken kimsenin ona bir şey yapamayacağını düşünürdü.

“Yola çıkma zamanı geldi, Dip mirasa erişmek için dedemin bıraktığı talimatlara uymam lazım!”

Mel üzerine sade bir cüppe çekerek yürümeye başladı, sırtını batan güneşe doğru vererek sık ağaçlardan oluşan ormanı geride bırakıyordu.

Fiziksel gelişimi insanlık sınırlarını aşmıştı. On dört yaşına yaklaşmış olsa da on yedi yaşından küçük göstermeyen Mel, günlük iki saat dinlenmeyle yürüyüşüne devam etti.

İkinci günün gecesi ormanın sınırlarını terk etti, dik bir uçurumdan aşağı inerek uçsuz bucaksız gibi görünen ovaya adımını attı.

Dönüp baktığında, belli bir amacı olmayan kimsenin bu dik yamacı tırmanmayı göze alamayacağını gördü. İnerken pek fark etmese de, uzunluğu neredeyse bulutlara değecek gibi görünüyordu.

“Köyüm, dedem ve tüm geçmişim bu yüksek yamacın ardında kaldılar artık bana verilen göreve sıkı sıkıya sarılma zamanıdır, bekle beni Yeşil Gölge Akademisi!”

 “Yeşil Gölge Akademisi, dedemin gitmemi istediği yer. Haritada yerini işaretlemiş, iki günlük yolum kaldı tahminen!”

Genç çocuk kitabı açtığında iki sayfaya yayılmış bir harita gördü. Üzerinde yuvarlak içine alınmış Yeşil Gölge Akademisi dışında, birçok isim ve şekil vardı. Sol alt köşede Sapa Diyar yazısı büyük harflerle vurgulanmıştı, uçurumu andıran yüksek yardan indiği yer, sağ alt köşede görünüyordu.

Mel buna bakarak, doğduğu köyün diğer yerleşim birimlerinin oldukça uzağında olduğunu keşfetti, belki insanların böyle bir yerin varlığından dâhi haberleri yoktu. Dedesi özellikle köylerini tercih etmiş olmalıydı, herkesten, bütün insanlıktan uzakta saklanıyordu.

Gece olduğunda yolunu şaşırmadı, haritada yıldızların konumu ve bunları okumanın yolları belirtilmişti. Gün doğumuna yakın bir mağaraya girerek dinlenmek istedi, her gün gecenin ışığa kavuştuğu anlarda, iki saatlik dinlenmesini gerçekleştiriyordu.

Mağara girişinde bir süre durdu, içeriden hava akımı gelmediğine emin olunca girdi. Sırtını yaslayacak düz bir duvar bulmak amacıyla etrafına bakınarak yürüyordu ancak içerideki karanlık buna engel oluyordu.

Derken bir parıltı gözüne çarptı ve kendini hızla sağa doğru savurdu, Mel bunun doğal yollarla oluşan bir şey olmadığını biliyordu. Ardından bir hırlama yankılandı ve kafasına doğru gelen kocaman çeneyi gördü.

Gözleri daha karanlığa alışmadan saldırıya uğradı, sadece içgüdülerine güvenerek kıl payı kurtuluyordu saldırılardan.

“Ahhh!”

Koluna inen dev pençenin acısıyla inledi Mel, kendini yere atarak bir duvara vurana kadar yuvarlandı ama çarptığı sadece sert duvar değildi. Sırtında daha yumuşak bir şeyler hissetti, panikle döndüğünde gözlerine inanamadı.

“Demek bu yüzden!”

Dört tane yaratık vardı arkasında, bir yaşındaki küçük çocuklar kadar olan gövdeleriyle, ona bakıyorlardı. Neler olduğunu anladı Mel, istemeden birilerini rahatsız etmişti.

“Sakin ol, yavrularına zarar vermeyeceğim!”

Ağzından salyalar saçan siyah gölge hemen bir adım önünde belirdi. Kürklü bedeninin yüksekliği üç metreden fazlaydı ve az önce onu yaralayan pençenin boyutları, normal bir insan elinin dört katı büyüklüğündeydi.

Tehdit dolu bir kükreme savurdu yaratık, dev çenelerini açarak her an Mel’ in kafasını koparacakmış gibi tetikte duruyordu.

“Sana, yavrularına zarar vermeyeceğim dedim!”

Tehlikenin geçmediği gören genç çocuk bir kez daha aynı sözleri söyledi ancak bu sefer kendi savaş arzusunu da serbest bıraktı.

O an bir adım geri attı kürklü yaratık, yarısı büyüklüğündeki insandan taşan enerji içgüdülerini harekete geçirdi. Yaralamayı başardığı davetsiz misafir savaş moduna girmişti, ondan büyük bir tehlike duygusu hissediyordu.

Hasmının geri çekildiği gören Mel yavaşça yerinden kalktı, yavruların yanından ayrılıp mağaranın girişine doğru ilerlemeye başladı. Dışarı adımını attığında sağ kolunu kapatan kıyafetin parçalandığını gördü, oluşan kesik derisinden geçip kaslarına kadar ulaşmıştı.

“Ölüm döngüsüne girdik ama geçerli bir nedenin vardı, bugünlük hayatını bağışlıyorum!”

Kayalıklardan ovaya indiğinde üstündeki kıyafeti çıkarıp attı, yüzüğündeki iyileştirici bitki karışımlarından birini alıp açık yarasının üzerine döktü. Bir iki saniye sonra kolunun üzerinden dumanlar çıkmaya başladı, kesik yerlere et dolmaya, yaranın etrafı eski rengine dönmeye başladı.

Kesiğin üzerini örtüp hafif bir üstlük giydi, güneş tepeye ulaşıyordu ve geniş düzlükte ondan saklanacak hiçbir yer yoktu.

Seriyi Güncelden Takip Etmek İçin - novelturkiye.com

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)