POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 144: 144. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1392
Tarih : 19 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: Bölüm 144

Olaydan ötürü, büyük bir insan kalabalığı okulun çevresine doğru koştu.

“Oğlum bu okula gidiyor!!"

“Yoldan çekil!"

“Kendi gözlerimle görmem gerek!”

“Amanın, amanın!”

Eğer polisin veya Cemiyet çalışanlarının kalabalığı kontrol çabaları olmasaydı, olay yeri şu anda çıldırmış kalabalıktan ötürü curcunaya dönerdi.

Muhabirler de haberi duyar duymaz hızla buraya gelmişlerdi ve kameralarıyla fotoğraflar çekmekle meşgullerdi.

“Ha? Sung Jinwoo bu!”

“Fotoğraflarını çekin!”

Jinwoo bakışlarından kaçındı ve hiçbir şey demeden Cemiyet çalışanı gibi görünen birine doğru gitti. Bu çalışan, Jinwoo’nun yüzünü görür görmez gerginlikten donup kaldı. Avcı’nın ifadesi işte bu kadar korkutucu görünüyordu.

“Avcı Sung Jinwoo-nim...”

“Kız kardeşim nerede?”

“Sung Jinah Hanım ve diğer öğrenciler Seul Il-Sin Hastanesi’ne gönderildiler.”

“...”

Jinwoo başını salladı, yüzünde hâlâ kasvetli bir ifade vardı ve arkasını dönüp çekti gitti. Çalışan, sırtının uzaklaşmasını izlerken bilinçsizce yutkundu.

Yutkunur.

Buraya gelenlerin yaptığı ilk şey, Cemiyet’ten talimat aldıkları için Sung Jinah isimli öğrencinin durumunu doğrulamak olmuştu. Neyse ki yaralanmamıştı. Boynundaki ve bileklerindeki sıyrıklar dışında hiçbir şeyi yoktu.

Onu kurtaran kişi Avcı Sung Jinwoo'ydu, bu yüzden bu gerçeği herkesten daha iyi biliyor olmalıydı, ama...

“Yine de bu kadar sinirlenmesi...”

Vaktinde gelmesi iyi olmuştu, eğer kardeşine bir şey olsaydı kim bilir nasıl tepki verirdi? Çalışan az önce hissettiği korkunç baş dönmesinden ötürü ürperdi.

Gerçekten rahatlamıştı.

Çalışanın rahatlamasının aksine, Jinwoo telefonunu çıkarırken daha da kasvetli hissediyordu.

“Olay kesin annemin kulağına gitmiştir.”

Canavarların elinde çok fazla canavar can verdi. Tabii ki annesi haberi alır almaz sanki dünyası başına yıkılmış gibi hissedecekti.

“Bu olmadan evvel ona Jinah’ın iyi olduğunu söylemem gerek.”

Tam böyle düşünüp “Ara” butonuna dokunacakken, arkasından beklenmedik bir sesin geldiğini duydu ve durdu.

“Cemiyet ajanlarından bazılarını annenle konuşması için çoktan yolladım Avcı Sung-nim. Biz konuşurken hastaneye doğru gidiyor olmalılar.”

Jinwoo arkasına baktı.

“Cemiyet Başkanım.”

Go Gunhee öylece durdu, onun da yüzünde en az Jinwoo’nunki kadar kasvetli bir ifade vardı.

Bu her ne kadar bizzat Başkan’ın hatası olmasa da, Güney Kore’nin Avcı Cemiyeti’ni temsil eden adam olarak, bu trajediyi önleyemediği için kendisini suçlu hissediyordu. Jinwoo böyle bir durumda bile ailesini düşündüğü için Go Gunhee’ye minnetini sundu.

Karşılık olarak Go Gunhee de başını salladı.

“Hayır, esas teşekkür etmesi gereken biziz.”

On yedi öğrenci hayatta kaldı.

Okul binasında sıkışıp kalan o öğrenciler sırf Jinwoo geldiği için kurtulabilmişlerdi.

“Sana sürekli borçlanıyoruz Avcı-nim.”

Jinwoo buna yanıt olarak yalnızca acı acı gülümseyebildi.

Eğer Gölge Takası’nı kullanıp buraya anında varabilseydi, daha fazla öğrenciyi kurtarabilirdi. Bu pişmanlık yüzünden okunuyordu.

Go Gunhee yüzündeki bu ifadeden, Jinwoo’nun nasıl hissettiğini az çok hissedebiliyordu. Ama ihtiyar başını salladı.

“Şu an hislerimize esir olmanın vakti değil.”

Bu genç adama söyleyeceği önemli bir şey yok muydu? Go Gunhee başını kaldırdı.

“Şimdi hastaneye mi gideceksin?”

Jinwoo Gwang-An-ri’deki Geçit’i düşündü, ama orası için endişelenmeyi hemen bıraktı.

Kalan MP’si önceki gibiydi. Yani Beru ve karıncaları, Zindan’ı kazasız belasız temizliyorlardı.

“Sonuçta... Oraya Beru’yu yolladım, bir şey olmaz.”

Şu an baskının gidişatı konusunda endişelenmeye gerek yoktu.

“Evet gideceğim.”

“Lütfen, seni oraya bırakmama izin ver.”

“Hayır, ben kendim giderim.”

“Israr ediyorum. Yolda seninle konuşmak istediğim başka bir şey var.”

Jinwoo teklifin en başta nezaketen yapıldığını düşünüp reddetmişti, ama Cemiyet Başkanı’nın esas niyetini anlayınca başını salladı.

“Pekâlâ, geleceğim.”

Jinwoo, Go Gunhee’yi takip etti ve bekleyen arabanın arka koltuğuna oturdular.

Her ne kadar kocaman olsa da, arka koltuk Go Gunhee’nin geniş yapısı ve Jinwoo’nun geniş omuzlarından ötürü minicik geliyordu. Arabayı Woo Jincheol sürüyordu ve dikiz aynasından onlara başını sallayarak selam verdi.

Jinwoo da selam vermek için başını hafifçe salladı.

Araba yavaşça ilerledi ve Cemiyet Başkanı ancak o zaman tereddüt etmeyi kesip konuşmaya başladı.

“...Bugünkü trajedinin önceden bildirilmiş olduğu söylenebilir.”

Yüzünde sert bir ifade vardı.

Diğer yandan Jinwoo’nunsa kafası karışıktı.

“Yani Cemiyet, önceden önleyebileceği bir olayla ilgili hiçbir şey yapmadı mı?”

Kafa karışıklığı öfkeye dönüşmeden evvel, Cemiyet Başkanı telefonunu çıkardı ve ekranı Jinwoo’ya gösterdi. Bir tablo vardı.

“Son altı ayda Seul’de artan Geçit aktivitesini gösteriyor.”

Noktalar hafif hafif kavisleniyordu, ama günümüze geldiğinde bir anda tepeye fırlıyordu.

“Ve bu taraf da tüm dünyadaki tabloyu gösteriyor.”

Eğer Cemiyet Başkanı bunu belirtmeseydi, Jinwoo ikisini de aynı şey olarak görebilirdi. Bu grafikler işte bu kadar birbirine benzerlerdi.

“Tüm dünyada açılan Geçit sayısı, bir anda büyük oranda arttı.”

Go Gunhee’nin ifadesi gitgide kasvetlendi.

“Ancak tek tuhaf olan şey bu değil.”

Telefonunu iç cebine geri attı ve konuşmaya devam etti.

“Uyanmış sıralamalarını onaylamak için Cemiyet’in önünde sıraya dizilenlerin sırası her geçen gün artıyor.”

Canavarların çıktığı Geçitlerin sayısı artıyordu ve aynı zamanda Geçitleri durdurması gereken Avcıların da mı sayısı artıyordu? Dengeyi sağlamak için mi?

Jinwoo’nun ilgilendiğini gören Cemiyet Başkanı, karmaşık bir ses tonuyla konuştu.

“Bizce...”

Go Gunhee uzun açıklamasını, bunun yalnızca kişisel bir çıkarımı olduğunu ima ederek bitirdi.

“...Bir şeyler değişiyor.”

Jinwoo başını salladı.

Bu gerçekten ilginç bir bilgiydi. Herkes bu veriden büyük bir şey olduğunu anlayabilirdi. Maalesef bu, Jinwoo’nun şu anda bu konuda bir şey yapabileceği anlamına gelmiyordu. Aynısı Go Gunhee için de geçerliydi.

Eğer olay bilgiyi ve kişisel bir çıkarımı paylaşmaksa, bunu telefonla arayarak da yapabilirdi. Jinwoo, Cemiyet Başkanı’nın sıkışık takviminde sırf bu konuyu yapmak için yer açacağını düşünmüyordu.

“O hâlde benimle konuşmak istediğiniz konu?..”

Go Gunhee de sanki bu anı bekliyormuşçasına ayağının dibindeki çantayı aldı ve içinden çeşitli belgeler çıkardı.

“Japonya, Birleşik Devletler, Çin, Rusya, Fransa, Britanya, Almanya, Türkiye ve hatta Orta Doğu’dan bile...”

Laf bir anda uluslararasında nüfuzlu olan bazı ülkelerden açılmıştı.

“Bunların hepsi seninle temasa geçmek isteyen ülkelerin gönderdiği resmi belgeler Avcı Sung Jinwoo-nim. Hatta bazılarının seninle çoktan gayrı resmi olarak temasa geçtiğine eminim.”

Jinwoo Amerikan Avcı Bürosu'yla yaşanan olayı hatırladı, ama bundan bahsetmemeye karar verdi.

“Dürüst olmam gerekirse, biz Avcı Cemiyeti’nin bu insanları durdurmaya hakkı yok. Hayır, yapabileceğimiz tek şey kişisel bilgilerini senin istediğin gibi korumak.”

Jinwoo, ihtiyar adamın hikâyesini sessizce dinledi.

“Her şeyin senin kararına bağlı olduğunu biliyorum, Avcı Sung Jinwoo-nim, ama... Ama korkarım ki ülkemiz, sen gidersen bu değişikliklere ayak uyduramayacak.”

Jinwoo somut bir yanıt vermek yerine arabanın camından dışarı baktı. Rahatsız edici düşüncelere dalarken, ülkedeki en büyük hastanelerden biri görüşüne girdi.

Jinah’ın gönderildiği hastane burasıydı.

“Sana elimizdeki tüm imkânları sağlayacağız.”

Go Gunhee, belgeleri çantasına geri koydu ve Jinwoo'ya yüzünde gergin bir ifadeyle sordu.

“Bu yüzden lütfen Güney Kore’de kalır mısın?”

***

Şövalye Birliği’nin baskın ekibi, karıncaların peşine takılmış ve bölüm sonu canavarının odasına varmıştı.

Jeong Yun-Tae, bölüm sonu canavarının odasına giren karıncaları görünce gözleri daha da açılmıştı.

“Hyungnim, onları durdurmaya çalışmalı mıyız?”

“...Yapabileceğimizi sanmıyorum."

Park Jong-Su gerçekten bu çağrılmış yaratıkları, canavarların cesetlerinin kalıntılarını ve büyü kristallerini toplamak için bir anlığına baskını durdurmaya ikna edebileceğini sanmıyordu.

Yapabildiği tek şey iç çekmek oldu.

“Aynen, en iyisi boş verelim.”

Düşünceleri resmen 180 derece değişti.

Bu Geçit’e dünyaya Şövalye Birliği Loncası’nın hâlâ güçlü olduğunu göstermek için girmişlerdi, değil mi? Dünyaya hâlâ bir A Seviye Geçit’i, hem de en yüksek seviyelilerinden birini hiçbir zayiat vermeden veya baskın esnasında kimse yaralanmadan temizleyebildiklerini göstermek mükemmel olurdu.

“Yalnızca bu da değil, Avcı Sung Jinwoo yanımızda olmadan hem de!”

Zindanın içinde neler döndüğünü kimse bilmiyordu sonuçta, değil mi?

Bu karıncalar bölüm sonu canavarını yenmeyi başarsalar bile, dışarıdaki insanlar yalnızca Şövalye Birliği Loncası’nın adını hatırlayacaktı, apar topar Zindan’ı terk eden Sung Jinwoo’nun çağırdığı yaratıkları değil.

Daha da iyisi bölüm sonu canavarı öldükten ve Geçit kapandıktan sonra, gerçeği doğrulamanın hiçbir yolu olmayacaktı. Avcı Sung Jinwoo’nun kişiliğine bakılırsa, o da sağda solda bu mevzuyu konuşacak biri değildi.

Park Jong-Su bunları düşününce dudaklarında bir tebessüm belirdi.

“Resmen bütün bu cenabetliğin ortasında bir servet bulduk.”

O esnada. Ekibin arkasındaki Avcılar aniden gürültü çıkarmaya başladılar.

“Başkanım? Arkamızdan bir sürü şey geliyor!”

“Aynen, ben de onları duyabiliyorum.”

“...Mm?”

Park Jong-Su başını eğdi ve ekibin arkasına doğru yürüdü. Ve elbette o da bir sürü ayak sesi duydu.

“Kurtarma ekibi çoktan Geçit’e girdi mi?”

Ama Şövalye Birliği Loncası’nın iyi eğitilmiş kurtarma ekibinin emir almadan bir Zindan’a girmemesi gerekiyordu, o hâlde bu nasıl olabilirdi?

Aklından tam bu düşünceler geçerken...

“...Oha?!”

Park Jong-Su kaşlarını çattı. Çünkü karıncaların yemediği ölümsüz canavarlar, saldırı ekibinin bulunduğu yere doğru koşmakla meşguldü, hepsi de eski hâllerine geri dönmüşlerdi.

“Y-Yoksa?..”

Karıncalar, ölümsüzleri böyle bir şey olabileceğini bildikleri için mi yediler?

Bu düşünce zihninde yalnızca kısa süreliğine kaldı. Park Jong-Su, ekibinin bu kadar çok canavarla başa çıkamayacağını fark etti ve aceleyle takım arkadaşlarına bağırdı.

“Herkes hemen bölüm sonu canavarının odasına girsin!”

Hayatta kalmak konusundaki tek umutları, Avcı Sung Jinwoo’nun geride bıraktığı çağrılmış yaratıklardı. Saldırı ekibi onları bölüm sonu canavarının odasında neyin beklediğini bile bilmeden hızla içeri girdi.

Bütün Avcılar içeri girdikten sonra Park Jong-Su bağırdı, boynundaki bütün damarlar kabardı.

“Çıkışı kapatın!”

Jeong Ye-Rim yeteneği “Kutsal Duvar”ı aktifleştirdi ve bölüm sonu canavarı odasıyla geçidi birbirine bağlayan girişi kapattı.

Bam!

Buum!

Sürünün önünde duran Ölüm Şövalyesi, görünmez bariyere gürültülü bir şekilde çarptı. Alnından soğuk terler boşalan Jeong Ye-Rim, başını Park Jong-Su'ya çevirdi.

“Başkanım! “Bunu beş dakikadan fazla tutamam!"

“Biliyorum!”

Yalnızca Park Jong-Su değil, saldırı ekibinin geri kalanı da olur da duvar aşılırsa diye savaşa hazırlanmayı bitirmişti.

Ama duvarın öbür tarafında sanki böcek sürüsü gibi ilerleyen ölümsüz canavarlara bakınca, burada kazanma şansları olup olmadığından şüphe duymaya başladılar.

“Yapabileceğimiz tek şey çağrıların bölüm sonu canavarını hızla öldürmesini ve bizim için bir yol açmalarını ummak.”

Park Jong-Su, karıncaların şu anda yüzleşmesi gereken bölüm sonu canavarına doğru baktı. Bölüm sonu canavarının yenmesi kolay bir canavar çıkması için dua etti.

“Ey yüce Tanrım.”

Gözleri daha da genişledi.

Şu anda karıncalarla yüzleşmekte olan bölüm sonu canavarı, Park Jong-Su’nun bile geçmişte defalarca duyduğu için bildiği bir varlıktı.

Yırtık pırtık bir cüppe giyen soluk benizli “Büyücü” - Baş Lich.

Ölümsüz yiyecek zincirinin en üstündeki yaratık olduğu düşünülen, en güçlü ölümsüz tipi canavardı.

“Amına koyduğum şeyi çıka çıka Baş Lich mi çıktı?!”

Park Jong-Su’nun beti benzi attı.

Çağrılmış yaratıkların bölüm sonu canavarını hızla öldürüp onlara yardım etmesini umdu, ama karşılarında sikik bir Baş Lich vardı. Avcıların bu ölümsüzlerden kurtulup çağrılmış yaratıklara yardım etmesi bile daha gerçekçiydi.

O esnada.

Beru, Baş Lich’e doğru bir adım attı.

Baş Lich hemen karıncaların etrafına bir düzine Ölüm Şövalyesi çağırdı ve etraflarını sardı.

“Kiiiieeehhhk-!!"

Beru dişlerini çıkardı ve pençelerini uzattı.

‘......’

Baş Lich, Beru’nun tüm vücudundan yükselen kara dumanı tanıdı. Bomboş göz çukurları bir anlığına genişlemiş gibi oldu.

“Gölge Ordusu mu?"

Baş Lich’in ağzından canavar dilinde sözcükler döküldü. Beru, bölüm sonu canavarının sözlerini duyduktan sonra pençelerini geri çekti.

Baş Lich, bakışlarını Beru’nun ardındaki karıncalara çevirdi ve kafası karışmış bir sesle sordu.

“Kralın kişisel ordusu neden bize saldırıyor?”

Kekeke.

Beru aşağılayıcı bir kikirdeme gibi görünen bir ses çıkardı, ardından kendisini gösterdi.

“Bizler kral tarafından seçildik.”

Ardından parmağını Baş Lich’e doğru uzattı.

“Ve sense... Seçilmedin.”

Baş Lich buna inanamadı, sesinde öfke izleri vardı.

“Bu olamaz! Krala bizzat rapor vereceğim ve!..”

Maalesef Baş Lich daha cümlesini bitiremeden, Beru şaşkın gözlerinin tam önünde belirdi.

‘......’

Baş Lich’in omuzları bir anlığına titredi.

Beru, sahibinin onu yaratmak için kendi yaşam gücünü feda ettiği, S Seviye bir Zindan’ın sahibi, yüksek mertebe bir canavardı. Gölge Asker olduktan sonra genel durum puanları biraz düşmüş olsa bile, basit bir A Seviye Zindan’ın sahibi olan bir Baş Lich’in, Beru’ya karşı kazanmasına imkân yoktu.

Eski karınca kralı, hiç tereddüt etmeden ellerini bölüm sonu canavarının göğsüne soktu.

Saplar!

El göğsünü deldi geçti ve Baş Lich’in boynunda sallayan kolyeyi de tuttu.

“Höök!!”

Beru’nun Baş Lich’in sırtından çıkan eli şu anda kolyeyi tutuyordu. Bu mücevher parçası resmen Baş Lich’in kalbiydi.

Bir zamanlar kendi de en yüksek seviye canavar olan Beru için, düşmanının yaşam kaynağını saptamak o kadar zor değildi. Baş Lich çaresizlikle başını salladı.

“Hayır... Olamaz!..”

Ancak Beru, düşmanının yalvarışlarına hiç aldırmadı ve kolyeyi elleriyle parçaladı.

Çatırt!

“Ölmek üzere olan birine göre sesin çok çıkıyor.”

Beru’nun sözleriyle birlikte Baş Lich’in bedeni toza döndü.

<Bölüm 144> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

Normalde bölümleri akşam 5 gibi yüklüyordum ama bugün geç uyandım. Ayrıca bölüme olay örgüsünü etkilemeyecek bir ekleme yaptım okuyanlar zaten fark etmiştir :P


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (7)

5 puan
Tenshiska1 ay önce
Üye
Ohooo! Bizimki kral olmuş bizim haberimiz yok! Peh!

36 puan
AdelMyron1 ay önce
Üye
Emekleriniz için teşekkürler 💜

3 puan
Meruem11 ay önce
Üye
Kral gel Türkiye ye seni krallar gibi karşılarız 😁

32 puan
mFHaCl1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler.

32 puan
YodaFire1 ay önce
Üye
Nice hocam

3746 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler... Türkiye :)

32 puan
mFHaCl1 ay önce
Üye
@maahhaam, asın bayrakları :D

3746 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
@mFHaCl, :) çevirmenin yaptığı ekleme :)

17 puan
pinn1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler.