POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 56: 56. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 118
Tarih : 09 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yalnız Başıma Seviye Atlıyorum: 56. Bölüm

 

Jinwoo hesap bakiyesine bakma işini bitirdikten sonra gidip bir takım elbise almak için ölçülerini aldırdı ve yakınlardaki bir berbere gidip saçını bile kestirdi.

 

“Hmm.”

 

Evden çıktığı zamankine kıyasla bambaşka bir insan olmuştu.

 

“Para cidden harika bir şey.”

 

Jinwoo bir vitrinin karşısında durdu ve camın yansımasından kendisine baktı. Bu yeterli gelmeli.

 

“En azından kötü bir izlenim bırakmayacağım.”

 

Saate baktı. Saat 16:20'ydi.

 

“Saat 5’te orada ol dedi.”

 

Vaktinde yetişecekti.

 

“Taksi!”

 

Bir taksi çağırdı ve okula biraz erkenden vardı. Jinah’ın kendisini ön kapıda beklediğini gördü.

 

“Sung Jinah.”

 

Kız kardeşi yaklaştığını fark etmedi ve ürperdi.

 

“Oppa?”

 

Jinah ona sanki trene bakan öküz gibi baktı.

 

“Affedersiniz, siz gerçekten Sung Jinwoo-ssi misiniz?”

 

“Kendi oppanı tanımadın mı?”

 

Jinah onu tepeden tırnağa süzdü ve bağırdı.

 

“Vay canına, bambaşka biri olmuşsun!”

 

“Dongsaengimin öğretmeninin karşısına eşofman ve terlikle çıkacağımı mı sanmıştın?”

 

“Vay canına...”

 

Jinah düşen çenesini toparlayamıyordu.

 

“Çenen düşecek. Ben önden gidiyorum.”

 

Jinah sanki ona rehberlik edemeyecekmiş kadar şaşkına dönmüş görünüyordu, bu yüzden Jinwoo önden gitti. Beş yıl önce burada öğrenciydi. Binanın yapısı onun için tanıdıktı. Toplantının sınıfında değil konferans odasında yapılacağını biliyordu, bu yüzden oraya doğru yol aldı. Adımları seriydi.

 

“O-Oppa! Beni bekle!”

 

Jinah çabucak abisinin peşine takıldı.

 

“Merhaba öğretmenim.”

 

“Ha? Ah, merhaba.”

 

Yolda çeşitli öğretmenlere selam verdi. Herkes yürürken ona dik dik bakıyordu.

 

“Bu da kimdi?”

“Mezun falan mı? Okulumuzda öyle öğrenciler olduğunu sanmıyorum.”

“Yeni bir öğretmen falan mı?”

 

Başlarını çevirenler yalnızca öğretmenler değillerdi.

 

“Vay be, yakışıklıya bak.”

“Kim bu çocuk?”

“Yanındaki Jinah değil mi?”

“Bu çocuk abisi olmalı. Vay canına, çok havalı.”

 

Kaslı bir vücut ve modaya uygun bir takım elbise. Sıradan görünen bir insan bile dikkatlerini çekerdi. Ama Jinwoo’nun bunlara karşı ilgisi yoktu.

 

“...”

 

Öğrencilerin fısıltıları bir kulağından giriyor ötekinden çıkıyordu. Heyecanlı olan kişi Jinah’tı. Diğer öğrencilerin fısıltılarını can kulağıyla dinledi, ardından abisinin yanına gidip dirseğine sarıldı.

 

“Vay be, Oppam çok popüler~”

 

İlk seferinde onu görmezden geldi.

 

“Oppanın kız arkadaşı yok, değil mi?”

 

İkinci seferde de onu görmezden geldi.

 

“Şirin kız kardeşin seni biriyle tanıştırsın mı?”

 

Üçüncüde yanaklarını sıktı.

 

“Benimle kafa bulma.”

 

“Ü-Üzgünüm.”

 

Jinwoo onu bıraktı ve Jinah da kızarmış yanaklarını ovaladı.

 

“Hıh, bunlardan zevk aldığını biliyorum...”

 

Birbirleriyle uğraşırlarken sonunda vardılar. Jinah el hareketi yaptı.

 

“Oppa, geldik.”

 

Jinwoo içeri girmek üzereyken Jinah’a doğru döndü.

 

“Peki ya sen?”

 

“Bu yalnızca ebeveyn ve öğretmen arasında. Ben buraya yalnızca seni geçirmeye geldim.”

 

Ah tabii ya, Jinwoo kendi lise son sınıfını hatırladı. O zaman kimse onun için gelmemişti.

 

“Annem daha o zamanlar hareket etmekte güçlük çekiyordu.”

 

Hasta olduktan sonra annesinin çabucak hastaneye kaldırılması gerekmişti. Zayıf bedenini yormak istemediği için Jinwoo ona veli toplantısından bahsetmemişti. Bu yüzden öğretmeninin onu azarlamasına dayanmak zorunda kalmıştı. Bu deneyimi hatırlayınca, Jinah’ın neden ondan bunu isterken gerildiğini fark etti. Gülerek kız kardeşine sordu.

 

“Bu gece de geç geleceksin, değil mi?”

 

“Evet, eve bensiz gidebilirsin.”

 

“Pekâlâ.”

 

O daha tepki veremeden başını okşadı ve saçlarını bozdu.

 

“Sıkı çalış.”

 

“Ah, hadi ama, böyle yapmasana.”

 

“Evde görüşürüz.”

 

Jinwoo yüzünde bir gülümsemeyle konferans odasına girdi. Jinah surat asarak saçını düzeltti.

 

“Bana daha ne kadar çocuk gibi davranacaksın...”

 

Bundan nefret ettiği falan yoktu. Birilerinin görmüş olabileceğinden endişelenip etrafına bakındı. Etrafta kimsenin olmadığını doğruladıktan sonra sınıfına doğru seke seke gitti.

 


 

Eğer Jinah’ın sınıf öğretmeni hakkındaki ilk izlenimini tek bir cümleyle tanımlayacak olsaydı...

 

“Hımm...”

 

Bu kadının erdemli olduğunu söylerdi.

 

“Siz Jinah’ın abisi olmalısınız.”

 

Karşısında bilgili görünen orta yaşlı kadın bir öğretmen vardı. Parlak bir gülümsemesi vardı ve karşısındakini rahatlatıyordu. Evdeki durumlarını bildiğinden Jinwoo’nun veli toplantısına gelip gelmeyeceğini sorgulamamıştı.

 

“Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Jinah’ın sınıf öğretmeniyim. Jinah’ın böyle yakışıklı bir abisi olduğunu bilmiyordum, hoho.”

 

Şımarık ama keyifli karşılaması karşısında Jinwoo başını eğdi.

 

“Bu kadını okuduğum zamanlardan hatırlamıyorum.”

 

Okula o mezun olduktan sonra gelmiş yeni bir öğretmen olmalıydı. İlk izlenimin çok önemli olduğunu söylüyorlardı. Selamlamadan sonra biraz rahatlayabilmişti.

 

“Benim gibi çok daha genç birine karşı çok saygılı.”

 

Görünüşe göre kız kardeşinin son senesi kötü bir öğretmen tarafından berbat edilmeyecekti.

 

“Buyrun, oturunuz.”

 

Bir sandalyeyi işaret etti. Jinwoo oturdu ve koca masanın karşısındaki öğretmene baktı.

 

“Jinah konusunda endişelenmeniz gerektiğini sanmıyorum.”

 

Veli toplantısında görüşülecek sıradan konulardan bahsettiler. Konuşmaları bir süre boyunca iyi bir şekilde devam etti. Jinah tam bir örnek öğrenci olduğundan, öğretmen hakkında yalnızca iyi şeyler söylüyordu.

 

“Jinah’ın tıp okuluna gitmek istediğinin farkındasınız, değil mi?”

 

“Evet.”

 

Öğretmen Jinah’ın özgeçmişini okudu.

 

“Sınav sonuçları iyiydi ve genel olarak notları mükemmel. İyi bir okula girebilmesi için bunlar yeter de artar. Lütfen ona fazla baskı yapmayın.”

 

Jinwoo kafasını ağırbaşlı bir şekilde salladı. Öğretmenin yüzü Jinah’tan çok şey beklediğini gösterir gibiydi. Aslında lise son sınıflara sınıf öğretmenliği yapan çoğu hoca, öğrencilerin notlarından ötürü stres içinde olur. Sonuçta bir öğrencinin lisedeki son yılı, hayatının nasıl gideceğini belirler.

 

“Bu yüzden çoğu öğretmenin son sınıflara öğretmenlik yapmaktan kaçındığını duydum.”

 

Bazı öğretmenlerin zorla seçildiğini duymuştu. Bunu düşününce, Jinah’ın öğretmeninin işini tutkuyla yapan biri olduğu açıktı. Jinah’ın velisi olarak Jinwoo da bunun için oldukça minnettardı.

