Sıfır İnananlı Tanrıça ile Isekai'yi Temizlemek - Sınıf Arkadaşları Arasındaki En Zayıf Büyücü
Takatsuki Makoto ve Sofia
Su Tanrıçası Eir-sama’ya ibadet
edilen kilisede resepsiyon odası.
Prenses Sofia beni çağırmıştı ve
kabarık sandalyeye oturdum.
Uzun zamandır Makkaren’deydim ama
ilk defa kiliseye girmiştim.
Odada sadece Prenses Sofia ve ben
vardık.
“~♪”
Prenses Sofia neşeli bir şekilde
çay dolduruyordu.
Bunda çok daha iyi olmuştu.
She has gotten a lot better at
it.
(Uykum var…) (Makoto)
Tüm gece Sakurai-kun ile
konuşmuştum, bu yüzden uyku arzum şu anda oldukça fazlaydı.
Başta bir Kahraman’ın
kararlılığından, kuzeydeki İblis Efendilerinden ve işten konuşuyorduk ama konu
yavaşça geçmişe döndü; ikinci yarısında da biz ortaokuldayken popüler şakalar,
parklarda mahalledeki diğer okullardaki çocuklarla olan tartışmalarımıza döndü
ve fark ettiğimde gece çoktan bitmişti.
Oldukça keyifli bir zamandı.
Fakat Sakurai-kun benim karanlık
geçmişimi neden böyle detaylı anlatıyordu?
“Hero Makoto, beklediğin için
teşekkürler.” (Sofia)
Hoş meyve kokulu bir fincan çay
önüme konuldu.
Yanında çikolatalı kurabiye de
vardı.
“Teşekkürler.” (Makoto)
Ona teşekkür ederek çaydan bir
yudum aldım.
Lezzetliydi.
Sonra kurabiyeden de ısırık
aldım.
“Hm?” (Makoto)
“Ne oldu, Kahraman Makoto?”
(Sofia)
Kurabiyeyi ısırması çok kolaydı
ve kolayca ağzımda parçalandı.
Bu doku… Bir yerden
hatırlıyordum.
“Bu kurabiyeyi nereden aldın?”
(Makoto)
“Rozes’te son zamanlarda popüler.
Fujiwara Şirketi’nin sattığı bir ürün.” (Sofia)
Fuji-yan’dan?! O zaman bu
Japonya’dan bir ürün müydü?
“Bu arada adı ne?” (Makoto)
“Şey, Country Mama.” (Sofia)
Düşündüğüm gibi!
Dostum, çok iyi kopyalanmıştı.
Hemen 3 tane yiyiverdim.
“Bayağı beğendin anlaşılan.”
(Sofia)
Bana güldü.
Aman, bunu prensesin önünde
yapmıştım.
“Kötü tavrım için üzgünüm,
Prenses Sofia.” (Makoto)
Bunu söylediğimde üzgün bir ifade
takıntı.
“…Ne oldu, Prenses Sofia?”
(Makoto)
“Şey… Bana böyle resmi seslenmeyi
bırakır mısın?” (Sofia)
“He?” (Makoto)
“Bana Güneş Ülkesi’ndeki gibi
Sofia de.” (Sofia)
(?!)
B-Ben ve Prenses Sofia’ya saygı
eki kullanmadan seslenmek mi?
(Seslendin. Yılan Kilisesi
saldırdığında.) (Nuh)
(Gerçekten mi, Nuh-sama?)
(Makoto)
(Çok kötü bir adamsın~ Sofia-chan
bile bunca zamandır hatırlıyor.) (Nuh)
Gerçek hatırlamıyordum.
Sonuçta üstünden çok zaman
geçmişti.
Prenses Sofia’nın gergin bir
ifadesi vardı… hayır, öyle değil.
“Sofia.” (Makoto)
“Evet, Makoto!” (Sofia)
Prenses Sofia bana gülümseyerek
baktı ve ben de ona baktım.
““……””
Aynı anda birbirimize baktık.
Utanç vericiydi.
“İkimizken bana resmi olmadan
seslenebilirsin.” (Sofia)
“T-Tamam.” (Makoto)
İznini almıştım!
Gerçekten sorun yok muydu?
“Bu arada Kuzey Keşfi ile ilgili
Işık Kahramanı-sama ile konuştuğunu duydum.” (Sofia)
“Evet. Görünüşe göre Kahraman
İttifak ekibine falan katılmam gerekiyor.” (Makoto)
“…O mesele hakkında…” (Sofia)
Prenses Sofia özür diliyormuş
gibi konuştu.
Güneş Ülkesi, İblis Efendisine
boyun eğdirmek için Su Ülkesi’nin Prenses Leonard ya da beni seçmesinin sorun
olmadığını söyledi.
Yoksa Güneş Şövalyesi Kaptanları
benim katılmamı söylüyordu.
Ayrıca Kuzey Göğü Kaptanı, Geralt
Valentine, tutkuyla söyledi: “Takatsuki Makoto ne olursa olsun katılacak! Ne
olursa olsun, tamam mı?!”
Haa… o Geralt-san…
“Şey, katılacağım.” (Makoto)
Sakurai-kun’la bağlantımla pozisyonun
deniz kenarında olurdu!
Hiç sorun yoktu! (İşi diğerlerine
bırakıyordum.)
“…Hayır, Leo da katılacak.”
(Sofia)
“Bir tane yeter, değil mi? Prens
Leonard daha çok genç, arkada kalması daha iyi değil mi?” (Makoto)
Sofia-oneesan cesur muydu?
“Rozes kraliyeti, Su Ülkesi’nin
barış sembolü. Diğer dünyalı Kahraman ne kadar güçlü olursa olsun sadece ona
güvenip geri çekilip öylece durmamalı. Ayrıca bu savaşı kaybedersek iblisler
başımıza geçecek. Kaçacak yerimiz yok.” (Sofia)
Sofia’nin sözleri güçlüydü.
Öyleyse…
“Dürüstçe konuşmam gerekirse
Güneş Ülkesi’nde canavar sürüsüyle savaşırken oldukça korkmuştu…” (Makoto)
Sonuçta 9 yaşındaydı. Normaldi.
Sanki onu zorlasak bile çok mücadele ruhuna sahip
olmayacağını düşünüyordum.
“Bu yüzden
Leo'nun size eşlik etmesini istiyorum. Dürüst olmak gerekirse sadece Horun'da
antrenman yapmaya devam ederse gerçek savaş deneyimi elde edemez. Ayrıca, Leo
sana bağlandı.” (Sofia)
“…Ben bir
maceracıyım, biliyorsunuz değil mi?” (Makoto)
Bunun bir
prensin yapması gereken bir iş olduğunu düşünmüyordum.
“Sen
ülkemizin Kahramanısın. Aslında Işık Kahramanı ile aynı şeyi yapmanı ve diğer
ülkelerin Kahramanlarıyla tanışmanı istiyorum. Özellikle Güneş Ülkesi dışında
komşu ülkeler; Bahar Kütüğü ve Büyük Keith. Şeytan ordusunun saldırması
ihtimaliyle iş birliği yapmak zorunda olduğumuz ülkeler bunlar.” (Sofia)
“Diplomatik
meseleler mi?” (Makoto)
Bunu
anlayabiliyordum.
Diğer
ülkelerdeki görgü kurallarını bilmiyordum, bu yüzden Prens Leonard'ın yanımda
olması bana gerçekten yardımcı olacaktı.
(Yine de…)
(Makoto)
Genç Prens
Leonard, diğer ülkelere giderken büyükelçi olarak çalışacak ve dünyayı
kurtaracak Kahramanların bir parçası olacaktı, ha.
Kahraman işi
gerçek bir köle işiydi, ha.
“Bu birkaç
gün içinde komşu kasabaları denetlemeye gittim. Bütün yerler canavarların
verdiği zarardan zarar görmüştü. Ülkemizin güçleri için boş zaman yok…” (Sofia)
Prenses
Sofia’nın sesi pencerenin dışına bakarken ağırdı.
Muhtemelen
Prens Leonard'a bu kadar ağır bir sorumluluk yüklemesi onu incitiyordu.
Hiçbir şey
söyleyemedim ve pencerenin dışına baktım… Algılama tepki gösterdi.
Canavarlar mı?
Şehirde mı?
“Kahraman
Makoto, şuraya bak!” (Sofia)
“Bu… bir ejder
mi?” (Makoto)
Prenses Sofia'nın
işaret ettiği yerde, şehrin üzerinde uçan bir ejder vardı.
Büyük
Orman'dan gelen başıboş bir canavar mıydı?
Görünüşe göre
Makkaren'in gözcüleri henüz fark etmemişti.
"Bu
kötü. Bir canavarın çocuklara saldırması korkunç olurdu. Askerlere derhal
söylemeliyiz.” (Sofia)
"Bekle.
Şimdi bununla başa çıkalım.” (Makoto)
Aceleci
Prenses Sofia'yı durdurmaya çalıştım.
“Mananızı
biraz ödünç alabilir miyim, Sofia?” (Makoto)
"…Yine
mi? Sen olduğun için sorun yok.” (Sofia)
Prenses Sofia
başını sallarken hafifçe kızardı.
Neden
kızarıyorsun?
Pekala, iyi.
Uykum var,
hadi bununla hızlıca ilgilenelim.
Prenses Sofia'nın
elini tuttum.
— Ona
baktığımda, o zaman adamakıllı olarak düşünmedim.
Uyku
eksikliğim yüzünden dikkatim dağıldı.
[Prenses
Sofia ile senkronize olacak mısınız?]
Evet ←
Hayır
RPG Oyuncu-san
bile beni uyardı.
Bana soruyordu:
bundan emin misiniz?
Böyle bir
durum doğuracağını düşünmek…
“Su Büyüsü:
[Yüz Buz Oku].” (Makoto)
“Ah!” (Sofia)
Prenses Sofia
ile senkronize oldum ve Su Büyüsü’nü ateşledim.
Yanımda düşük
bir inleme sesi duydum.
Birkaç yüz
buz oku ejdere doğru uçtu.
“Gyaaaaah!!”
Bir kükreme ile
şehir dışına doğru bir yere düştü.
Harika çalıştı!
Prenses
Sofia’nın Hükümdar Buz Büyüsü ile uyumluluğum her zamanki gibi mükemmeldi.
“Teşekkürler,
Sofia.” (Makoto)
“Evet, iyi iş
çıkardın Mako-” (Sofia)
Yanıma baktım.
Prenses Sofia
orada şaşkın bir ifadeyle duruyordu.
“? Sorun ne—?!”
(Makoto)
Prenses Sofia
tarafından itildim ve onunla dolanıp yere düştüm.
Zeminin
halısı yumuşaktı, bu yüzden acıtmadı, ama Prenses Sofia üstümdeydi.
“Sofia, sorun
nedir?!” (Makoto)
“Makoto...”
(Sofia)
Bana tutkulu
bir öpücük verdi.
(He?)
(Makoto)
Her iki kolu
da kafamın etrafındaydı ve ondan uzaklaşamadım.
B-Bu da neydi?
Bu çok ani
oldu!
Ne oldu…
(Makoto!
Sofia-chan büyülendi! Büyünü serbest bırak!) (Nuh)
Nuh-sama?! Siktir!
(B-Bırak!)
(Makoto)
Aceleyle
gözlerimi kapattım ve büyüyü durdurdum.
Cazibe Büyümü
uyuşukluğumda mı etkinleştirmiştim?!
Gözlerim,
gözleri tamamen açık olan Prenses Sofia ile karşılaştı.
Ayağa kalktı
ve çabucak benden ayrıldı.
Ve sonra
hemen beti benzi attı.
“Tanrı aşkına…ben
ne yaptım…” (Sofia)
Prenses Sofia
benden ayrıldı ve sanki inanamıyormuş gibi kendi ellerine baktı.
“P-Prenses
Sofia…?” (Makoto)
"…Olamaz.
Su tanrıçası Eir-sama ile konuşurken bile bir Kahinin bedeni saf olmalı…” (Sofia)
Başı döndü ve
yerinde dizlerinin üzerine düştü.
“Lütfen beni
affet… Eir-sama. Aptal beni affet…” (Sofia)
Ellerini
tuttu ve yukarı bakarken dua etmeye başladı.
(Bu bir
sorun…) (Makoto)
Bunun sebebi
benim, ama bunun çoktan geri döndürülemez bir durum olduğunu hissediyordum.
Prenses Sofia,
Tanrıça'ya dua etmeye devam etti ve ben orada şaşkın bir şekilde durdum.
Bitmeyen ağır
bir atmosfer ve… Prenses Sofia sessizleşti.
Dualarını
duymayı bıraktım.
Havadaki mana
titremeye başladı.
Bir noktada,
etraftaki Su Ruhları gitmişti.
Bunun yerine,
tüm odayı dolduran ilahi bir mana vardı...
“…Haah, ne
yapıyorsun Ma-kun?”
Benimle gayri
resmi olarak konuşan Prenses Sofia'ydı.
Prenses Sofia'nın
sesiydi.
Ama bu değildi.
Bu Prenses Sofia değildi.
Yüzünde
bıkkın bir gülümseme vardı.
Gözleri altın
gibi parlıyordu.
“...E-Eir-sama?”
(Makoto)
“Evet, ben geldim☆.” (Eir)
Prenses Sofia
(Eir) bana göz kırparken bir barış işareti yaptı.
Çok yanlış
bir histi.
“Öyle olsa
bile, Sofia-chan'ı cezbetmek affedilemez.” (Eir)
“ÖZÜR
DİLERİM!” (Makoto)
Hemen secde
ettim.
“Ah… Prenses
Sofia, Kahin olarak niteliklerini kaybetti mi?” (Makoto)
Bu durumda,
idam edilmeye değer bir şey mi yapmıştım?
Ama bana
beklenmedik bir yanıt verildi.
“Hayır, bir Kahin’in
saf kalması gerekmiyor, değil mi?” (Eir)
“Heee?!
Gerçekten mi?" (Makoto)
Prenses Noel öyle
olması gerektiğini söylemişti!
“Bu,
insanların kendileri için karar verdikleri bir kuraldır.” (Eir)
“Neden böyle
bir kural?” (Makoto)
Eir-sama bu soruya
kıkırdadı.
“Çünkü Kahin’in
sevgilisi olursa sadece Tanrıça Kilisesi'nin sorunlarını arttırır, değil mi?
Eğer garip bir adam olursa kilisenin itibarını da etkiler. İnsanlar acıdır,
öyle değil mi~?” (Eir)
Eir-sama bunu
sanki başkasının işiymiş gibi söyledi.
Hayır,
aslında onun işi değildi, ha.
Tanrıların
bununla hiçbir ilgisi yoktu, bu insan toplumunun rahatlığıyla yapılan bir
kuraldı.
“Şey, işte
böyle, böylece Sofia-chan ile çok daha fazlasını halledebilirsiniz Mako-kun!
İzin veriyorum!” (Eir)
“...”
Su
Tanrıçası'nın iznini aldım.
“Doğru,
Mako-kun, yine de bir uyarı. Su yeterliliğinle bir su büyücüsü ile ciddi bir
şekilde senkronize olduğunda yan etkileri de vardır, bu yüzden bundan sonra
minimumda tutmaya çalış, tamam mı?” (Eir)
"Yan
etkiler mi?" (Makoto)
“Senkronize olurken
mananı diğer tarafla geçici olarak karıştırıyorsun, ancak yeterliliğinle çok
fazla karışıyor ve 'iyi hissettiriyor'. Bu sefer Cazibe Büyüsü ile iki kat
etkili çalıştı.” (Eir)
“…Bundan
sonra dikkatli olacağım.” (Makoto)
Ciddi misin…?
Bunca zaman
Prenses Sofia ile dikkatsizce senkronize oldum!
Şimdi bunu
asgari düzeyde tutmak zorundaydım.
“Ama bu benim
sevimli Sofia-chan’ımı ağlatmak için yeterli kefaret olmayacak~” (Eir)
Sırıtıyordu.
Nuh-sama'nın kötü bir şey düşünürken yaptığı türde bir sırıtıştı.
(Ne kadar
kabasın!) (Nuh)
“Aman Tanrım,
Nuh. İzliyor muydun?” (Eir)
(Hey, Makoto’ma
ne yapmayı planlıyorsun?) (Nuh)
“Onu
Sofia-chan'ın nişanlısı yapmayı düşünüyordum. Sofia-chan her şeyden önce geç olgunlaşmış
birisi.” (Eir)
(Ah, kulağa
hoş geliyor. Harika değil mi Makoto? Su Ülkesi'ndeki en etkili nüfusa sahip
olmayı başardın.) (Nuh)
“B-Bekle, Tanrıça-sama?!”
(Makoto)
Bu makine
hızında ilerliyordu!
“Reddetmeyi
planlamıyorsun, değil mi? Kahinimi cezbetme günahı için İlahi bir Ceza
vereceğim, biliyorsun değil mi?” (Eir)
(Makoto, sen
bir erkeksin, değil mi? Sorumluluk al.) (Nuh)
“Ah… Prenses
Sofia'nın duyguları ne olacak?” (Makoto)
Onun kendisi
burada değil, biliyorsunuz değil mi?
“Aah, sorun
değil, sorun değil. Ona bir kehanet vereceğim.” (Eir)
Çok soğukkanlı!
Bir kehanetin
böyle verilmesi doğru muydu?
“Öyleyse,
hayallerinde Sofia-chan ile küçük bir konuşma yapacağım, tamam mı?” (Eir)
Bunu
söyledikten sonra Prenses Sofia bayılmak üzereydi.
Aceleyle
Prenses Sofia'yı tuttum.
Onu sürekli kollarımda
tutamazdım, bu yüzden yakındaki kanepeye yatırdım.
◇◇
Prenses
Sofia'nın, sanırım 15 dakika kadar uyanmasını bekledim.
Gözleri
açıldı ve bu gözlerin rengi maviydi.
Prenses
Sofia.
Yavaşça…
bakışlarını bana yöneltti.
“‘......’”
Bir süre birbirimize
bakmaya devam ettik.
Tereddüt
etmeden onunla konuştum.
“Sofia… iyi
misin?” (Makoto)
“…Senin
ellerinde olacağım, nişanlım Makoto.” (Sofia)
Görünüşe göre
Eir-sama tarafından bir şeyler halledilmişti.
