POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 134: 134. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1314
Tarih : 28 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: Bölüm 134

Zeminin kaybolduğu ve gölgeye çekildikleri anda, Jinwoo kendisiyle birlikte düşen Cha Haein’e baktı.

“Tıpkı düşündüğüm gibi...”

Kesinlikle beklediği gibi olmuştu.

Geçmişte birkaç kez kullanırken, yeteneğin bu şekilde çalışıp çalışmayacağını merak etmişti ve haklıydı da.

“Gölge Takası” yeteneği aslında bir Geçit’ti. Cha Haein de kendisiyle birlikte yolculuk edince bu teori kanıtlanmış oldu.

“Giriş altımda oluştu ve çıkışı da belirlenen koordinatların olduğu yer.”

Ve belirlenen koordinatlar da Gölge Askerin yeri oluyordu.

Üç saatlik bekleme süresi gibi bir kısıtlaması olmasına rağmen, bu yetenekle bir Geçit yaratabiliyordu. Eğer isterse üç saatte bir gezegenin diğer tarafına gidebilir miydi? Jinwoo bilinçsizce yutkundu.

Ama bu şaşkınlığı kısa sürdü.

Kararan görüşü neredeyse anında normale döndü. Ve ikili kendilerini Cemiyet’in spor salonunda buldu.

Buraya son gelişinde, olur da Cemiyet’e acilen gelmesi gerekirse diye bir gölge bırakmıştı.

Çın! Çın! Çın! Çın!

Üstten aydınlatma sistemi onlardan gelen sbüyü enerjisini algıladı ve ampuller teker teker yanıp spor salonunun içini aydınlattı. Cha Haein göz kapaklarındaki parlaklığı hissedince gözlerini açtı.

“Ama nasıl... ?!”

Şaşkınlığını gizleyemeyip kaşlarını kaldırdı. Çoktan tanıdık bir yere gelmişlerdi.

Yalnızca bir saniye geçmiş gibi hissetmişti, ama gözlerini açtığında çevresi tamamen farklıydı.

“Bu nasıl mümkün olabilir?!”

Böyle bir yeteneği hiç duymamıştı. Cha Haein, bakışlarını tekrar Jinwoo'ya çevirmeden önce şaşkınlık içinde etrafına baktı.

“Sen..."

Sormak istediği çok fazla şey vardı, ama en nihayetinde ağzını dahi açamadı.

Bunun ilk sebebi, sorularına nereden başlayacağını bile bilmemesiydi, ikinci sebebiyse aralarındaki mesafenin medeni bir konuşma için çok ama çok yakın olmasıydı.

“Artık güvenli, yani...”

Jinwoo bileklerini hafifçe kavradı ve beline dolanan kollarını açtı.

“...Artık bana tutunmana gerek yok.”

Başını sallar.

Cha Haein hafifçe bileklerini ovuşturdu ve hiçbir şey demeden başını salladı.

“Tamam. Hadi başlayalım.”

Jinwoo, Yüksek Ork Gölge Asker’in muhtemelen saklandığı köşeden uzaklaştı ve spor salonunun ortasına doğru yürüdü.

“Pekâlâ.”

Cha Haein de peşine takıldı, ama bu esnada kılıcını arabasında unuttuğunu fark etti. Silahı onun için vazgeçilmez bir araç olsa da, başkasının ofisine silahla girmek kabalık olurdu, değil mi?

Cha Haein hızla onunla konuştu.

“Silahımı arabamda bıraktım..."

“Oh, kazmayı mı diyorsun?”

“Affedersin?”

“Hani içinde Yüksek Orkların olduğu zindanda taşıdığını diyorum.”

Unutmak istediği o küçük ayrıntıyı hatırlar hatırlamaz yüzü kızardı.

“H-Hayır esas silâhım...”

Ardından Jinwoo’yu kendi kendine gülerken gördü ve onunla alay ettiğini fark etti.

“...”

Jinwoo, Cha Haein’i kızarmış hâlde görünce elini salladı.

“Yalnızca şaka yapıyordum.”

Ancak şaka yapmayı bırakmanın zamanı gelmişti.

“Ciddiyim ben. Ne yapayım?”

Karşısındaki kişi Cha Haein olsa bile, silahı olmadan çağırmayı planladığı askerlerle dövüşemezdi. Tabii ki askerinin kazanmasını istiyordu, ama Cha Haein’in incinmesini de istemiyordu.

“Bir şey olmaz.”

Cha Haein bakışlarını spor salonundaki depoya doğru çevirdi.

“Depodan ödünç alabileceğim bir silah olacağına eminim."

“Oho.”

Yeni bir şey öğrendikten sonra Jinwoo'nun gözlerinde bir ışık parladı. Depoya doğru yürüdü ve Avcı lisansını kapının kenarındaki elektronik kilidin üzerine kaydırdı.

Deponun kapısı da böylece otomatik olarak açıldı.

Deponun içinde pek de fena görünmeyen silâhlar vardı. Uzaktan spor salonunun içine bakınca Jinwoo, Avcı Cemiyeti’nin hazırbulunuşluğundan etkilendi.

“Demek Cemiyet’in içinde böyle şeyler de var...”

Avcıların yıllar boyunca bayıldığı vergilerin nerelere gittiğini merak ediyordu, ama görünüşe göre iyi şekilde kullanılmışlardı. Cha Haein kullandığına benzer boyuttaki bir kılıç almadan önce eşyalara baktı ve depodan çıktı.

“Hazırım.”

“Bu işini görecek mi? Önceden kullandığın kılıç değil, eline oturuyor mu?”

Cha Haein başını salladı.

“Hangi silah olduğu önemli değil. Canavarlar bizimle savaşırken Avcıların silahlarını umursamıyorlar sonuçta.”

Bunlar bilgece laflardı.

Jinwoo da onunla aynı görüşteydi, bu yüzden onunla tartışmadı. En azından onun basitliğini oldukça hoş buluyordu.

“Şimdi sırada askerimi çağırmam var, değil mi?”

Cha Haein’den yayılan keskin, odaklı aura da hazır olduğu konusunda şaka yapmadığını kanıtlar gibiydi. Onun gibi birine karşı sıradan bir asker, anında paramparça olurdu.

Bu yüzden Jinwoo, mevcut şartlar altında ortaya çıkarabileceği en iyi kozunu çıkardı.

“Ortaya çık.”

Jinwoo’nun gölgesinin bir kısmı ayrıldı ve ondan birkaç adım öteye gitti. Sonra hareketsiz gölgeden kara bir şövalye yükseldi.

Kapkara zırhı ve miğferi; miğfere bağlı, beline kadar uzanan kırmızı tüy. Ordusundaki en iyi kılıç kullanan Gölge Asker. Bu kişi Ygritte’di.

“Ona en güçlü adamı çağıracağımı söyledim, ama...”

Beru’yu çağırmanın biraz aşırı olacağını düşündü. Beru, Gölge Asker olmadan önce, Kore ekibinin neredeyse tamamını dehşete düşürmüş korkutucu bir yaratıktı. Saldırısından ötürü Cha Haein bile ölecekti neredeyse.

Jinwoo, Beru’yu tekrar gördükten sonra Cha Haein’in yaşayabileceği olası zihinsel şoku düşününce, onu ortaya çıkarmamaya karar verdi.

Fildişi’ne gelince, o da spor salonunu mahvedebileceği için çağırılmamıştı. Bu yüzden Ygritte'i seçti.

“En nihayetinde tek seçenek sensin.”

Jinwoo, Ygritte’in geniş ve güvenilir sırtına bakınca doğru kararı verdiğini anladı. Ama o esnada...

“Sung Jinwoo Bey.”

Jinwoo bakışlarını Cha Haein'e çevirdi.

“Zafer ve mağlubiyet şartları nelerdir?"

Dinleyenin kalbini anında donduracak kadar soğuk sesini duyduktan sonra, inancı biraz sarsıldı. Jinwoo cevap vermeden önce biraz düşündü.

“Ya çağrım yok edilecek ya da Avcı Cha-nim yenilgiyi kabullenecek.”

Başını sallar.

Cha Haein başını salladı. Ardından depodan aldığı kılıcı çekti.

Elinde sadece her yerde satın alabilecek basit, sade bir büyülü kılıç vardı, ama yine de ondan sızan aura gerçekten dikkat çekiciydi.

‘Evet, kesinlikle güçlü.'

Jinwoo bunu hissedebiliyordu. Ciddileşmeye karar verdikten sonra gelişen aurası, S Seviye Avcılar arasında bile en iyilerden biri olarak görünen ona yakışıyordu.

Ygritte de kılıcını çekti. Artık iki elinde de bir uzun kılıç taşıyordu. O zaman bile Jinwoo, böyle giderse Ygritte’in yenileceğini düşünmeden edemedi.

Ama o esnada...

”Bir saniye bekle... Hangi silah olduğu gerçekten önemli değil demişti, değil mi?”

Jinwoo, Cha Haein’in az önce söylediklerini hatırladı ve küçük bir iyilik isterken dudaklarında bir gülümseme belirdi.

“Bir saniyeliğine döner misin lütfen?”

“...”

Cha Haein başını bir süreliğine eğdi, ama şikayet etmedi ve istediği gibi geri döndü. Jinwoo bu açığı kullanarak “İblis Kralın Uzun Kılıcı”nı Envanterinden çıkardı ve Ygritte'e verdi.

“Bunu kullan.”

Kendisinin hangi silahı kullandığını umursamıyorsa, o zaman bu, rakibinin kullandığı silahı da umursamadığı anlamına gelecek şekilde yorumlanabilirdi.

Hükümdârından bir kılıç alan Ygritte, minnettarlığını ifade etmek için diz çökmeye çalıştı, ama Jinwoo onu hemen durdurdu.

“Sürekli böyle hareketler yapmak zorunda değilsin, tamam mı?”

Keşke Demir de biraz Ygritte gibi olsaydı...

Hazırlıklar tamamlanmıştı, Jinwoo, Cha Haein’e tekrar seslendi.

“Her şey tamam.”

Arkasını döndü ve Ygritte’in mavi elektrik dalgaları saçan yepyeni bir kılıçla gördü. Bir dakika önce elinde böyle bir kılıç olmadığı açıktı.

“...”

“Şimdi başlayabilir miyiz?”

Jinwoo hiçbir şey fark etmemiş gibi yaptı ve ona iyi olup olmadığını sordu.

“...Evet."

Bunu yapmayı çoktan kabul etmiş olan Cha Haein, yalnızca yalın bir ifadeyle tekrar evet diyebilidi.

“Tamam o zaman, başla."

Jinwoo başlama işaretini verir vermez, Ygritte “İblis Kralın Uzun Kılıcı”nı savurdu ve pasif yeteneğini aktifleştirerek açılış saldırısını yaptı.

Çatırt!

Yıldırımlar doğrudan Cha Haein’in üzerine uçtu. Bir anlığına şaşırdı. Ama ardından çevik bir kedi gibi üst bedenini geriye doğru eğdi ve şimşekten kaçtı.

Cızzzz!

Spor salonunun duvarları, yıldırımla vurulduktan sonra kapkara oldu.

Titrer.

Cha Haein gövdesini düzeltti ve Jinwoo’ya ters ters baktı, ama Jinwoo uzaklara baktı ve hiçbir şey fark etmemiş gibi yaptı.

“...”

Cha Haein hiçbir şey söylemeden elindeki kılıcı daha da sıkı tuttu.

Tam o esnada. Ygritte, Hükümdarının emrini yerine getirmek için korkutucu bir hızla Cha Haein’e doğru koştu. Ancak Cha Haein gözlerini bile kırpmadı ve o da rakibine doğru ileri atıldı.

***

Ana binanın en üst katında bulunan Cemiyet Başkanı ofisi.

Ofiste oturan biri yalnızca diğer Cemiyet binalarını değil, etraftaki manzarayı da açıkça görebilirdi.

‘Mm?'

Cemiyet Başkanı bir raporun üzerinden geçiyordu, ama bakışları aniden pencereye döndü. Spor salonunun içinde kimse olmamalıydı, ama ışıkları yanmıştı.

Go Gunhee, kişisel asistanını aramadan önce başını hafifçe eğdi.

- “Buyrun efendim?”

“Bugün birileri spor salonunu ayırttı mı?”

- “...Efendim, soruşturdum ve bugün kimse ayırtmamış.”

“Öyle mi?”

Go Gunhee ahizeyi indirdi ve biraz düşündü, ardından astıyla yeniden konuştu.

“Spor salonundaki güvenlik kamerası görüntülerini ofisime yollar mısın?”

- “Emredersiniz efendim. Lütfen bekleyin.”

Kısa süre sonra canlı görüntü, ofisinin bütün duvarını kaplayan dev televizyona yansıdı. O esnada Sung Jinwoo ve Cha Haein’in spor salonunda birbirlerine sarıldığını gördü.

“...Öhöhöm.”

Gördüğü manzara karşısında şaşıran Go Gunhee, hemen boğazını temizledi. Tekrar tekrar baktı, ama kesinlikle o ikisiydi. Sonra tekrar kafasını eğdi.

“O ikisinin böyle bir ilişkisi mi var?”

Cha Haein helikopterde bilinci geri kazandığında aradığı ilk kişi Avcı Sung Jinwoo olmuştu.

“Çok geç anladım galiba.”

TV ekranından iki gence bakaraken Go Gunhee’nin yüzünde bir gülümseme belirdi.

İkisi de S Seviye olur olmaz özel bilgilerinin korunmasını istemişti. Yine de bu ülkede Cha Haein'i veya Sung Jinwoo’yu tanımayan tek bir kişi bile yoktu.

Dolayısıyla eğer bu ikisi birlikte biraz sakin vakit geçirmek istiyorsa, o zaman bunun için Cemiyet’in kapanan spor salonundan daha iyi bir yer olamazdı.

Zamane gençlerinin aksine buluşma yeri olarak spor salonunu seçecekleri aklına gelmezdi. Bu ne harikulade bir buluşmaydı.

Go Gunhee gülümsemeye devam etti ve başını salladı.

“Gençlik cidden güzel şey.”

Telefon ahizesine uzandı ve bir kez daha aldı.

“Özür dilerim, ama spor salonundaki bütün güvenlik kamerası kayıtlarını kapatmanı istiyorum.”

- “Efendim? Ama...”

“Bugünün bakım günü olduğunu falan söyle.”

- “Anladım efendim.”

Başkanın ofisindeki dev televizyon, görüşme biter bitmez kapandı. Go Gunhee, spor salonuna bir kez daha baktı ve raporunu incelemeye geri döndü, dudaklarında hala bir sırıtış vardı.

O esnada.

GÜMBÜR...

Spor salonundan hafif bir titreşim sezdiğinde, bardağındaki su titredi.

“Hahaha.”

Go Gunhee spor salonuna bakmadı ve gülümsemeye devam etti.

“Gençlik cidden harika bir şey.”

***

“Bu...”

Jinwoo ağrıyan alnına masaj yaptı.

Cha Haein’in becelerini şu ana dek büyük ölçüde küçümsüyor gibiydi. Ygritte’in gücü “İblis Kralın Uzun Kılıcı”nı kullanmasıyla artmıştı, ama en nihayetinde ona karşı kazanamamıştı.

Ygritte’in sol kolu kesilip uçar uçmaz, Jinwoo maçı bitirdi.

“Durun!”

Tamamen yenilenecek olsa da, askerinin yok edilmesini görmeye dayanamazdı.

“Fuu-.”

Cha Haein derin bir nefes aldı. Rakibi umduğundan daha sağlam çıkmış olmalıydı, çünkü baştan aşağı ter içinde kalmıştı. İnce, beyaz parmakları, alnında biriken ter damlacıklarını sildi.

Jinwoo yüzünde kaba bir ifadeyle baktı ve yenilgisini kabullenip Ygritte’i geri çekti.

“Kaybettim.”

Şurururuk.

Ygritte gölgesinin içine geri döndü. Ancak Cha Haein, elindeki kılıcı bırakmadan, dosdoğru onunla konuştu.

“Hayır, lütfen. Bu sayılmaz.”

“...”

Ne demek istiyordu? Sayılmaz mı?

Cha Haein kendini açıkladı.

“En güçlü çağrını çıkaracağını söylememiş miydin?”

Cha Haein yaklaştı ve Jinwoo’yla aralarında bir adımlık mesafe kalana dek ilerledi.

“O kara şövalye gerçekten en güçlü çağrın mıydı?”

Ona soru sormuyordu. Tıpkı çoktan bildiği bir şeyi doğrularmış gibi konuşuyordu.

Jinwoo sessizce başını salladı. Cha Haein de sanki bunu bekliyormuş gibi derhal devam etti.

“Lütfen en güçlü çağrını çıkar. En başından böyle anlaşmıştık, değil mi?”

“Ama yaralanabilirsin.”

“Sorun değil. Zaten onunla en az bir kez daha savaşmak istiyorum.”

Jinwoo bu sözleri duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Dur, biliyor muydun?”

Başını sallar.

“Video görüntülerini izledim.”

Cha Haein, Jinwoo’nun yıldızı olduğu baskın videosunu defalarca izlemişti.

Klip esnasında kendisini gösteren devasa canavarı, o alev sütunlarının arasında kesinlikle görmüştü.

“O çağrı, A Seviye Zindan’ın bölüm sonu canavarı Yüksek Ork Şaman’dı. Haklı mıyım?”

O zaman geçen sefer avladığı mutasyona uğramış karınca canavar da onun çağrılarından biri olmuş olmalıydı. En başından beri mutasyona uğramış karınca ile savaşmayı düşünerek bu testi kabul etmişti.

“Böyle bir zaferin anlamı yok.”

Mutasyona uğramış karınca canavarın güçlerini kullanan çağrıyı yenmek ve Jinwoo’nun esas değerini anlamasını sağlamasını istiyordu.

Jinwoo biraz düşündükten sonra başını salladı.

'Beru'.

Jinwoo’nun arkasında hemen kapkara bir Gölge Asker belirdi. Cha Haein içgüdüsel olarak geri sıçradı ve Beru’nun gelişini görür görmez araya biraz mesafe koydu.

Elemanın eskiden de şimdi de korkunç bir aurası vardı.

Jinwoo, Cha Haein’in beti benzi atınca endişelendi ve sordu.

“Gerçekten sorun olmaz mı?”

Beru hayatta olduğu zamankine kıyasla zayıflamış olsa bile, bu adam aslında Avcıları öldürmek için doğmuş bir ölüm silahıydı.

Cha Haein’in dudakları açılmadı, başını salladı.

Beru bir süre sessizce ona bakıyordu, ardından başını eğip Jinwoo'ya fısıldadı.

“Ey kralım. Bu bayanla nasıl başa çıkmalıyım?”

Cha Haein, Beru'nun ne dediğini duyamıyor olmalıydı, çünkü hiçbir tepki vermiyordu.

“Onu yaralamadan yen.”

“Emriniz olur.”

Karıncaların eski kralı ve şu anki Gölge Asker çok gergin kadın savaşçıya döndü.

Yutkunur.

Cha Haein yutkundu. Düşmanının yaydığı muazzam miktardaki büyü gücünden ötürü tüyleri diken diken olmuştu.

“Sung Jinwoo Bey böyle bir yaratığa karşı savaşıp üstüne bir de kazandı mı?”

Ygritte’e karşı savaşırken hiçbir tereddüt belirtisi göstermeyen gözleri, şimdi zangır zangır titriyordu. Beru, Hükümdârının emirlerini yerine getirmek için gerekli hazırlıkları yapmıştı ve aniden güçlü bir çığlık attı.

Kiiiaaaahhk!!

Bıçağımsı pençeler, Beru’nun parmak uçlarından uzanmaya başladı.

“...Pençelerini geri çek.”

Cesur Beru, pençelerini hemen geri çekti. Jinwoo, askerinin zihnine bir emir daha kazıdı.

“Eğer o kadını yaralarsan, sonun iyi olmaz. Anladın mı?”

“Emrinizi yerine getireceğim.”

Jinwoo, ikinci raundu ancak Beru’dan net bir cevap aldıktan sonra başlattı.

“Başlayın!”

<Bölüm 134> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (13)

8 puan
Meruem3 hafta önce
Üye
Elinizi kolunuza sağlık çeviri için teşekkürler

31 puan
Sarang3 hafta önce
Üye
Elinize sağlık , çeviri için teşekkürler.

66 puan
Nyselmech3 hafta önce
Üye
Müdürün konuşmasına harbi güldüm (:

164 puan
Ulaş3 hafta önce
Üye
Gençlik be :3 . Çeviri için teşekkürler

2445 puan
maahhaam3 hafta önce
Üye
çeviri için teşekkürler. Allah R tuşuna zeval vermesin :)

22 puan
treys3 hafta önce
Üye
Emeğinize saglık

17 puan
pinn3 hafta önce
Üye
Teşekkürler :)

4 puan
saitama3 hafta önce
Üye
Elinize sağlık. Başka bir sitede 270. bölüme kadar çeviri var ama sanırım Google translate. Yani umarım öyledir. Birileri çevirmişse yazık etmiş, öylece bıraksalarmış keşke. Korecesi bile daha anlaşılırdır herhalde. O yüzden hiç öyle sağa sola bakmaya gerek yok. Bu siteden şaşmayın. Neyse çeviri için teşekkürler. R harfinize kurban bee.

2235 puan
Syke3 hafta önce
Üye
Bu cemiyet başkanına ne güldüm bea😀😀

33 puan
Xenon3 hafta önce
Üye
Gençlik cidden harika bir şey

2235 puan
Syke3 hafta önce
Üye
Teşekkürler

7 puan
ms3 hafta önce
Üye
Eline sağlık kardeşim :) r tuşu düzelmiştir inş

42 puan
Lohengramm3 hafta önce
Yönetici
@ms, Yok hâlâ bozuk sürekli çıkıp çıkıp duruyor yüz defa falan geri takmışımdır herhalde :d

7 puan
ms3 hafta önce
Üye
@Lohengramm, hadiya tüh nasıl tuş takımı peki 404 falan yapıştırıcı vardı görmez mi işini

607 puan
MassiveMeddlers3 hafta önce
Üye
Teşekkürler