POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 127: 127. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1766
Tarih : 20 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: 127. Bölüm

Şövalye Birliği Loncası'nın Efendisi Park Jong-Su gözlerine inanamadı. Çünkü o sırada karınca tünelinin girişinden yavaşça çıkan yakışıklı yabancı bir adam vardı.

Ancak bu imkânsızdı.

“Tamamen yok edilen karıncalar hala çok gizli olmalıydı, bu nasıl olabilir?”

Yerde yuvarlanan her şey kelimenin tam anlamıyla birinci sınıf sihirli kristallerdi. Bu yüzden Cemiyet, girişimci ruhların buraya gelmelerini engellemek için en azından bu soruna uygun bir çözüm bulana kadar karıncaların yok edildiğini gizli tutmaya karar vermişti.

Bu yüzden, yalnızca birkaç seçkin kişi bu adada hiç canavar kalmadığını biliyordu.

“Bunu bilenler yalnızca Cemiyet’in bu görevi verdiği bizler, ordu ve...”

Ve Avcı Sung Jinwoo.

Ancak Park Jong-Su, karşısındaki adamın Sung Jinwoo olmadığı ihtimaline her şeyini koyabilirdi.

Bir insan o adamın yüzünü nasıl unutabilirdi ki? Güney Kore’de en çok konuşulan Avcı olması bir yana, aynı zamanda Şövalye Birliği’nin keşif listesinin en üst sırasındaydı da.

Park Jong-Su tekrar sordu.

“Sana kim olduğunu sordum! Neden oradan çıkıyorsun?”

Yabancının ağzından çıkan tek bir kelimeyi anlamadığı ya da en başta cevap vermeyi planlamadığı bilinmiyordu. Adam gülümseyerek öylece durdu.

Park Jong-Su’nun yanında duran, Şövalye Birliği'nin Yardımcı Lonca Efendisi Jeong Yun-Tae’nin gözleri yabancıya kitlenmişti.

“Hyungnim. Bu adam bir insan mı?”

“Ben... Emin değilim.”

Gizemli adamdan herhangi bir büyülü enerji salınımı hissetmediler, bu yüzden Avcı ya da canavar olamazdı... Fakat bazı nedenlerden dolayı, bu garip aurayı yayıyordu.

Jeong Yun-Tae her zaman “önce iş, sonra laf” tipi bir adam olmuştu. Fakat bu uğursuz aurayı algıladıktan sonra geri adım atıp etrafını dikkatlice gözlemek zorunda kaldı.

Maalesef askerlerin, Avcılar gibi algıları yoktu. Gecikmeden yabancının varlığını keşfettiler ve silahlarını kaldırdılar.

Park Jong-Su yanlışlıkla birini öldürebilecekleri için onları hemen durdurdu.

“Hoop, hoop! Ateş etmeyin! Canavar değil o!”

“O zaman insan mı?”

“Şey, o... Belki?”

Park Jong-Su ancak ikna edici olmayan bir ifadeyle başını sallayabildi.

“Eğer canavar değilsen insansındır.”

Park Jong-Su kısıtlı bilgisiyle ancak bu sonuca varabilmişti.

Komutan başını salladı.

“Anlaşıldı. Bundan sonra o kişiyle alakalı işleri biz halledeceğiz.”

“Affedersin?! Buraya Avcı Min Byunggu’nun kalıntılarını almaya gelmediniz mi?”

“Avcı Min Byunggu'nun kalıntılarını ve adadaki durumu kontrol altına almamız emredildi.”

Park Jong-Su olayı anlayınca geri adım attı.

Eğer canavarlarla ya da diğer Avcılarla uğraşacak olmasalardı, Şövalye Birliği’nin bu işe karışmasına gerek kalmazdı. Böylece başları gereksiz yere ağrımazdı.

Komutan gizemli adama bağırdı.

“Şu anda yasak bölgedesin. Lütfen emirlerime uy yoksa üzerine ateş açılacak.”

“...”

Gizemli adam gülümsemeye devam etti, yüzünde tek bir gerginlik belirtisi bile yoktu.

Yutkunur.

Askerler yutkunup kendi kendilerine “Gerçekten üzerine ateş mi açacağız?” diye düşündüler.

Daha önce hiç bir insana ateş etmemiş askerlerden beklenen bir tepkiydi bu.

Avcılar da gerilmeye başlamışlardı. Gizemli adam gülmeye devam edince, işlerin tuhaflaştığını düşünmeye başladılar.

O esnada adam elini cebine attı.

“Bu adam... Gerçekten insan mı?”

Bir insan üzerine silah doğrultulunca bu kadar sakin kalabilir mi?

Park Jong-Su’nun yüzü yavaş yavaş kaskatı kesildi. Bu esnada askerlerin gerginliği de, gizemli adamın ellerini göremedikleri zaman zirveye ulaştı.

“Ateş etmeyin!! Ateş etmeyin! Henüz değil!"

Askerlerine bağırırken komutanın boynunda kalın bir damar belirdi.

Ama sonra...

“Komutanım, bakın!"

Komutan, acil çağrıyı duyar duymaz başını gizemli adama doğru çevirdi. Adam yavaşça ağzını açıyordu.

“...??”

Konuşulan dili anlayamadı.

Bunun sebebi dili daha önce duymaması değil, bu dilin Dünya’da konuşulmamasıydı. Adamın sesinin çıkışından ve kelimeleri telaffuz ediş şeklinden öyle görünüyordu.

“Ne?”

“O ne söylüyor?"

Askerler daha önce hiç karşılaşmadıkları bu durumdan ötürü şaşkına dönmüşken, Park Jong-Su’nun dudaklarıysa kendi başlarına açılıp duruyordu.

“C-Canavar dili mi?”

Üst sınıf zindanlarda zeki canavarlarla karşılaşmak mümkündü. Adamın söylediği şey neredeyse o yaratıkların konuştuğu dildeki gibiydi.

“Bu demek ki...”

Komutan daha cümlesini bitiremeden, gizemli adam ellerini ceplerinden çıkardı.

BAAM!

Kulakları parçalayan bir patlama sesi yankılandı.

Gizemli adam şüpheli bir şekilde davrandığında, iyi eğitilmiş özel kuvvet askerlerinden biri refleks olarak tetiği çekti.

“Höök!”

Komutanın şaşkın gözleri hızla adama kilitlendi.

Adamın yumuşak alnına giremeyen mermi, güm sesi çıkararak yere düştü. Yüzündeki gülümseme çoktan gitmişti.

“Bu bir canavar!”

“İnsan falan değil!”

Çığlıkları çok kısa sürdü, çünkü adamın gözlerinin rengi kırmızıya döner dönmez, herkes kalplerini sıkıştıran inanılmaz bir baskı hissetti.

“Ah, ah-!!”

“Ahh...”

Ama sonra...

Çatırt!

Telleri kesilmiş kuklalar gibi, askerler ve Avcılar da keskin bir şıklama sesiyle birlikte yere çöktü. Bu olaydan gizemli adam sorumlu değildi.

Arkasına baktı ve ters ters konuştu.

“Ne yaptığını sanıyorsun?"

Arkasında duran kısa boylu, orta yaşlı bir adam vardı.

“Kargaşa çıkarmaya gerek yok. Hepsini uyuttum sadece.”

Orta yaşlı adam da insan dilinde konuşmuyordu.

“...Kesinlikle.”

Gizemli adamın sesi hüzünlü geliyordu, ama yine de yeni konuğu ile aynı fikirdeydi. Orta yaşlı adam bakışlarını karınca tünelinin içine doğru kaydırdı ve sordu.

“Onayladın mı?"

Gizemli adam başını salladı.

“Bu kesinlikle ‘onun’ gücü.”

“Çok tuhaf.”

Orta yaşlı adam bakışlarını baygın Avcılara çevirdi.

“Neden 'o' bu insanlara yardım ediyor?”

“’Onun’ ne düşündüğünü kim bilir? Merak ediyorsan, neden gidip ona bizzat sormuyorsun?”

“...Reddedeceğim.”

Orta yaşlı adam devam etmeden önce başını salladı.

“Ava planlandığı gibi devam edeceğiz. Hiçbir şey değişmedi.”

“Anladım."

Orta yaşlı adam hafifçe elini havada döndürdü. Bir kişinin geçebileceği kadar küçük siyah bir Geçit açıldı.

“Ah, bu arada."

Orta yaşlı adam kısa bir süre durdu ve gizemli adam ona seslendiğinde arkasına baktı.

“Sanırım onlardan biri burada."

“Güney Kore'de mi demek istiyorsun?"

“Hazır buraya gelmişken o adamın icabına bakmaya ne dersin?”

Orta yaşlı adam gözlerini hafifçe kapattı. Kısa süre sonra, gizemli adamın bahsettiği bilgi kafasına aktı. Ancak, orta yaşlı adam tamamen ikna olmuş görünmüyordu.

“Buralardaysa... Bu işi ona bırakalım.”

“Karışmak istemiyorsun, değil mi?”

“İstediğini düşünebilirsin. Umurumda değil.”

Orta yaşlı adam ve sesi kısa süre sonra Geçit'in kendisiyle birlikte kayboldu.

Kara Geçit’in tamamen kapandığını onayladıktan sonra, gizemli adam kendi kendine mırıldandı.

“Ne korkak ama..."

Yerde yatan hareketsiz insanlara bir göz attı. Eğer bayıldılarsa bilinçlerini yeterince kısa sürede geri kazanacaklardı.

“Hıh.”

Adam homurdandı ve elini insanlara doğru uzattı. Ancak...

“...”

Sessizce elini çekti.

“Kargaşa yaratmaya gerek yok.”

O da küçük Geçit’e girdi ve oradan da ortadan kayboldu.

***

Gecenin geç saatleri.

Jinwoo yatak odasında oturuyordu ve kısa kılıcına yakından bakmakla meşguldü. Şu anda mutasyona uğramış karınca canavara karşı savaş sırasında birkaç kez değerini kanıtlamış bir silah olan “İblis Kralın Kısa Kılıcı”nı tutuyordu.

[Eşya: İblis Kral’ın Kısa Kılıcı]

Nadirlik: S

Tip: Kısa Kılıç

Saldırı: +220

İblis Kralı Baran'dan alınan bir kısa kılıç. İki “İblis Kralın Kısa Kılıcı”nı kullanmak bir set etkisini etkinleştirir.

Set etkisi ‘Çift Tek Olur’: Her kısa kılıca şu anki Güç durum puanı kadar saldırı kuvveti eklenir.

 

Saldırı kuvvetini ve ek niteliği görünce gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi olmuştu. Hatta bu bilgiyi kaç kez yeniden okuduğunu unutmuştu.

Ama böyle tepki vermesi normaldi. A Seviye eşya olan Baruka'nın Hançeri yalnızca 110 saldırı gücü veriyordu. Ne olur ne olmaz diye dükkâna baktı, ama orada da saldırı gücü 200’ü geçen pek fazla hançer satılmıyordu.

“Yalnızca bu da değil...”

İki İblis Kralın Kısa Kılıcı’nı da birlikte tutunca, Güç durum puanının silahların mevcut saldırı gücüne eklenmesi çok hoşuna gitmişti.

Şu anki Güç durum puanı 200’ü çoktan geçmiş, 250’ye merdiven dayamıştı. Bir de böylesine yüksek bir durum puanı silahların saldırı gücüne mi eklenecekti?

Son basamağı koymadan sayıları toplasa bile, Baruka'nın Hançeri’nin hançerinin dört katı kadar saldırı gücü kazanıyordu.

“Onları sağa sola savurunca bu yüzden bu kadar iyi hissettim demek.”

Eğer eşyanın bilgisini görebilselerdi, diğer Avcıların bu kısa kılıçlar karşısında ağızlarının suyu akardı.

Uzun kılıcın özellikleri ne peki?

[Eşya: İblis Kralın Uzun Kılıcı]

Nadirlik: S

Tip: Uzun Kılıç

Saldırı: +350

İblis Kralı Baran’ın gücünü içeren bir uzun kılıç. Kılıcı savurmak “Şiddetli Ak Alev Fırtınası”nı aktifleştirecek.

“Şiddetli Ak Alev Fırtınası” Etkisi Belirlenen alanda kalıcı bir fırtına ortaya çıkarır.

 

Her elinde bir kısa kılıç tutabiliyorken, uzun kılıcı tutmak için iki elini birden kullanması gerekiyordu. Kısa kılıcın saldırı gücü, uzun kılıçtan açıkça daha iyiydi.

Ama uzun kılıcın ek etkisi hiç de açık değildi.

“Bu şeyi savurarak alan saldırısı yapabilir miyim?”

Bu hiç şüphesiz, birden fazla düşmana karşı savaşırken değerini kanıtlamış bir silahtı.

Baran’ın büyü saldırılarının Gölge Askerleri’ni çaresiz bırakması aklına geldiğinde tüyleri ürperiyordu.

Kılıcın etkisi Baran'ın büyüsü kadar iyi değildi, ama yine de elde tutulacak harika bir kozdu.

“Eğer hançer kullanma yeteneğim olmasaydı, uzun kılıç kullanmayı bile düşünürdüm...”

Jinwoo tam kılıcını savuracakken kendini durdurdu.

“...”

Saat geç oluyordu; ayrıca yan odada şimşek çakmasına uyanırsan korkudan ölürdün, değil mi?

Annesini daha da şok etmek istemedi. Bu yüzden, dikkatlice kılıcı indirdi.

“Nihayet rahatlamıştı.”

Annesinin kararına itiraz etmemesi onu rahatlatmıştı.

O gün Jinwoo, başına gelenleri annesine açıkladı. Sistem hakkındaki bilgileri atladı tabii ki.

Ona tesadüfen Yeniden Uyandığını, S Seviye Avcı olduğunu ve gelecekte de Avcılık yapmaya devam etmek istediğini söyledi.

Annesi endişelenmişti, ama en nihayetinde oğlunun kararını desteklemişti.

- Annen hayatta ne istersen yapmanı istiyor evladım.

Annesinin öne sürdüğü tek şartı, kendisini fazla zorlamasının yasak olduğuydu.

“Ama kendimi zorlamam gereken bir durumda kalırsam, o zaman...”

Jinwoo hayal gücü onu karanlık ve korkutucu yerlere götürünce başını salladı.

O esnada annesinin ona söylediği bir şeyi hatırladı.

- “O” bu yüzden mi ortaya çıktı? Böyle bir şey olacağını biliyor muydu?

- “O” kim?

- Hastanede uyurken babanın sesini duydum.

- Ne dedi?

- Dedi ki...

Annesi o günden önce ve sonra başka birinin sesini duymadığını da ekledi.

‘Sanırım annem hala babamı unutamadı.'

Yine de annesi biricik oğlunun Avcı olmasını engellemeye çalışmadı. Bu, ona güvendiğinin kanıtıydı. Jinwoo da bu güvene ihanet etmeyi planlamıyordu.

Hayatta kalmak.

Önceliği ve son hedefi her zaman bu olmuştu.

Buraya kadar gelmesinin sebebi, hayatının en tehlikeli anlarında pes etmeyip çabalamaya devam etmesiydi.

“...Pekâlâ.”

Artık en büyük endişesi, annesinin hayır demesi de ortadan kalktığına göre, onu Zindanlara girmekten alıkoyacak hiçbir şey kalmamıştı. Kendi Loncasını kuracak, üst sınıf zindanları tekeline alacak ve seviyesini daha da artıracaktı.

Jinwoo’nun kalbi daha da hızlı atmaya başladı.

“Artık seviyemi artırmak için farklı bir nedenim var, değil mi?”

Şurururuk.

Ygritte, Jinwoo onu çağırınca ortaya çıktı.

Bu adam askerleri arasında yanında en uzun süredir kalan kişiydi.

“Yalnızca bu da değil...”

Aynı zamanda Sistem’in ona verdiği tek “Şövalye Sınıfı” askerdi.

Yani Ygritte, bütün askerleri arasında Sistem’e en yakın olan kişiydi.

“Seviyen yükselince konuşabileceğine eminim.”

Jinwoo'nun Ygritte'e sormak istediği çok şeyi vardı. Elbette, güvenilir şövalyesinden henüz bir cevap alamadı.

“...”

Ygritte her zamanki gibi sessizlikle cevap verdi.

Eğer sessizlik, kelime olarak görülebilseydi, o zaman bu adam dünyadaki en konuşkan asker olmaz mıydı?

Jinwoo kendi kendine sırıttı ve kafasının yanını kaşıdı. Ardından İblis Kral’ın silâhlarını dikkatlice aldı ve envanterine attı.

‘Envanter mi...?'

Ancak o esnada Jinwoo’nun gözüne bir eşyadan parlayan ışık takıldı.

“...Bu da ne?”

Jinwoo’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

Envanterinde parlayan bir eşya vardı.

<Bölüm 127> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

Bu bölüm geç geldiği için kusura bakmayın. Yaz okulu, sosyal hayat vs. derken bölümü çevirmeye fırsat bulamadım. Bölümün kendisi de sıkıcıydı ondan pek yapasım gelmedi.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (13)

31 puan
Sarang3 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

106 puan
OkuyucuS04 hafta önce
Üye
Okuduğum ilk novell olan solo levelling okuduğum diğer modellerden kat ve kat dah iyi kimse onun eline su dökemez

8 puan
Meruem4 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler elinize kolunuza sağlık

2235 puan
Syke4 hafta önce
Üye
Teşekkürler

27 puan
mFHaCl4 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Sanırım bu gizemli kişiler ikiz kule zindanıyla bağlantılı çıkacak en azından ben öyle düşünüyorum.

2445 puan
maahhaam4 hafta önce
Üye
@mFHaCl, hayır bağlantılı değil direk

66 puan
Nyselmech4 hafta önce
Üye
@maahhaam, spo verip durma artık

28 puan
Murion4 hafta önce
Üye
Ellerinize sağlık Çevirmen Bey.

32 puan
Aissech4 hafta önce
Üye
Novelin kilit isimleri kesinlikle o 2 yabancı büyük ihtimal güçlüler bakalım yakın zamanda göstermezlerde ilerde kesin büyük mesele olucak

2445 puan
maahhaam4 hafta önce
Üye
çeviri için teşekkürler. artık o parlayan şeyin ne olduğu belli oldu :) tekrar korkularının başladığı yere dönecek :)

12 puan
Elcin4 hafta önce
Üye
"O" derken jinwoo nu jasterdiler, "onun gücü" derdende hükümdarın gücünü. Bu hükümdar meselesi ne acaba?

2445 puan
maahhaam4 hafta önce
Üye
@Elcin, ilerde açıklanıyor. sadece şunu bil jinwoo bunlardan birinin gücünü alıyor. en asisi en güçlüsü :)

12 puan
Elcin4 hafta önce
Üye
@maahhaam, ahbe ahbe çabuk çevrilsede okusak. Bumlardan birinin gücü böyle seviyye atlamaksa diyerlerinin gücü ne acaba? Çok acabalar varyaa burada))))

16 puan
wolfturk4 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Ellerin dert görmesin

13 puan
white4 hafta önce
Üye
ellerinize sağlık teşekkürler :)

1 puan
Hamza4 hafta önce
Üye
Teşekküler devamını da bekliyoruz sabırsızlıkla elinize sağlık

7 puan
yCg4 hafta önce
Üye
Teşekkürler elinize sağlık