POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 120: 120. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1100
Tarih : 11 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: Bölüm 120

“Goto ve ekibiyle tüm iletişim kesildi mi?!”

Cemiyet Başkanı Matsumoto Shigeo’nun beti benzi attı. Yanındaki Cemiyet çalışanı kendisine bir alıcı uzattı ve kibarca sordu.

“Son konuşmamızı duymak ister misiniz efendim?”

Matsumoto Shigeo alıcıyı çalışanın elinden kaptı ve kafasına götürdü, ardından da başını bir kez salladı.

Kısa süre sonra kaydedilen ses kaydı çalmaya başladı.

- “Bir karınca... Oldukça güçlü bir auraya sahip görünüyorsun.”

- “Sen... Kralsın?”

- “Aynen öyle. Ben kralım.”

- “Goto-san!”

- “Uaahhk?! Uaaaahk!!"

- “Köh!!”

- “Öhh, ööhh...”

- “Sen, sen!! N-Nesin sen böyle?!”

Biip-

“İletişim burada koptu efendim.”

Matsumoto'nun yüzü alıcıyı çıkardığı anda kaskatı kesildi. Canavarın konuşma arasında çıkardığı korkunç sesler ve cıyaklamanın çıkabileceği başka bir durum düşünemiyordu.

“İnsan dilini konuşabilen bir karınca canavar mı? Ve Goto Ryuji o şey tarafından mı öldürüldü?!”

Böyle bir ihtimal hesaplamaları dahilinde bile değildi. Yoldaşlarıyla her şeyi kesinlikle planlamışlardı ve her ihtimal için hazırlık yapmışlardı, öyleyse neden...

Matsumoto Shigeo’nun parmak uçları neredeyse belirsiz bir şekilde titredi.

“... Efendim?”

Çalışanlarının bakışlarının titreyen parmak uçlarına döndüğünü fark edince, Matsumoto Shigeo ellerini dikkatlice sakladı. Konuyu hızla değiştirdi.

“Goto Ryuji’yi öld... Hayır, o konuşan canavar şu an nerede?”

Goto Ryuji’yi öldüren canavar diyemedi.

“Ortadan kayboldu efendim.”

“Ne demek ortadan kayboldu?”

Bu Goto Ryuji’yi öldürebilmiş bir yaratıktı. Yani Jeju Adası’nı yakından izleyen, büyü enerjisi algılayan kamerayla donatılmış uydu bile bu güçlü canavarı izleyemiyor muydu?

Çalışan, patronunun ne diyeceğini anladı ve bir kez daha monitörü gösterdi.

“Bu ışık noktası, şu an canavarın yaydığı büyü enerjisi.”

Büyü enerjisi algılayan kamera, büyü enerjisini ışık noktaları olarak gösteriyordu. Ekranda görünen ışık noktası ne kadar büyükse, varlık da o kadar güçlüydü.

Goto Ryuji ve yanındaki Avcılara ait ışıklar kaybolunca, daha büyük ve parlak ışık da çabucak kaybolmuştu.

“Aman Tanrım...”

Matsumoto Shigeo’nun nefesi şaşkınlıktan kesildi. Bilinmeyen düşman büyülü enerjisini mükemmel bir şekilde kontrol ediyordu.

“Demek bu yüzden... Bu öyle bir canavardı ki...”

Araştırma ekibi bu yüzden canavarı daha önce fark edememişti.

Bu hiç şüphesiz tam bir başarısızlıktı. Ve ceza olarak Japonya az önce elit Avcılarından on tanesini kaybetmişti. Aralarında da ülkenin en iyi Avcısı vardı. Tek bir gözden kaçırmanın sonucuna kıyasla bu çok ama çok ağır bir cezaydı. Daha da kötüsü, muhtemelen cezalarını tamamen çekmemişlerdi.

“Bu abes canavar okyanusu aşıp ülkeye girdiğinde...”

Matsumoto Shigeo bunlardan kurtulmaya çalışsa da, korkunç görüntüler kafasında belirmeye devam etti. O esnada.

“Bulduk! Piç kurusu yeniden ortaya çıktı!”

Matsumoto Shigeo’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Nerede bu yaratık?”

“Kraliçe karıncanın odasının içinde efendim.”

“...”

Orada yalnızca karınca tüneline geri dönmüş karıncalar ve onlarla karşılaşan Koreli Avcılar kalmış olmalıydı. Tüm güçleriyle savaşıyor olmalılardı, ama ne yazık ki bu seferki düşmanlarının gücü herkesin hayal gücünü aşıyordu.

“Yakında Korelilerin bile işi bitecek.”

Böyle olacağına inanıyordu, ama sonra Matsumoto Shigeo’nun kaşları çatıldı.

“... ???”

O korkunç canavarın yanında aniden ortaya çıkmış bir ışık noktası daha vardı.

“B-Bu ne anlama geliyor?!”

Matsumoto Shigeo’nun şaşkınlıktan nefesi kesildi ve hemen çalışanlarına baktı. Araştırma ekibi çalışanlarından biri hızla başını salladı.

“B-Biz de bunu ilk kez görüyoruz efendim.”

Bu ışık noktası canavarınki kadar büyük ve parlaktı. Hayır, belki daha da büyüktü.

Daha da şaşırtıcı olan şeyse, o büyük ışık noktasının etrafında yüzlerce daha ufak ışık noktalarının olmasıydı.

Yıllardır casus görüntülerini analiz eden Japonya araştırma ekibinin baş araştırmacısı bile daha önce hiç böyle bir olay görmemişti.

'Ah...!”

Işık denizlerinin sürekli ufak parçalara ayrılıp tekrar bir araya gelmesini izleyenler hayranlıklarını gizleyemediler.

Ancak Matsumoto Shigeo’nun şu an duygularında boğulacak vakti yoktu.

“Kore ekibi! Baskını şu an bile yayınlıyorlar, değil mi?”

Eğer Kore ekibi hâlâ bu şekilde çabalıyorsa, o zaman yayın da hâlâ devam ediyor olmalı. Matsumoto Shigeo merakla doluydu ve orada neler olduğunu hemen öğrenmek istiyordu.

“Kore ekibinin yayını! Görüntüyü ana ekrana yansıtın!”

Bağırdığında Japon görev kontrol merkezinin ortasındaki süper geniş ekran hemen karınca canavarla dik dik bakışan bir delikanlının görüntüsüyle doldu.

Bu adamın yüzünü gördükten sonra Matsumoto Shigeo gergin biçimde yutkundu. Alnından soğuk terler aktı ve çenesinin dibinde toplandı.

“Bu adam... O devasa ışık noktasının kaynağı mı?”

Ve bu adamın karşısında devasa karınca canavar duruyordu. Bu şey sıradan karınca canavarlardan en az bir buçuk kat daha büyüktü. Olayları yalnızca monitörden izliyorlardı, ama o şeyden yayılan sert baskı bile kalp atışlarını hızlandırıyordu.

“…..”

Matsumoto Shigeo’nun yüzü daha da kaskatı kesildi.

O esnada.

Karınca canavar harekete geçti.

***

Karınca kralın güçlü yumruğu Jinwoo’nun suratında patladı.

BAMM!

Jinwoo’nun sırtı neredeyse kırılacak gibiydi, ancak durdu ve darbeye dayandı.

‘......’

Bu yumruğun arkasında karınca kralın tüm gücü vardı, bu yüzden şaşırmadan edemedi.

“Sen... Gücüme dayanabiliyor musun?”

Karınca kral, bu basit insanı tek vuruşla öldürmek gibi basit bir plan yapmıştı, ama onu uçurmak yerine başını azıcık kenara çevirmişti.

Ne yazık ki şaşıracak vakti yoktu, çünkü sonrasında Jinwoo’nun yumruğu uçtu.

Fışş...

BAMM!

Karınca kral yüzünün tam ortasına bir yumruk yedi ve uçarak mağaranın uzak tarafındaki bir duvara çarptı.

Kabuum!

Duvar sanki bir meteor çarpmış gibi derin bir şekilde çöktü. Her ne kadar kısa bir süreliğine olsa da, bu darbe bütün karınca tünelini sallayacak kadar güçlüydü.

“Hangi karınca bu kadar çok konuşur ki?”

***

“Canlı” yayın aniden kesilince ve kanalın “teknik arızalar” yaşadığı mesajı ekranda belirince, sayısız izleyici yıkılmış ve gördükleri manzara karşısında şaşırıp kalmışlardı.

“Avcılar... Avcılara neler oluyor?”

“Az önceki karınca da neydi öyle?!”

“Ne oluyor! Yayını nasıl burada kesersiniz?!”

Bir karıncanın hiçbir şey demeden ortaya çıkması ve Avcıları sistematik olarak tek tek parçalamaya başlaması...

Karınca kraliçenin ölümünü kutlayan izleyiciler, bu korkunç manzaraya tanık olunca sanki başlarından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kısa süre sonra “teknik arıza” mesajı kaybolmuş ve sunucu belirmişti.

“Ah... Millet, yeni bir haberimiz var.”

Sunucu kederli bir sesle Min Byunggu'nun ölümünü duyurdu. Aynı zamanda tünelde kalan Avcıların güvenliğinin de garanti olmadığını ekledi.

“Lanet olsun!”

“Kraliçe karıncayı hakladılar, neden şimdi ölüyorlar ki?!”

“Peki ya Japonlar nerede?”

“Birleşik takım kurmayacak mıydık? Nerede lan bu anasını siktiğim Japonları?!”

Bazıları öfkeli, bazıları güvenlikleri için endişeli, bazıları da kederliydi.

Hayatlarını riske atan Avcıların sonlarının kötü olabileceği haberi, kontrol edilemez bir orman yangını gibi yayılmıştı. Çok tuhaf bir şekilde, izleyici sayısı hiç olmadığı kadar yüksekti, üstelik baskın yayını az önce bir süreliğine kesilmişti.

- “Ah!”

Acil bir mesaj aldıktan sonra sunucunun yüzünde neşeli bir ifade belirdi.

- “Az önce bilinmeyen bir Avcı’nın olay yerinde ortaya çıktığı haberini aldık! Yayına hemen geri döneceğiz.”

Bu sözler TV ekranlarının başında bekleyen izleyicilerin yorgun gözlerine biraz neşe katmıştı.

Kısa süre sonra yayın geri geldi ve...

“N-Ne oluyor lan?”

“Bu!..”

İzleyiciler TV ekranlarını dolduran siyah askerler tarafından karşılandılar ve hepsi koltuklarından kalktı.

Ardından bu kara askerlerin kraliçe karıncanın odasındaki karınca dalgalarıyla canla başla savaştığını gördüler. Kamera yaşanan olayları çekmek için etrafta dolaştı, ardından bir delikanlıya odaklandı.

Çok uzaktaydı ve neye benzediğini görmek zordu.

- “Görünüşe göre bu zırhlı askerler, ekranlarınızdaki Avcı tarafından çağrılmış. Ayrıca Avcıların çoğunun da hayatta ve güvende olduğunu duydum!”

Gerginlik içinde yayını izleyenler, bu haberle birlikte sevinçten bağırdılar. Ardından kimliği belirlenemeyen Avcı için tezahürat yapmaya başladılar.

“Evet! Yürü be oğlum!”

“Harikasın lan! Sik şunların anasını!”

“Yürrrü beeeee!”

Ve sonunda...

Kimliği belirlenemeyen Avcı, karıncaları katletmek için daha fazla sayıda asker çağırdığında...

Ohaaaa laaaan!

Millet havayı yumruklayıp deliler gibi kutlama yaptı.

Ekranlarında böyle bir görüntü oynarken ailelerini ve arkadaşlarını karıncalarına kaybedip intikam isteyenler gözyaşı döktüler. Ve sunucunun gür sesi de mükemmel bir zamanlamayla tam bu esnada yankılandı.

- “Ah! Kimliği belirlenemeyen Avcı’yı nihayet tespit ettik!”

Bütün izleyicilerin gözleri ve kulakları ekrana odaklanmıştı.

Kimdi bu adam?

S Seviye Avcıları S Seviye canavarlarla dolu bir yerden kurtarabilen bu adamın kimliği neydi?

- “Bu şahıs Güney Kore’nin onuncu S Seviye Avcısı, Sung Jinwoo!! Kendisi çağırma büyüsü uzmanı bir Büyücü Sınıfı Avcı!”

Ve izleyiciler böylesine inanılmaz bir yeteneğe sahip kişinin Japon değil de tıpkı onlar gibi bir Koreli olduğunu öğrenince daha da sevindiler.

Sayısız karıncanın işi bir anda bitmişti.

Avcılar tam karınca tünelinden kaçmaya hazırlanırken, bir karınca dalgası daha geldi.

“Ha?! Haaa?”

“Yoksa bunlar?..”

Yayının kesilmesinden hemen önce ortaya çıkan karınca canavar, şu an karınca sürüsünü ite kaka aralarından yavaş yavaş geçiyordu. Pek fazla kanatlı karınca olmadığından ve yüzünün şekli diğerlerinden farklı olduğundan, canavarı ayırt etmek pek güç değildi.

İzleyicilerin kafası anında karıştı.

“Ne oluyor lan? Bu piç kurusu gebermemiş miydi?!”

“Bu şey niye tekrar ortaya çıktı?!”

Kanatlı karınca canavar, Avcı Sung Jinwoo’nun karşısında durdu.

Farklı yeteneklerin uyumunu biraz anlayan izleyiciler, ikili yüz yüze gelince endişelendi.

“Aigoo! Burada ölüp gidecek çocuk!”

“Büyücü Sınıfı biri neden uzakta kalmaz ki?”

“Daha vaktin var, kaç git oğlum!”

Canavar, Dövüşçü Sınıfı Avcı Cha Haein’i tek bir darbeyle uçuracak kadar güçlüydü. İşlerin nasıl sonuçlanacağının belli olduğunu düşündüler.

İkilinin yakından birbirine dik dik bakmasını görmek bile insanı strese sokuyordu, ama sonrasında bu sikik karınca canavar daha da büyüdü.

Ekranlarının başındaki bütün izleyiciler şaşkınlıkla bağırdı.

Ve sonra...

Pat!

Dayanamayanlar o an gözlerini kapattı. Canavarın yumruğu hedefine çarptığı anda, Avcı’nın kafasının patlayacağını sandılar.

Ancak beklenenin tersine, Avcı iyiydi.

“Ha?”

Bir Büyücü, Tanker Mah Dong-Wook’u tek vuruşta bayıltacak kadar güçlü bir yumruğa mı dayandı?”

İzleyicilerin gözleri gitgide daha da geniş açıldı.

Ve sonra...

BAMM!

Canavar karınca mağara duvarına gömüldü.

“...”

“...”

İzleyicilerin çoğunun az önce yaşananları algılaması biraz zaman aldı.

Ama sonra kamera, mağara duvarına gömülmüş karınca krala yakınlaştı...

Aaaaahh!

Bir tezahürat daha patladı.

***

“Höök!”

Kameramanın çenesi yere düştü.

Avcı Sung Jinwoo, karıncadan yumruğu yiyince şaşırıp ürpermişti. Cha Haein bile o yumruktan ötürü bilincini yitirmişti.

Ama sonrasında karınca canavarı uçuran kişi Sung Jinwoo olmuştu. Altı S Seviye canavarla sanki bir oyuncakmış gibi oynayan bu canavarı. “Höök!” diye nefesinin kesilmesine şaşmamalıydı.

“S Seviye Avcılar bu kadar zayıf mıydı?”

Hayır, tabii ki değillerdi.

Koreli Avcılar cesurca savaşmış ve S Seviye bölüm sonu canavarı kraliçe karıncayı yenmişlerdi.

Esas tuhaf olan, bu Avcıları salak konumuna düşüren, mutasyona uğramış bu karınca canavardı. Ve bu mutasyona uğramış karıncayı uçuran Sung Jinwoo'ysa ondan da tuhaftı.

Yutkunur.

Kameraman gerginliğini yatıştırdı ve yutkundu.

Diğer Avcıların tepkileri de o kadar farklı değildi.

Herkes heyecanlı gözlerle Jinwoo’ya bakarken, etrafına bakan tek kişi Choi Jongin’di. Ve karınca cesedi yığınlarını görebiliyordu. En başta bunun, o baygınken Avcıların birlikte savaşmalarının bir sonucu olduğunu düşünmüştü. Ama şimdi Jinwoo’nun gücüne tanık olunca, düşünceleri değişmişti.

“Yoksa... Yoksa... Sung Jinwoo Bey bunu tek başına mı yaptı?..”

Ölü karıncaları kabaca saydıktan sonra, Choi Jongin’in gözleri tir tir titremeye başladı.

Kiiieeehhhhk!!

Aniden kafasında yankılanan hayvanca çığlık kendisine gelmesine sebep oldu.

Karınca kral kendisini duvardan çıkardı ve öfkesini gösterdi. Kraliçe karıncanın odasındaki hava resmen titriyordu.

“Ooh?”

Jinwoo, karınca krala içten bir şaşkınlıkla baktı. Verdiği hasar düşündüğünden çok daha azdı.

“Bunun sebebi... Dış iskeleti mi?”

Piç kurusunun tamamını kaplayan bu siyah, sert kabuk her neyse, normal, organik bir madde olmadığı kesindi.

O zaman bu kabuğu kırmak için kaba kuvvet kullanması gerekecekti. Kişinin zırhını kırabilecek şey kılıç ya da mızrak değildi. Çekiçti.

Jinwoo’nun omuz ve kol kasları genişledi, kalın damarları açıkça görülebiliyordu. Etrafındaki hava kalınlaşıp ağırlaştı ve yere çöktü.

Karınca kral cıyaklamayı bıraktı ve Jinwoo’ya korkunç, buruş buruş suratıyla bakış attı.

“Sen ne cüretle!”

İkisi birbirlerine doğru yürürken, aralarındaki mesafe hızla kısaldı. Kısa süre sonra Jinwoo ve karınca kral yeniden karşı karşıya geldi. Ardından ikili hiçbir tereddüt veya merhamet göstermeden, birbirine her biri tüm güçlerini taşıyan sayısız saldırı yapmaya başladı.

Bam!

Kabuum!

BUUM!

Onları kenardan izleyen Avcılar sessizliğe boğuldu.

Jinwoo ve karınca kral birbirlerine her vuruşunda çarpışan büyü enerjisinin şok dalgasından ötürü karınca tüneli sallanıyordu. Bu çarpışma o kadar şiddetliydi ki, büyü güçlerini kontrol etmedeki uzmanlığıyla tanınan bu üst seviye Avcıların bile içleri dışına çıkacak gibiydi.

“Hop, hop...”

“İyi misin sen?”

“E-Evet, iyiyim.”

Kameraman yalnızca A Seviye’ydi, ama midesinin kalkmasını engellemek için elinden geleni yapıyordu. Hatta başı bile dönüyordu.

“Öğh, öğh...”

Beti benzi attığı hâlde yüzünde hâlâ gülücükler vardı, çünkü...

Bam! Bam!! Bam!!!

“Tek bir Avcı, böyle bir canavara nasıl bunu yapabilir?..”

...Çünkü bir umut ışığı görmüştü.

Kabuuuuuum!!

Avcı Sung Jinwoo bu darbelerden ötürü yaralanıyor olabilirdi, ama karınca kralın dış iskeleti kesinlikle kırılmıştı.

<Bölüm 120> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (8)

1 puan
Freecs1 hafta önce
Üye
Bayramınız mübarek olsun siz cevirmenlere tesekkurlerimi sunar devaminin ricasinda bulunuyorum emeginize saglik solo serisi harbiden mükemmel yazara selam olsun

145 puan
Ulaş1 hafta önce
Üye
Ellerine sağlık btom

29 puan
Aissech1 hafta önce
Üye
Ne yaralanması oğlum dikkatli bak karşıdakinin kanıdır o. Çeviri için teşekkürler.

27 puan
Murion1 hafta önce
Üye
Bayram olmasına rağmen bize bölüm atma zahmetine giren çevirmene canı gönülden teşekkür ediyor bayramını kutluyorum.

11 puan
treys1 hafta önce
Üye
Emeğine saglık

3 puan
kirec21 hafta önce
Üye
Elinize sağlık. Çok güzel gidiyor.Devamını heyecanla bekliyorum. Kolay Gelsin!

7 puan
Keser1 hafta önce
Üye
Mukemmeldi elinize saglik devamini buyuk sabirsizlikla bekliyoruz

2423 puan
maahhaam1 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Bayram hediyesinin devamini isterik.