POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 141: 141. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1468
Tarih : 17 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: Bölüm 141

Bir insan bu durumu nasıl çözümlemeli?

Bu manzaraya şahit olan öğrencilerin ağızları açık kaldı.

Sınıf arkadaşlarının öldürülmesine tanık olmak üzerelerken, aniden kara zırhlı bir asker ortaya çıkmıştı.

Askerler mi?

Hayır, bekle - bu şeylere “asker” demek doğru mu ki?

Ama bu canavarlar Orklardan daha Orkumsu görünüyorlardı, onlardan en az iki kat daha büyüklerdi ve derileri kırmızı mıydı? Gerçekten mi?

Kara zırhlı Ork’un önünde durunca, korkunç görünen Ork artık ergenliğe girmiş bir çocuğa benziyordu. Bu gayet doğaldı.

Jinwoo’nun Jinah’ın gölgesine bıraktığı Gölge Askerler, yüksek seviye zindanın bölüm sonu canavarı Fildişi’nin muhafızları olarak görev yapan Yüksek Orklar’dı. Hepsi bu değildi, bu elemanlar aynı zamanda oradaki savaşçılar arasında en iyileriydi.

Sıradan Orklar, Yüksek Ork savaşçılara karşı gelebilirler miydi? Bu ne kadar gülünç bir fikirdi.

Yüksek Ork sanki aralarındaki güç farkını gösterircesine kuvvetli bir yumruk attı.

Kuaaehhh!

Orkun kafası darbeden ötürü paramparça oldu ve ölü canavar sınıfın zeminine düştü. Bu esnada öğrencilerse korkudan çıldırıyorlardı.

Oha!

Birkaç saniye öncesine kadar hayatlarını tehdit eden canavarlar, şu an daha da manyak canavarlar tarafından katlediliyorlardı.

Şu an yaşadıkları şaşkınlık ve korku, dayanamayacakları seviyedeydi ve bu da öğrencilerin kafalarının tamamen boşalmasına sebep oldu. Bir kişi hariç.

Bu kara zırhlıların anlamını bilen tek kişi Jinah’tı ve o da ağlamaya başladı.

“Oppa? Yoksa oppam?..”

Jinah, onu üç muhafız gibi sarmalayan bu üç Yüksek Orklardan abisinin izlerini sezebiliyordu.

“Gururu...”

Arkasında duran iki Yüksek Orkun öne çıkmasına bile gerek kalmadı. Gözcü lideri Orkun kafasını parçalayan Yüksek Ork, kalan iki Orka uzandı.

“Kururuk!”

“Kheuhahauakhak!”

Havaya kaldırılan iki canavar, çaresizce debelendi. Ancak başları birbirine şiddetle çarptırıldığı için çabaları boşa gitti.

KUAHNG!

Canavarların cesetleri ve paramparça olmuş kafaları yere düştü.

Cup.

Cup!

Sınıfı işgal eden üç Orkun işi, göz açıp kapayıncaya kadar bitmişti. Sonları gelmişti.

Yüksek Orklar yeniden hareket etmeyi kestiler ve Jinah’ın yanında sessizce durdular.

Böyle kaç saniye geçmişti?

Öğrenciler o esnada bir miktar sakinleşmişlerdi, ama hâlâ küt küt atan kalplerini sakinleştirmeye çalışıyorlardı, o esnada birbirlerine sessizce bakışlar attılar.

“B-Burada neler oluyor?”

‘Bu canavarlar bizi kurtardı mı?'

“Korunuyor muyuz?”

En azından bu kara zırhlı Orklar onlara zarar vermeyecekmiş gibi görünüyorlardı.

“O-Oppam nerede? Burada mı?”

Jinah gözlerinde yaşlarla Jinwoo’yu sordu, ama Yüksek Ork askerler ona cevap vermedi.

“Oppa?”

Bunun yerine başka bir yere gitmeye çalıştığında onu hafifçe durdurdular.

“...!!”

Jinah ihtiyatlı bir şekilde Yüksek Ork'a baktığında, yaratık sessizce başını salladı. Bu Yüksek Orklar için en büyük öncelik Jinah'ın güvenliğini sağlamaktı. Şu an düşmanlarla doluyken binanın etrafında öylece dolaşmasına izin veremezlerdi.

Ve sınıfın dışındaki merdivenden gelen ayak sesleri de duyulabiliyordu.

Basar, basar, basar!

Basar, basar, basar.

Yüksek Ork askerler sırtlarındaki ve bellerindeki silahlarını çektiler.

Adımlar yaklaştıkça öğrenciler daha da gerildiler, ama aynı zamanda bu Yüksek Orkların sakince savaşa hazırlanışını izlerken yürekleri umutla doldu.

Buradan sağ çıkabilecekleri umudu ve güçlü müttefiklerin onları koruduğu hissiyatı.

Aralarında hâlâ korkudan, endişeden, kaygıdan, kederden vb. sebeplerden ötürü ağlayan birkaçı vardı.

“Ühü... Hık...”

Öğrenciler ağlayan arkadaşlarına sıkıca sarıldılar ve nefeslerini tuttular.

Ayak sesleri gitgide yaklaşıyordu.

Basar, basar, basar.

Ve böylece, okul binasının etrafını saran Orklar, kardeşlerinin ölüm çığlıklarını duydular ve üçüncü sınıfların sınıfının yanında toplandılar.

***

Sinyal yüksek ve net geliyordu.

Kız kardeşini korumakla yükümlü Yüksek Orklar, güçlü sinyaller gönderiyorlardı.

“Jinah'ın yakınlarında bir şey mi oldu?”

“Avcı Sung-nim?”

Jeong Ye-Rim yeniden ona seslendi, sesi endişeli geliyordu.

“...”

Jinwoo dudakları sıkıca kapalı hâlde yanından geçti.

Kafası karışık hâlde başını eğdi.

“Ne oldu bu adama?”

Birkaç saniye öncesine kadar sakinlik örneği olan Avcı Sung Jinwoo’nun tavırları aniden tamamen değişmişti. Hatta yüzündeki ifadeye bakarak şu an karşısındakinin başka biri olabileceğini bile söyleyebilirdi.

“Dur...”

Avcı Sung Jinwoo bir S Seviye'ydi. Böyle bir adamsa yüzünde kasvetli bir ifadeyle bakıyordu. Az önce geçtikleri yolda hiçbirinin fark edemediği bir şeyi fark etmiş olabilir miydi?

Aniden kaygılanmaya başladı.

“Ha?”

Jeong Yun-Tae, bir kişinin yaklaştığını algıladıktan sonra arkasına baktı.

“Hyungnim? Avcı Sung-nim buraya doğru geliyor.”

“Ne?”

Park Jong-Su ilerlemeyi kesti ve doğal olarak saldırı ekibi de durdu.

“Avcı Sung Jinwoo-nim neden böyle bir şey yapıyor ki?..”

Bakmak için arkasını döndü, ama döner dönmez Jinwoo’yla göz göze geldi ve nefesi kesildi.

“Höök!”

Jinwoo’nun havası birkaç saniye öncesine kıyasla bambaşkaydı.

“Neler oluyor?”

O esnada Park Jong-Su, Jinwoo’nun tepesini attıracak bir şey yapıp yapmadığına dair anılarını hızla taradı. Ama ne kadar kafa yorarsa yorsun, herhangi bir cevap bulamadı.

“O zaman...”

O zaman delikanlının bu sert tutumunu ve adamı öldürecekmiş gibi bakışlarını nasıl yorumlayabilirdi?

Park Jong-Su, şu an hiç de iyi zaman geçirmeyen, güçlü bir varlıkla başa çıkmanın nasıl bir his olduğunu fark edince gergin biçimde yutkundu.

Şu anda bir Zindan’ın içindeydiler. Burada her şey olabilirdi ve bu hiç de tuhaf olmazdı.

Park Jong-Su biraz daha ihtiyatlı bir tutum takındı.

“Avcı-nim, canınızı sıkan bir şey mi var?”

Jinwoo şu an sinirden kuduruyordu, bu yüzden direkt sadede geldi.

“Acil bir işim çıktı ve hemen gitmem gerek.”

“Höök!”

Park Jong-Su çıldırdı. Bu beklediğinden de kötü bir durumdu.

Baskın şu ana dek oldukça kolay gidiyordu. O kadar rahatlardı ki Jinwoo’dan onlara eşlik etmesini istemesine bile gerek olup olmadığından şüphelenmişti.

Ancak Park Jong-Su, bu olay başladığında ortaya çıkan ilk Avcılardan biriydi. Yani eğer insan dikkatsiz olursa kazaların yaşanabileceğini unutacak kadar çaylak bir Avcı değildi.

“Şu ana dek hiçbir şey olmadı, yani buradan sonra daha da dikkatli olmalıyız.”

Kimsenin ileride ne tür tehlikelerin saklandığını bilmediği bir durumda, en güçlü savaş potansiyelini kaybetmek büyük ve acı verici bir darbe olacaktı.

Park Jong-Su’nun beti benzi attı.

“Avcı Sung-nim, siz olmazsanız kendimizi büyük bir tehlikede bulabiliriz. Siz de bunun farkındasınız, değil mi?”

Park Jong-Su, Jinwoo’yu aklına gelen en dolambaçlı yolla caydırmak için elinden geleni yaptı. Jinwoo’nun kendisinin, bu Zindan’ı onun yardımı olmadan temizlemekten daha tehlikeli olduğunun farkındaydı.

Jinwoo’nun şu anki ifadesi işte o kadar sarsıcıydı.

‘.......'

Park Jong-Su, Jinwoo’nun ifadesini dikkatlice gözlemlerken, sanki baş döndürücü bir yükseklikte asılı, ince bir ipin üstünde yürüyormuş gibi hissetti.

Dudakları gerginlikten kuruduğunda...

Jinwoo sonunda sesini yükseltti.

“Öyleyse burayı temizlememe izin ver.”

“Ah, tamam.”

Park Jong-Su, Jinwoo’nun söylediklerini bile duymadan başını sallamaya başladı.

“En az bana güvendiğin kadar güvenebileceğin bir dostumu çağırmama izin ver. Buradan sonrasını o arkadaş halledecek.”

Park Jong-Su kulağını dört açtı. Sıradan bir Avcı değil de, yetenekleri bizzat Avcı Sung Jinwoo tarafından garanti edilen bir Avcı mı?

“Bu kişi kim olabilir ki? Choi Jongin mi? Yoksa Cha Haein mi?”

Park Jong-Su şimdi düşününce, aklına Jinwoo’nun ofisinde gördüğü, Avcı Cha Haein’in profilini barındıran belge geldi.

“Eğer Avcı Cha-nim’se o zaman bize yeter de artar.”

Jinwoo’nun gitmesine engel olamaması çok yazık olmuştu, ama Park Jong-Su, Jinwoo’nun yerine birini getireceğini duyunca yüzü gülmeye başlamıştı. Parlayan Yıldız’dan Mah Dong-Wook olmadığı sürece herkese razıydı.

“O zaman biz...”

Park Jong-Su’nun gözleri parlıyordu. Bu Avcı ne kadar güçlü çıkacaktı ve Avcı Sung Jinwoo’nun yerini doldurabilecek miydi?

Zihnindeki endişe ortadan kaybolunca, açılan boşluğu beklenti doldurmaya başladı. Takımın geri kalanı da konuşmalarına kulak misafiri olmuştu ve Jinwoo'ya gözlerinde beklentiyle bakmaya başladılar.

Jinwoo tereddüt ederek zaman kaybetmedi ve gölge ordusundaki en güçlü askeri çağırdı.

“Beru.”

Vücudu kara sisle kaplı karıncaların kralı, efendisinin çağrısına yanıt verdi.

“Ey yüce kralım...”

Beru gölgeden çıktı ve Jinwoo’nun önünde nazikçe diz çöktü, başını da saygılı bir biçimde eğdi.

“Ha?! Ha? Ha!”

“Haa?!”

Beru ezici şer büyü enerjisini gizlemeye yeltenmedi ve bu da Avcıları o kadar çok korkuttu ki hemen uzaklara çekildiler.

Kesinlikle korkunç miktarda büyü enerjisine ve bu enerjiye yaraşır bir görüntüye sahipti.

“Y-Yoksa bu?..”

“H-Hayır, ama nasıl?!”

Avcılar, Beru’yu anında tanıdılar.

Bu hiç şüphesiz Jeju Adası’ndaki karınca tünelinde Koreli S Seviye Avcılarla oyuncak gibi oynayan mutasyona uğramış karınca canavardı. Park Jong-Su sesindeki şaşkınlığı gizleyemeden hızla sordu.

“A-Avcı-nim, bu Jeju’daki mutasyona uğramış karınca canavar değil mi?”

Jinwoo başını salladı. Bu Yüksek Seviyeli Avcılar Beru’yu tanıdığından, daha fazla açıklama yapmasına gerek kalmamıştı.

Ne de olsa ülkenin tamamı Beru'nun gücüne tanık olmuştu.

“Buradan sonra yerimi bu adam dolduracak.”

“HA?”

Park Jong-Su'nun gözleri daha da büyüdü. Jinwoo ne söyleyeceğini biliyordu. Fakat bütün sorularına cevap vermek için yeterli zamanı yoktu. Paniklemiş Park Jong-Su’yu görmezden geldi ve Beru’ya yeni bir emir verdi.

“Bu insanları koru.”

“Başüstüne.”

Beru kısa bir cevap verdi ve başını kaldırdı.

“Yüce kralım, o hâlde... Bu insanlar dışındaki varlıklara ne yapmalıyım?..”

Jinwoo gözlerini bir iki saniyeliğine Zindan’ın en derin kısımlarına kaydırdı, ardından da Beru’yu harekete geçirmek için tek bir emir verdi.

“Ne istersen onu yap.”

Tam o esnada. Beru’nun bastırdığı öldürme arzusu, dizginsiz bir neşeye dönüştü ve tüm vücuduna yayıldı.

Kiiiiieeeehk-!!

Beru ayağa kalktı ve yüksek sesle çığlık attı, bu korkunç ses tüm mağarada yankılandı.

Titrer.

Avcılar her ne kadar onlara bağırılmamış olsa bile, bu cıyaklamadan ötürü titrediler.

“B-Baskını... B-Bu şeyle b-birlikte mi b-bitirmemiz gerekiyor?!”

Park Jong-Su’nun sırtından soğuk terler aktı.

Jinwoo, Avcıların tepkisine aldırış bile etmedi ve Beru’ya yardımcı olmaları için yirmi tane daha “karınca” Gölge Asker çağırdı.

Kiiiehhk-!

Kiiieehk!

Uzun zaman sonra ilk kez “temiz” hava alan Gölge Askerler de yüksek sesle cıyaklamaya başladılar. Ve bu manzaraya tanık olan bütün Avcılar oldukları yerde donup kaldılar.

“D-Dur bir dakika!”

Jeong Ye-Rim hızla dönüp Jinwoo’ya seslendi.

“B-Bizi öylece bırakacak mısın? Bu canavarları buraya saldıktan sonra mı?”

“İsterseniz onları geri çağırabilirim. Ama o zaman da...”

Jeong Ye-Rim, Jinwoo ona soğuk bakışlar atınca titredi.

“...Artık Şövalye Birliği Loncası’na olacakları umursamam.”

Jinwoo bir söz verdi. Ve bu da Şövalye Birliği Loncası’nın üyelerini korumak ve zarar görmediklerinden emin olmaktı.

Ancak karşı taraf iyi niyetini reddederse, o zaman onun da bu insanlardan sorumlu olmasına gerek yoktu.

“...”

Jinwoo’nun aldatıcı beyanı sadece Jeong Ye-Rim’i değil, Şövalye Birliği’nin Avcılarının geri kalanını da susturdu.

Jinwoo etrafında döndü. Ve neredeyse anında Şövalye Birliği’nin baskın ekibi üyeleri tarafından görülemez hâle geldi.

“Yeteneğin dolma süresinin bitmesine ne kadar var?”

Baskın ekibiyle arasındaki mesafe büyürken, Jinwoo, doğrulamak için Yetenekler ekranını açtı.

Yetenek: Gölge Takası Sev. 1

Sınıfa özel...

...yeteneğin yeniden kullanılmasına [01:02:16] kaldı.

 

“Sikeyim...”

Jinwoo alt dudağını ısırdı.

Gölge Takası yeteneğini kullanabilmek için bir saatten uzun bir süre beklemesi gerekiyordu. Askerleri şu an bile ona sinyal göndermeye devam ediyorlardı.

İçine gerçekten kötü bir his doğmuştu.

“Bir saat daha bekleyemem.”

Önce bu zindandan çıkması gerekiyordu. Böylece kararını vererek, Jinwoo bir adım daha attı, ama sonra...

Baskın ekibinin buradan geçerken işlerini bitirmesi gereken ölümsüz canavarlar yeniden ayaklandılar.

“...”

Jinwoo’nun gözleri öfkeyle yanıp tutuşuyordu. Bu değersiz canavarların yolunu tıkamaya çalışmasından ötürü sinirliydi.

O esnada,

‘…....??'

Ölümsüz canavarlar sanki onu kandırırcasına Jinwoo’nun önünde diz çöktüler.

Cup.

Cup.

Diz çökmemiş bir tanesi bile yoktu. Dirilen bütün ölümsüz canavarlar, şu an Jinwoo’nun önünde secde ediyorlardı.

“Ama niye?”

Jinwoo kafasını eğdi. Baskın ekibinin karşısına çıkan bütün canavarların bu kadar korkmuş olmasının sebebi o olabilir miydi?

“Bir Ruh Çağıran’dan daha yüksek bir sınıfa sahip olduğum ve ölümsüzleri kontrol edebildiğim için mi?”

Şu anki durum kafa karıştırıcıydı, ama bu konuya kafa yoracak vakti yoktu. Kısa kılıcını envanterine geri attı ve tüm gücüyle Geçit'ten çıkmak için koştu.

Geçit’in dışında bekleyen insanların dikkati bir anda ona yöneldi.

Geçit'ten neden sadece Avcı Sung Jinwoo çıktı?

Meraklı bakışlar attılar, ama Jinwoo hepsini görmezden geldi.

“Kaisel!”

Aniden kara sisle kaplı bir Gökyüzü Ejderi ortaya çıktı.

Kiiiaaahhk-!!

İzleyiciler, daha önce birkaç kez haberlere çıkmış Gökyüzü Ejderi’ni hemen tanıdılar ve Jinwoo'yu işaret ederek bağırmaya başladılar.

“Vaaaaay-!!”

“Bakın! Şuna bakın!”

“Sung Jinwoo bu!”

Jinwoo, insanlar ona tezahürat yaparken hızla Kaisel’in sırtına atladı ve binek hayvanına bir emir verdi.

“Kız kardeşimin yanına! Son hızla git!”

Eğer bir şey yoluna çıkmaya kalkarsa, nerede olurlarsa olsunlar onu paramparça edecekti.

Kaisel artık hiçbir sınırlama olmadan kanatlarını çırpabileceğini duyunca sevinçle kükredi.

Kiiiaahk!

Kaisen hemen devasa kanatlarını açtı ve göğe yükseldi.

<Bölüm 141> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (8)

5 puan
Tenshiska1 ay önce
Üye
Bence bu ölümsüzlerin diz çökmesinin Min Byuggu nun gücüne dikkat etmesi uyarısıyla bir alakası var ama Hadi hayırlısı!

32 puan
YodaFire1 ay önce
Üye
Çok iyi bölümdü

32 puan
mFHaCl1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler.

16 puan
NoGameNoLife1 ay önce
Üye


17 puan
pinn1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

60 puan
Xenon1 ay önce
Üye
Ağabey dediğin...

7 puan
ferhatyy11 ay önce
Üye
bölüm için teşekkürler

3746 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkurler