POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 57: 57. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 589
Tarih : 09 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yalnız Başıma Seviye Atlıyorum: 57. Bölüm

 

“Dostum, şu herifin nasıl konuştuğunu duydun mu? O cidden çok... Eh.”

 

Yoo Soohyun, Yoo Jinho’ya yaklaşmış ve omzuna dokunmuştu. Yoo Jinsung’un kaşlarını çatmasıyla dalga geçiyordu.

 

“Acınası küçük kardeşime bakın. Blah blah blah.”

 

Yoo Jinho kahkahayı basmadan edemedi.

 

“Pft, kes şunu. Şu an şaka kaldıracak hâlde değilim.”

“Çok acınası, cık cık.”

“Hahaha, kes şunu!”

 

Yaşları birbirine yakın olduğundan, iki kuzen arkadaş olarak büyümüşlerdi. Yoo Soohyun delikanlının etrafında dolandı ve karşısında dikildi.

 

“Neden seni böyle itip kakmasına izin veriyorsun?”

“Başka ne yapacağım?”

“Daha yeni Uyanış yaşadın. Sakın bana onun gibi sıradan bir insana karşı kazanamayacağını söyleme.”

“Ne olmuş yani? Abime yumruk atmamı falan mı istiyorsun?”

“Yani...”

 

Yoo Soohyun mahcup bir şekilde dudaklarını kapadı. Abisine vurursa Yoo Jinho’nun babasından çekeceği cezayı hayal etti... Düşünmesi bile korkunçtu. Tabii ki Yoo Jinho’nun hislerini anlıyordu, Yoo Jinsung’un kendisine yaptıkları karşısında çaresiz olduğunu biliyordu. Yoo Jinsung’un gittiği yöne doğru ters bir bakış attı.

 

“Hâlâ tam bir pislik olduğunu bilmek güzel.”

 

Yoo sülalesinde Yoo Jinsung’tan Yoo Jinho kadar nefret eden tek kişi oydu. Zekâyla dolu o yüzünün ardında neler sakladığını biliyordu. Bu esnada Yoo Jinho, onun abisini aşağılamasına eşlik etmedi. Abisini sevdiğinden falan değildi. Çünkü abisini adil ve doğru bir şekilde yenmek istiyordu, arkasından konuşmak değil. Sessizliğini fark eden Yoo Soohyun, dikkatlice sordu:

 

“O planını hâlâ uyguluyor musun?”

“Ha?”

“O adamın yerine Lonca Efendisi olma planını yani.”

 

Yoo Jinho gülerek yanıtladı. Buna kim inanır ki? Yalnızca gülseler minnettar olurdu. Abisine karşı rekabet etmeyi düşünemezdi bile. Yine de “hyungnimi” gibi bir koz kazanmıştı. Hedefi Jinwoo sayesinde daha ulaşılabilir olmuştu.

 

“Eğer Lonca Efendisi lisansını alabilirsem...”

 

Bu onları eşit düzeye getirebilirdi. Hayır, belki de gerçekten kazanabilirdi. Yoo Jinho’nun gözlerinin azimle dolduğunu görünce Yoo Soohyun ellerini kalçasına attı ve kararlı bir şekilde konuştu.

 

“Ölsem bile o adama çalışmam. Ama babanla kapışmayı hiç istemiyorum, bu yüzden başarılı olman gerek.”

 

“...Teşekkürler.”

 

Bu Soohyun’un onu destekleme şekliydi. Yoo Soohyun zamanında ünlü bir çocuk oyuncuydu ve şimdiyse yine bir o kadar ünlü bir model olarak çalışıyordu. Ama Yoo sülalesinde onunla ilgili eşsiz bir şey vardı. Yoo Jinho ile bir sürü ortak yanı vardı, ama aynı zamanda delikanlıdan tamamen farklıydı.

 

Yoo Soohyun, A Seviye bir Avcı’ydı.

 

Bu bir kenara, chaebol bir genç kız olması da çoğu Loncanın kendisini almak istemesine sebep oluyordu. Ama genç kız bütün teklifleri reddetmiş ve model olarak çalışmaya devam etmişti. Maalesef reddedemeyeceği bir teklif almıştı.

 

Yoojin’in Loncası’nın kurucu üyelerinden biri olması istenmişti. Bu Müdür Yoo Myunghan’dan gelen bir teklif, hayır, hatta bir emirdi. Yoo sülalesinin liderinin sözlerini görmezlikten gelemezdi, ama Yoo Jinsung’un emri altında çalışmaya karşıydı. Yani Yoo Soohyun’un başı da en az Yoo Jinho’nunki kadar beladaydı. Pek güvenilir görünmüyordu, ama kaderini onun planlarına emanet etmesi gerekiyordu.

 

Zırr- Zırr-

 

Yoo Soohyun, Jinho’nun telefonunun titrediğini duydu ve sordu:

 

“Telefonunu açmayacak mısın?”

“Oh.”

 

O kadar dalmıştı ki birinin onu aradığını fark etmemişti. Numarayı anında tanıdı.

 

[Hyungnim]

 

Yoo Jinho’nun yüzü anında parladı ve aile toplantısı boyunca girdiği kasvetli ruh halini bir kenara attı.

 

“Alo, hyungnim!”

 

Yüzünde parlak bir gülümsemeyle açtı telefonu.

 

“Emredersiniz! Buyur, hyungnim. Hayır, hayır, gelebilirim. Tamam, hemen geliyorum hyungnim.”

 

Yoo Jinho telefonu kapattı. Yoo Soohyun onu 180 derece döndüren bu olayın ne olduğunu merak etmişti.

 

“Neeeee? Bu da kimdi?”

 

Ancak Yoo Jinho’nun açıklama yapacak vakti yoktu. Hyungnimi ondan bir iyilik istemişti! Bir saniye bile geçmeden çabucak çıkmak istiyordu.

 

“Sana sonra anlatırım!”

 

Yoo Soohyun delikanlıya dik dik baktı ve başını eğerek gitti.

 

“Niye bu kadar sevindi ki bu?”

 

Yoo Jinho bu aile toplantılarında hep asık suratla gezerdi, ama şimdi onda bir farklılık vardı.

 

“... Çok tuhaf.”

 

Daha sonra onu gerçekleri öğrenmek için kesinlikle sıkıştıracaktı.

 

Bu arada Yoo Jinho etrafta babasını aradı. Birazdan akşam yemeği vakti gelecekti. Bütün sülalenin yemek için toplandığı nadir bir etkinlikti, kimse babasından izin almadan gitmeye cesaret edemezdi. Sağına soluna baktıktan sonra Yoo Jinho babasının uzaktaki bazı insanlarla konuştuğunu gördü.

 

Yüzü tıpkı bir kaplanınki gibi kızgındı. Çok katı bir kişiliği vardı ve nadiren gülerdi. Yoo Jinho için babasına yaklaşmak her zaman zor olmuştu.

 

“Off, ona daha sormadım bile.”

 

Çoktan gerilmişti, ama delikanlı cesaretini topladı.

 

“Hyungnime söz verdim.”

 

Önce nefesini düzene soktu, ardından yavaşça babasına yaklaştı. Aralarındaki mesafe kısacık olduğu hâlde birçok kez geri dönmüştü, ama ilerlemeye devam etti. Yoo Jinho, Yoo Myunghan’ın karşısına çıktı.

 

“Baba...”

 

Bir baba oğulun konuşması için fazla uzak olan bir mesafede durdu. Yoo Myunghan babasına baktı.

 

“Ne oldu?”

 

Babasının az önce konuştuğu insanlar ortamı okuyup anında gitmişlerdi.

 

“Baba, bana müsaade eder misin?”

 

Yoo Jinho’nun sesinde hiç kuvvet yoktu.

 

“A-Akşam yemeğine kadar geri döneceğim.”

 

“...”

 

Yoo Myunghan delikanlıyı azarlayacakmış gibi görünüyordu, ama onun yerine iç çekti ve izin verdi.

 

“...Tamam, git.”

 

Yoo Jinho’nun yüzü sevinçle aydınlandı. Babasının önünde eğildi.

 

“Teşekkür ederim baba.”

 

Ardından delikanlı odadan çabucak kayboldu. Yoo Myunghan yüzünde sert bir ifadeyle oğluna dik dik baktı. Karısı yanına geldi.

 

“Tatlım, Viyana’dan haber geldi.”

 

Bu beklediği bir haberdi. Yoo Myunghan ilgisi uyanmış hâlde eşine döndü.

 

“Peki ya yarışmanın sonuçları?”

“Kazandı. Onun kimin kızı olduğunu sanıyorsun?”

 

Yoo Myunghan’ın yüzünde kısa süreliğine hafif bir tebessüm belirdi, ama çabucak kayboldu.

 

“Mm. Kore’ye ne zaman dönecek?”

“Okuldan ötürü çok meşgul olduğunu ve tatil esnasında vakit bulacağını söyledi.”

 

Yoo Myunghan kaşlarını çattı.

 

“Ne kadar meşgul olursa olsun anma törenini unutmamasını söylemiştim.”

“Tatlım, zamane çocukları böyle şeyleri pek umursamıyorlar.”

 

Yoo Myunghan diliyle cık cık sesi çıkardı. Eşi kravatını düzeltti ve sevgi dolu bir şekilde devam etti,

 

“Tatlım, Jinho’ya daha fazla ilgi göstermelisin.”

“Yine başlama... Bir kaplan, başka bir kaplan yetiştirmelidir. Bir kedi değil.”

“İster kaplan ister kedi olsun, o çocuğu ben doğurdum. Senin çocuğun yani.”

“Hıh…”

“Biliyor muydun? Liseden mezun olduğundan beri evladımız karşında ilk defa güldü.”

 

Haklı mıydı? Yoo Myunghan gözlerini Yoo Jinho’nun gittiği yöne doğru çevirdi. Gözlerindeki ilgi çabucak kayboldu. Bu adam ufak tefek meselelerle uğraşacak biri değildi.

 

“Kız arkadaşı falan vardır. Diğerleri bizi bekler, hadi gidelim.”

 


 

Avcı Cemiyeti Karargâhı.

 

Bir eleman bütün makinelere düzenli kontrollerini yapıyordu. Şu an bir taşınabilir büyü gücü ölçme aletine bakıyordu.

 

“Bunun nesi var?”

 

Sayacın sıfırda sabit kalması gerekiyordu, ama sürekli aşağı yukarı oynayıp duruyordu. Alet sanki bozulmuş gibi görünüyordu. Ancak eleman hiç endişeli değildi. Büyü gücüyle çalışan aletler de tıpkı diğer aletler gibi zaman zaman bozulurlardı.

 

“Hey, Kim.”

“Efendim.”

 

Astı çabucak yanına geldi.

 

“Bununla kaç tane Geçit ölçtük?”

“Seri numarası nedir?”

“N-1744B.”

 

Astı çabucak bir arama yaptı.

 

“Son birkaç günde yedi yeri ölçmüş.”

“Son birkaç günde mi? Bir bakayım.”

 

Bu doğruydu. Bu alet son birkaç günde tam 7 Geçit ölçmüştü. Dördü çoktan Avcılar tarafından kapatılmış Geçitlerdi.

 

“Geçitlerde bir sıkıntı var mıydı?”

“Hayır, olağandışı bir şey rapor edilmedi.”

“Pekâlâ.”

 

Kıdemli çalışan çenesini kaşıdı. Bir büyü gücü ölçme aleti bozuk bulunduğunda uygulanan protokol, aletin ölçtüğü bütün Geçitlere yapılacak baskınları iptal etmekti. Sebebi belliydi. Eğer bir Avcı grubu C Seviye sandıkları bir Geçit’e girip karşılarında B veya hatta A Seviye bir Geçit bulurlarsa, sonları ölüm olurdu. Yüksek seviyeli Zindanlar işte böyle korkutucuydu. Tıpkı düşük seviyeli Avcılarla yüksek seviyeliler arasındaki farkın gece ve gündüz kadar açık olması gibi, Zindanların seviyesi de kademe atladıkça büyük ölçüde zorlaşıyordu. Yüksek seviyeli Geçitlerin genellikle büyük Loncalar tarafından halledilmesinin bir sebebi vardı.

 

“Bir bildiri gönderelim mi?”

 

Gerekli grupları bilgilendirip Baskınları iptal etmek kolay olurdu, ama bununla birlikte bir iki sorun daha çıkardı. Baskınları iptal edilen Avcılar şikâyetçi olurdu ve Zindan da onlar yeniden ölçüm yaparken Zindan Firarı geçirirse büyük bir felaket ortaya çıkardı. En kötü ihtimalle kovulabilirdi.

 

“Cemiyet’te bir iş bulmanın ne kadar zor olduğunu biliyor musun?”

 

Avcı Cemiyeti büyük saygı duyulan bir organizasyondu. Burada iş bulmak çok güç bir olaydı. Böyle bir işi kaybetme olasılığı, çalışanın karar verme yetisini lekelemişti.

 

“Hayır, hayır, hayır.”

 

Kafasını salladı. Astı, üstünün ne düşündüğünü pek anlamamıştı.

 

“Yani... Ne yapmalıyız?”

“Hmm.”

 

Aradan çoktan iki gün geçmişti. Eğer bir sorun olsaydı çoktan ortaya çıkardı.

 

“...Oluruna bırakalım.”

“E-Emin misiniz?”

“Aradan iki gün geçmiş, en kötü ne olabilir ki?”

“Sanırım öyle...”

 

Astı kafa salladı.

 

“N-1744B’nin bugüne dek gayet iyi çalıştığına dair bir rapor yaz.”

“Anlaşıldı.”

 


 

Baekho’nun İkinci Yönetim Bölümü’nün Şefi evinde akşam yemeği yiyordu. Ahn Sangmin yeşil soğanları kestikten sonra sırtını esnetmek için durdu.

 

Çatııırt!

 

“Aman Tanrım!”

 

Bugün menüde soya fasulyeli yahni vardı. Sekiz yıl evvel tek başına eve çıktığından, bekâr adam yemek pişirmede bayağı yetenekli hâle gelmişti. Adam kendi kendine öğrenmeye 5 yıl önce başlamıştı. Karnını hazır yemekle doyurduğu bir dönemdi. Sağlığının kötüye gittiğini fark edince kendi sağlığı için yemek pişirmeyi öğrenmeye başlamıştı. Artık TV’de yalnızca azıcık gördüğü şeyleri pişirebilecek kadar yetenekliydi. Ama yetenekleri arttıkça pişirdiği şeyler de gitgide daha basit bir hâl alıyordu. Tıpkı bugünkü soya fasulyeli yahni gibi.

 

“Amanın, bu çok iyi.”

 

Çorbayı tattı ve kendisini övdü. Bunu yalnızca tek bir kişinin tadabileceğini düşününce gerçekten hayal kırıklığına uğradı.

 

“Birini yemeğe mi çağırsam?”

 

Zihninde sağ kolunun yüzü belirdi, ama bu fikirden çabucak vazgeçti. Zaten bekârlıktan bıkmış usanmıştı; bir de bir erkek iş arkadaşını evine çağırarak tuhaf dedikodulara malzeme olmak istemiyordu.

 

“Acaba ona yapmasını söylediğim şeyi yapıyor mu?”

 

Hyun Gicheol kafası çalışan, itaatkâr bir astı, ama eksik olduğu bazı kısımlar vardı.

 

“Eh, evdeyken iş düşünmemeliyim.”

 

Yemek vakti. Ahn Sangmin mırıldanarak oturma odasındaki masasını hazırladı. Kısa süre sonra adam akşam yemeğini televizyon izleyerek yalnız başına yemeye başlamıştı. Televizyonu açtı, haberler vardı.

 

[Bugünün sıcak gelişmesi konusunda yeni haberler var.]

 

Yalnız yaşamanın avantajlarından biri, hangi kanalı izleyeceği konusunda kimseyle kavga etmesine gerek olmamasıydı. Ne zaman televizyonu açsa, her zaman izlediği aynı kanalı izliyordu. Ahn Sangmin mutfak eşyalarını taşırken, gözünün ucuyla da haberlere bakıyordu.

 

[- Başkentteki Federal Avcı Bürosu’nda (FAB) bilinmeyen bir patlama meydana geldi. Ülke kargaşaya sürüklendi. Bunun S Seviye Avcılar arasındaki bir çekişmeden ötürü meydana geldiğine dair doğrulanmamış bilgiler aldık-]

 

“Bu doğru değil.”

 

Ahn Sangmin yüzünde endişeli bir ifadeyle diliyle cık cık sesi çıkardı ve yemeye devam etti. Önündeki yemeğe bakınca, bir şeyin eksik olduğunu fark etti.

 

“Kimchi.”

 

[-Bu binanın dışındaki güvenlik kamerasından alınmış bir görüntü. Duvardaki çatlakları buradan görebiliyorsunuz ve sonrasında-]

 

Adam ayağa kalktı ve buzdolabından biraz kimchi aldı. Tam ilk ısırığını almak üzereyken telefonu çaldı.

 

“Lanet olsun! Gene kim arıyor?!”

 

Siniri bozulmuş bir hâlde telefonunu çıkardı, ama kimin aradığını fark edince tavrı anında değişti.

 

“Alo, Ahn Sangmin konuşuyor.”

 

Arayan kişi Jinwoo’ydu. Ahn Sangmin telefona yüzünde neşeli bir ifadeyle yanıt verdi.

 

Ancak... Jinwoo’nun sorusunu duyunca yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.

 

“Efendim? Yeni üye alımımıza katılmak ister misiniz?”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

32 puan
Sarang1 ay önce
Üye
Emekleriniz için teşekkürler.

3746 puan
maahhaam3 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkurler