POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Mirasçı Bölüm 9: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 75
Tarih : 20 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yaptığı son vuruşla Mel’ in kalan gücünü de tükendi, neyse ki dedesinin tavsiyesine uyup mağarasından çok uzaklaşmadığından kurtuluş yakındı.

Giriş gizlenme yöntemleri sayesinde diğerlerine görünmese de, o nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Ardından sürüklediği cansız kurt bedeniyle beraber, son bir gayretle kendisini güvenli bölgeye atabildi.

Nemli duvarlardan sürünerek ilerleyen soğuk hava bedenine değdiğinde, daha fazla dayanamadı. Önce gözleri karardı, daha sonra dizlerinin çözülen bağı ipleri kesilmiş bir kukla misali yere düşmesini sağladı.

Amacı kendisini mağaranın içinden akan suyun kollarına bırakmak olsa da, girişin birkaç adım ilerisinde bayılmaktan kurtulamadı. Yeni bir şeyler keşfetmek, ölüm korkusu ve ilk zaferini tattığı günün sonunda, dedesinin dizlerindeymiş gibi mışıl mışıl uyuyordu.

Gözlerini tekrar açtığında sağ elinden gelen acı hissi dişlerini birbirine sımsıkı kenetlemesine neden oldu. Sanki orijinal uzvu gitmiş, yerine üç katı büyüklüğünde bir şey gelmişti.

Benzetme yanlış değildi, ona ilk zaferini kazandıran vuruşu yaptığı eli neredeyse kafası kadar büyüktü. En ufak harekette çığlık atmasını sağlayan durum karşısında, ne yapacağını bilemeyen küçük çocuğun aklına gelen tek çare, içine girildiğinde insanı yenileyen suyun yanına gitmek oldu.

Cesedi yerde bırakan Mel, diğer eliyle sabitlediği sakatlanmış uzvunu fazla hareket ettirmeden yürümeye başladı ancak bu iş düşündüğü kadar kolay değildi.

Attığı her adım bedeninin sallanmasına, her sallanış şişmiş elinden başka bir acı dalgasının yükselerek beynine kadar ilerlemesini sağlıyordu.

Kendini serin sulara bıraktığında, Mel’ in bir adım daha atacak hali yoktu. Kanla kaplı elbiselerinden tutunda, yüzündeki kurumuş gözyaşlarına kadar feci bir görünümü vardı.

Hırpalanmış sağ elini yavaşça nehrin içine daldırdığında, önce küçük küçük iğnelerin derisine saplandığını hissetti. Uyandıktan sonra çektiği acıların ardından bu durum yüzünün hafifçe aydınlanmasını sağladı.

Bedenindeki gözeneklerden içeri akan enerji gözle görülebilir bir hal aldı, teninin soluk rengi o sağlıklı kırmızı renge dönüyordu.

Gözleri ise sürekli sakatlanmış uzvundaydı, başlarda büyük endişelerin içine düşmesini sağlayan şişlik de yavaşça iniyor gibiydi. Dedesinin ona miras bıraktığı bu mağara gerçekten olağanüstü bir yerdi, ne olursa olsun sığınabileceği ve iyileşmesi için gereken her şeyin bulunduğu gizli sığınağıydı.

Yarım gün boyunca dinlenen Mel acı içinde girdiği sudan bir hamlede çıktı, kurdun pençe darbeleri nedeniyle haşatı çıkmış kıyafetlerini de çıkarıp attı.

“İstemeden sağ elim biraz güçlenmiş gibi geliyor, bunu mutlaka denemeliyim!”

Sakatlanan eline bakan Mel eski haline döndüğünü gördü. Hatta verdiği hissiyat, mücadeleden öncekiyle kıyaslanırsa bambaşkaydı. Mel, vahşi hayvanla şu anda karşılaşsa, aynı vuruşu yapması halinde elinin böyle büyük hasar almayacağına emin gibiydi.

Koca mağarada tek başına olduğundan, giyinmek için vakit kaybetmeden çeşit çeşit kuklanın olduğu odaya doğru koştu. Kısa taş koridoru bitirir bitirmez en yakındaki hedefe, ustası olan dedesinden gördüğü Ejder Pençesini indirdi.

“Hadi canım, gerçekten sağ elim güçlenmiş!”

Genç çocuğun şansına ilk hedefi tahta bir kuklaydı ve Mel üç parmaklı bir pençe haline getirdiği sağ eliyle, insan şeklindeki kuklayı ortadan ikiye bölmeyi başardı.

“Bir de sol elle deneyelim!”

Kısa zaman içerisinde ilk mücadelesine girip zaferle ayrılan küçük çocuk, sağ elinden sonra sol elinin de güçlenmiş olmasını diledi ancak darbeyi alan hedefin sadece bir parçasının kopmasıyla hevesi kursağında kaldı.

Yaşadığı deneyim sayesinde Mel’ in sadece sağ eli güçlendi. Canı biraz sıkılsa da anlayabiliyordu, fedakârlık olmadan güçlenmesi mümkün değildi.

“Bu konu aydınlandı, sıra diğerini anlamakta!

Bir sonraki durağı bitki bahçesi oldu. Yarım günlük dinlenme süresince olanları en ince ayrıntısına kadar düşünme fırsatı yakalayan Mel, bir şeylerden emin olmak istedi.

“Anlaşılan sadece enerjilerini benimle paylaşmakla kalmıyor, iletişime geçtikten sonra kendi iradeleriyle yardımda edebiliyorlar”

Aklından geçen bu düşüncenin ardından gözleri parladı, özellikle yardım alma ihtimali onu çok heyecanlandırdı.

“Karşıma gittikçe daha güçlü düşmanların çıkacağı kesin, her seferinde buraya geri dönüp iyileşmeyi beklersem, üç sene içerisinde dedemin derin mirasını ele geçirmem mümkün olmayacak.”

Mel, küçük köyünde yaşadığı zamanlarda bile insanların kendilerini tedavi etmek için bitkileri kullandığını pek çok defa gördü. Şimdi her çeşit nadir bitkinin yetiştiği yerde, elbet ki bu konu hakkında öğrenebileceği şeyler olmalıydı.

Antrenmanın yorgunluğunu atmak için kendini sulara bıraktığında, bilincini miras aldığı yüzüğün içine batırdı. Ancak iki eliyle taşıyabileceği büyük kitabı masanın üzerine bırakarak, sayfaları çevirmeye başladı.

Tahmin ettiği gibi, mağaranın içindeki botanik bahçesi ve hafızasındaki bitkiler tesadüf değildi. Dedesi bu konuda gerçekten eşsiz bilgilere sahipmiş gibi görünüyordu.

“Birçok şeyi bilmeme rağmen, neden bu kitapta yazılı olan her şeyi hatırlamıyorum?”

Kendi sorduğu soruya yine kendisi cevap vermeden önce küçük çocuk bir süre düşündü, neler döndüğünü anladığında ise yüzünde buruk bir gülümseme belirdi.

“Henüz sığ miras seviyesindeyken, nasıl olurda dedemin tüm bilgeliğine ulaşabilirim ki?”

Farkında olmadan çok önemli bir şey daha keşfetti Mel, kitabın içindeki konular çeşitli başlıklara ait olarak sıralanmıştı lakin bazı sayfalar sadece boş kâğıtlardı.

“Anlaşılan güçlenmedikçe böyle kısıtlamalarla sürekli karşılaşacağım, bir an önce gelişimimi hızlandırmam gerekiyor!”

 “Bitkisel Karışımlar, işte buldum!”

Hızla çevrilen sayfaların ardından, girişteki bölümden sonraki ilk yazılara erişti, ne tesadüftür ki tam da aradığı şeyi buldu.

“Dayanıklılık geri kazanım karışımı, güç geri kazanım karışımı, iyileştirici toz, panzehir karışımı!”

Okudukları karşısında elleri titremeye başlayınca kitabı yavaşça masanın üstüne bırakıp, tüm dikkatini verilen tarifleri incelemek için harcadı.

“Tüm formüller benim için geride bırakılmış ve malzemelerin hepsinin de raflardaki kil çömleklerin içinde olduğu yazıyor. Hemen ilk denemelerimi yapmalıyım!”

Gözlerini açtığında belden aşağısı suyun içinde olan Mel, çevik bir hareketle derenin dışına çıkıp daha önce hiç gitmediği bir yöne doğru ilerledi.

Mağaranın geniş orta kısmından ayrılıp, tünel şeklindeki kısa yol vasıtasıyla yeni bir odaya girdi. İlk adımını içeri attığı an donup kaldı.

“İnanılmaz!”

Gördüğü şeyleri beyninin idrak etmesi için biraz zaman geçmesi gerekti. Kefe şeklindeki iki metal tabağın birbirine zincirle tutturulduğu bir nesneyi eline alarak, incelemekle başladı.

“Sığ mirasa ulaşamasam da, hepsinin bilgileri kafamda.”

Tüm alet edevatın isimlerini ve kullanışlarını biliyordu Mel, dedesinin eski çalışma alanı, hatıraları gibi ona miras kalmıştı. Gereken, sanki doğduğundan beri bu işi yapıyormuşçasına ustalaşana kadar durmaksızın çalışmaktı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

Seriyi güncelden takip etmek için: novelturkiye.com


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)