 

Toplantı on beş dakika sonra sonuna geliyordu.

 

“Öyleyse...”

 

Jinwoo tam kalkmak üzereyken öğretmen dikkatlice bir soru sordu.

 

“Jinah’ın oppasının bir Avcı olduğunu duymuştum.”

 

Bakışları aniden ciddileşti. Jinwoo bir şeylerin yaklaştığını hissetti.

 

“Evet öyleyim.”

 

“Eğer... Jinah Uyanış yaşarsa, onun bir Avcı olarak çalışmasına izin verir misiniz?”


“Hayatta olmaz.”

 

Asla.

 

Jinwoo kararlı bir şekilde yanıtladı. Bu konuda düşünmesine bile gerek yoktu. Öğretmenin yüzü düştü.

 

“Tıpkı beklediğim gibi...”

 

Jinwoo ona şüpheli biçimde bakarken, öğretmen endişeli bir şekilde konuşmaya devam etti,

 

“Eğer sizin için sorun olmayacaksa, sizden bir iyilik isteyebilir miyim?”

 

Jinwoo kafasını salladı.

 

“Eğer yapabileceğim bir şeyse...”

 

En azından kadını bir dinlemeliydi. Bu kadın Jinah’ın öğretmeniydi; onu daha dinlemeden reddederek ilişkilerine zarar vermek istemiyordu. Jinwoo’nun fikrini değiştireceğinden korkan öğretmeni çabucak konuştu,

 

“Kısa süre önce buradaki kız öğrencilerden biri Uyanış geçirdi. Okulu bırakmayı ve bir Avcı olarak işe başlamayı planlıyor. Bir süredir okula gelmiyordu.”

 

“Ah.”

 

Bu çok yaygın bir olaydı. Daha yeni Uyanış yaşamış kişiler sağduyuyu görmezden gelip kendilerini Avcılığa atıyorlardı. İşin gerçekten ne olduğunu bilmeden, sıradan insanlardan farklı olduklarını düşünerek bundan gurur duyuyorlardı. Bir Uyanmış Varlık olsan bile, Avcılık unvanını almak ve hayat değiştirecek miktarda paralar kazanmak çok zordu.

 

Öğretmen derin bir iç çekti.

 

“Eğer böyle devam ederse okulun harekete geçmekten başka çaresi kalmayacak. Eğer mümkünse bundan kaçınmak istiyorum. Siz bir Avcı olsanız bile, en azından bir lise diplomanız olması gerektiğini düşünmüyor musunuz?”

 

Jinwoo olumlu bir şekilde kafa salladı. Gelen bu pozitif yanıt karşısında öğretmenin yüzü biraz olsun canlandı.

 

“Lütfen onu en azından mezun olması gerektiğine ikna eder misiniz?”

 

Öğretmen yalvarırcasına gülümsüyordu. Jinwoo merakından sordu.

 

“Bu öğrencinin seviyesi neydi?”

 

“Duyduğum kadarıyla en düşük seviyeydi...”

 

E Seviye.

 

“...Bu kız fazla uzun süre yaşamaz.”

 

Jinwoo içinden cık cık diye ses çıkarttı. O seviyede bir Zindana girerken bile dikkatli olunmalıydı. Kibirlenip pervasızca Zindan’a girmek, her 10 seferden 9’unda ya sakatlıkla ya da ölümle sonuçlanıyordu. Kız kardeşinin yaşındaki bir kızın böyle bir kaderle yüzleşebileceği gerçeği, Jinwoo’ya baskı yapmıştı. Ancak bunun onun kararı olduğunu biliyordu. Kimse onu buna zorlamamıştı. Tâlihsizlikti, ama değerli zamanını harcayıp başkasının kararına karışmak istemiyordu.

 

“Onu ikna edip edemeyeceğimden bile emin değilim.”

 

İnsanlar onlara ne yapacağının söylenmesinden hoşlanmazdı. Bu yüzden Jinwoo bu teklifi reddetmeye karar verdi ve ayaklanmaya başladı. Ama öğretmen devam etti,

 

“Kızın adı ___. Jinah onu tanıyor olmalı.”

 

Öğrencinin adını duyduktan sonra Jinwoo ayağa kalkamadı. Doğrulamak için sordu,

 

“Hocam, adının ne olduğunu söylediniz?”

 

“___ dedim. Kendisini tanıyor musunuz?”

 

“...”

 

Küçük dünya.

 

“Ha…”

 

Jinwoo ne yapacağını bilmiyordu.

 


 

 

 

Aynı saatte.

 

Yoojin İnşaat Şirketi’nin Müdürü Yoo Myunghan’ın şahsi konağında.

 

Eve sabahtan beri lüks ve pahalı arabalar gelip duruyordu.

 

Hepsi aynı sebepten ötürü gelmişlerdi.

 

Yoojin İnşaat Şirketi’nin kurucu müdürü Yoo Byungcheol’ün anma töreni içindi. Kore’nin bir numaralı iş adamı Yoo Myunghan’ın babasıydı. Adamın en büyük çocuğu ne kadar meşgul olursa olsun bütün takvimini boşaltıp her yıl babasının anma törenini gerçekleştiriyordu. Adamın şiddetli tutumunun ve nüfuzunun bir kanıtı olarak, bütün Yoo sülalesi bugün toplanıyordu.

 

Bir yatırım şirketinin başkanı. Bir eczacılık şirketi müdürü. Bir alışveriş merkezi sahibi. Yoo sülalesinin fertleri, çeşitli iş kollarının önde gelen liderleriydi. Çocukları bile elitlerin elitiydi. Teki hariç.

 

Bu kişi kimse kendisine bir şey demediği hâlde sessizce bir köşeye sinmişti, sanki orada değilmiş gibi davranıyordu.

 

Bu kişi Yoo Jinho’ydu.

 

“Sıkıcı.”

 

Delikanlı bu törenin bitip gitmesini istiyordu. Hyungnimle birlikte Zindanlarda dolaşmak bundan yüz kat, hatta bin kat daha eğlenceliydi.

 

“Acaba hyungnim şu an ne yapıyor?”

 

Şimdi düşününce, Jinwoo’nun gününü nasıl geçirdiğini hayal edememişti. Jinho içkisini yudumlardan rastgele şeyler düşünürken, arkasından duymak bile istemediği bir ses duydu.

 

“Hop.”

 

Bu kişi kim olabilirdi? Sesin sahibinin çok yetenekli bir adama ait olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Elitlere yaraşır bir aura yayıyordu. En kaliteli gözlükleri takıyordu. Boyu uzundu.

 

Bu kişi Yoo Jinho’nun abisi Yoo Jinsung’tu. Yoo Myunghan’ın en büyük çocuğu. Bir gün Yoojin İnşaat Şirketi’nin başına geçecek veliaht.

 

Adam kardeşinin karşısında dikilmiş, ona tepeden bakıyordu.

 

“Kalk da akrabalara selam ver. Daha ne kadar ufacık bir çocuk gibi davranacaksın?”

 

“...Neyse ne.”

 

“Bu uygunsuz davranışlarının babamızın adına leke süreceğini unutma.”

 

Yoo Jinsung’un sözlerinde bir gram abi sevgisi yoktu, yalnızca kibir ve kendinden aşağılık birisine tepeden bakma hissi vardı. Tabii ki Yoo Jinho’nun da abisini pek sevdiği söylenemezdi, ama ona karşı gelmeye cesaret edemezdi.

 

“...”

 

Abisi çoğu yanını babalarından almıştı sonuçta. Her konuda sınıfının birincisi olan dahiler dahisi biriydi ve notları da resmen zirvedeydi. Mezun olur olmaz hemen babası Yoo Myunghan’ın altında çalışmaya başlamıştı ve çeşitli işletmelerde harika sonuçlar elde etmişti. Ona kıyasla Yoo Jinho’nun kendisini gösterebileceği hiçbir şeyi yoktu. Üniversiteye bile ailesinin adı sayesinde girebilmişti. Ne zaman abisinin yanında dursa, Jinho sanki hiç yokmuş gibi hissediyordu.

 

“...”

 

“Acınası.”

 

Abisi, kardeşinin eğik başına bakarak kaşlarını çattı. Çabucak arkasını döndü ve gitti.

 

“Saygıdeğer amcam.”

“Ah, Jinsung. Nasılsın?”

 

Yoo Jinho abisi gidince nihayet başını kaldırabilmişti. Bu yüzden eve dönmekten nefret ediyordu. Keşke şu an dedesinin anma töreninde olmasaydı... Yoo Jinho sürekli iç çekip durdu, ama arkasından tanıdık bir ses daha duydu.

 

“Vay be, bu heriften cidden nefret ediyorum.”

 

Yoo Jinho arkasına döndü. Bu kişi kendisinden bir yaş büyük kuzeni Yoo Soohyun’du.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

2329 puan
maahhaam1 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkurler