POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 58: 58. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 304
Tarih : 09 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yalnız Başıma Seviye Atlıyorum: 58. Bölüm

 

Pekala. Bunun icabına bakıldı.

 

Jinwoo aramayı sonlandırdı. Ahn Sangmin en başta Jinwoo’nun açıklamasını dinledikten sonra endişelenmişti, ama isteğini seve seve kabul etmişti. Bu sayede Jinwoo, Baekho’nun yeni üyelerini Baskın’da nasıl eğittiğini görebilecekti.

 

Kamyoneti çoktan aldım.

 

Yoo Jinho ona meşgul olduğu günde bile yardım etmişti. Delikanlı ona yalnızca kısa bir süreliğine ayrılabileceğini söylemiş ve özür dilemişti. Jinwoo, delikanlının geçmişteki hâline kıyasla çok daha olgun bir tavır sergilediğini düşünmüştü.

 

Her neyse, Jinwoo hazırdı. Şu an Jinah’ın öğretmeninin bahsettiği sorunlu öğrencinin evinin önündeydi.

 

“Bizim evin yakınlarında oturuyormuş.”

 

Yaklaşık iki dakikalık yürüme mesafesindeydi. Jinwoo muhtemelen odasından buraya bir taş atabilirdi. Mahalleye bir göz gezdirdi. Burası yıkık dökük binalarla dolu ufak bir mahalleydi. Tıpkı kendi ailesinde olduğu gibi bu kızın da pek iyi büyümediğini anlayabiliyordu. Neden Avcı olmak istediğini anlamıştı. Bu ona geçmişini hatırlattı.

 

Yine de onun gibiler ilk ölen olurlar.

 

Kendi geçmişte birçok kez incinmişti. E-Seviye Avcı birçok kez yaşamla ölüm arasında gidip gelmişti. Eğer annesinin nadir görülen hastalığı olmasaydı, bu işe hayatta başlamazdı. Bir E Seviye Avcı için Zindan çok tehlikeli bir yerdi. Eğer Jinwoo bir şey yapmazsa, kız bu kararından kesinlikle pişman olacaktı. Pişman olması bir yana, hatta canını bile kaybedebilirdi.

 

“Ve bu hiç de nadir görülen bir şey değil.”

 

Sonuçta dünyada her gün düzinelerce Avcı ölüyordu. Jinwoo hiçbirini umursamıyordu; bu onların kararıydı.

 

“Ancak.”

 

Bu seferki kişi ona yabancı değildi. Eğer öyle olsaydı Jinwoo, öğretmenin isteğini reddederdi. Ama kızın adı Jinwoo’ya tanıdık geliyordu. Bir varlığın yaklaştığını hissetti; baktığında bu kişinin sorunlu öğrenci olduğunu gördü. Yüzünü gördükten sonra Jinwoo bu kişinin gerçekten aynı kız olduğunu doğruladı.

 

“Ne?”

 

Öğrenci Jinwoo’yu fark etti ve başını eğdi.

 

“Ahjussi, burada ne işin var?”

 

Kız onu tanımıştı.

 

“Off... Dünya cidden çok küçük.”

 

Jinwoo başının kenarını kaşıdı.

 

Avcı olmak isteyen bir kız lise öğrencisi. Bu kız Yoo Jinho’nun Baskın ekibindeki tek kız üyeydi; yaşı en başta Jinwoo’yu endişelendirmişti.

 

“Onu yanınızda getirmenizde sakınca yok mu?”

“Yasal danışmanlık aldım. Bize katılamaması için herhangi bir yasal sebep yok. Yalnızca yaralanırsa sıkıntı olur.”

 

“Han Songyi.”

 

Jinah’ın öğretmeninden bu adı duyduğunda, Jinwoo o olduğundan emindi. Ama ne olur ne olmaz diye kayıtlarına bakmak istemişti. Kızın okula gelmeyi bıraktığı gün, Jinwoo’nun Yoo Jinho’nun ekibiyle baskına çıktığı gündü. Bunu fark ettiğinde Jinwoo, bunun bir nebze kendisinin suçu olabileceğini fark etti, bu yüzden sorumluluk almaya karar verdi. Baskın partisinin koşulları özeldi ve kıza onlarla kazanacağı paranın bundan sonrasında gayet normal olacağını düşündürerek kızı yanıltmak istemiyordu. Sonuçta geçen hafta 30 milyon won kazanmıştı. Bu bir liseli için düşünülemez bir miktardı.

 

Kesin olan bir şey var.

 

Eğer ileride kızın bir Zindan’da öldüğünü duyarsa, bunun canını yakacağını biliyordu. Bu yüzden bugün onu ikna etmek için vakit ayırmaya karar verdi. Bu o kadar da zor olmaz.

 

“Burada ne işin var?”

 

Han Songyi gözlerini fal taşı gibi açarak Jinwoo’ya dik dik baktı. Biraz tereddütlü görünüyordu.

 

“Öğretmenimin beni tanıştırmak istediği Avcı sen miydin ahjussi?”

 

Ona ahjussi deyip durmasına sinir oluyordu, ama yüzünde bir tebessümle başını salladı.

 

“Öğretmenim sana neler dedi bilmiyorum, ama artık okulla ilgilenmiyorum. Avcılıktan vazgeçmeyi düşünmüyorum.”

 

Onun her ne yapmayı planlıyorsa yapmasına izin vermedi. Baskın ekibindeyken oldukça sessiz bir kızdı, ama konu geleceği olunca tavrı değişmişti. Zamane çocuklarına yaraşır büyümüş de küçülmüş bir tutum sergiliyordu.

 

Bana evdeki başka bir büyümüş de küçülmüş veledi hatırlatıyor.

 

Jinwoo gülümsedi. Sert görünmeye çalışan Han Songyi, Jinwoo’nun beklenmedik tavrı karşısında endişelenmişti. Jinwoo sakince konuştu.

 

“Evet, ben de sana pes etmeye niyetimin olmadığını söylüyorum.”

 

Kızın gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı.

 

“Gerçekten mi?”

 

Jinwoo onun gibi bir kıza bir şeyi yapmamasını söylemenin en iyi yolunun onlara o şeyi yaptırmak olduğunu biliyordu. Kızı başından beri sözleriyle ikna etmeye niyeti yoktu. Ona yalnızca gerçeklikten bir parça gösterecekti.

 

“Ben de aynıydım.”

 

Bu gerçeği ilk Baskınında fark etmişti. Gerçeklik sandığından daha acımasızdı. Han Songyi sert bir tutum sergiledi ve sordu,

 

“O-O zaman burada ne işin var?”

 

Jinwoo öne doğru bir adım attı. Kız şaşkınlıktan neredeyse geriye doğru bir adım atacaktı, ama zayıf görünmemek için kendisini tuttu. Jinwoo, Han Songyi’nin karşısında gülümsedi. Böyle yapmak istemezdi, ama bu altında art niyet yatan, kötü görünen bir gülümsemeydi.

 

“Senden harika bir Avcı yaratmak istiyorum.”

 


 

Zindan’a gitmek için ikna edilmesine gerek yoktu. Baekho’nun yeni eleman alımını bizzat izleyecek olmanın neşesiyle kandırılan kız, Jinwoo’dan hiç şüphelenmeden heyecanla peşine takıldı. Ona öğretmenini nereden tanıdığını sorduğunda, Jinwoo ona kız kardeşiyle birlikte çekildiği bir fotoğrafı gösterdi.

 

“Ahjussi, sen Jinah’ın oppası mısın?”

“...”

 

Kızın söylediği kelimelerden biri bam teline basmıştı, ama işler plana göre gittiği için Jinwoo bunu gözardı etti.

 

“Atla bakalım.”

“Teşekkür ederim!”

 

Jinwoo, Han Songyi’yi Baekho’nun Baskın aracılığıyla yeni üyelerini seçeceği talim alanına götürdü. Eğitimin akşam 9’da başlayacağını söylemişlerdi, yani bayağı vakti vardı.

 

Vıın-

 

Kamyonet yalnızca iki kişi için fazla büyüktü, bu yüzden sanki uçuyormuş gibi gidiyordu. Acaba bunun sebebi çeviklik ve his puanları mıydı? Ehliyetini aldıktan sonra hiç araba sürmemiş Jinwoo, yolda ustaca gidiyordu. Birazcık bile odaklanması, diğer arabaları yavaşlatıyordu.

 

Adamım, bu durum puanları gerçekten çok işe yarıyor.

 

Han Songyi onunla sohbet etmeye başladı.

 

“Jinah cidden bütün gününü ders çalışarak mı geçiriyor? Duvar kâğıdı olarak bir ansiklopedi kullandığını duydum. Bu sayede sürekli hatırlamak için bir şeylere bakıyormuş.”

 

Kız kardeşinin gerçekten böyle bir şöhreti mi vardı? Evde yalnızca uyumayı ve tavuk etini seven bir kızdı.

 

“O da tıpkı diğer herke sgibi. Eve geldiğinde oyun oynuyor, yemek yiyip yatıyor.”

 

Hatta çoğu zaman uyuyor.

 

“Ha... İmkânı yok. O zaman notları nasıl bu kadar iyi olabilir?”

“Ben de inanamıyorum. Lisedeyken benimle atari salonuna gelen bir kızdı sadece.”

 

İkili sohbet ederken Geçit’e vardı. Jinwoo arabayı durdurdu.

 

gıııırçç-

 

Burası nedense çok fazla Geçit çıkan bir mahalleydi. Bu yüzden insanların çoğu taşınmıştı ve arabayı park edecek yer bulmak kolaydı. Jinwoo bu bölgede en az sekiz tane terk edilmiş bina olduğunu duymuştu. Kalan insanlar da taşındığında, hükümet tüm alanı dümdüz etmeyi planlıyordu.

 

Jinwoo ve Han Songyi arabadan çıktı. Havada sanki kötü bir şey olacakmış gibi bir his vardı.

 

Aaaaah-

 

Jinwoo gölgesinden bir tezahürat duyduğuna yemin edebilirdi.  Han Songyi bu ortamdan biraz korkmuştu, ama uzakta diğer Avcıları görünce hemen tezahürata başladı. Gözleri sanki ünlü birine bakıyormuş gibi parlıyordu.

 

Sonuçta bunlar Baekho Avcıları’ydı.

 

Avcı olmak isteyen bir öğrenci olması gerekiyordu, ama ünlülerden farkları yoktu. Avcıların medyadaki imajını düşününce bu o kadar da tuhaf bir şey değildi.

 

“Ah, gerçekten gelmişsin.”

 

Hyun Gicheol, Jinwoo’yu fark etti ve yanına geldi.

 

“Beni hatırladın mı?”

 

Jinwoo hafifçe başını salladı. Hyun Gicheol onu samimi bir tebessümle selamlayınca, Jinwoo da gülümsedi. Bu adamla yalnızca birkaç kez buluşmuştu, ama sempatik bir kişiliği varmış gibi görünüyordu.

 

“Şeften duydum. Öğrenci bu mu yani?”

“Merhaba.”

 

Han Songyi başını eğdi. Onlar selamlaşırken kocaman bir kaskafalı diğer Avcıların yanından ayrıldı ve yanlarına geldi.

 

“Artık başlayabilir miyiz? Buraya piknik yapmaya gelmedik. Saat neredeyse dokuz olacak.”

 

Adam cevap vermelerini bile beklemeden Geçit’e geri döndü. Jinwoo bu adamın sıradan biri olmadığını anlayabiliyordu; Hyun Gicheol’e doğru döndü.

 

“Kimdi bu adam?”
“Ah, o Loncaya yeni katılmış bir A Seviye. Ona senden ve öğrenciden bahsettiğimizde biraz sinirlendi. Zindanların oyun alanı olmadığını falan söyledi...”

“A Seviye mi?”

 

Hyun Gicheol başını salladı. Adamın A Seviye olması, Jinwoo’nun hissettiği varlığı açıklıyordu. Jinwoo bir soru daha sordu.

 

“Baskın ekibinin seviyesi ne?”

“Bir A Seviye, yedi B Seviye, dört C Seviye olmak üzere toplamda on iki üye var.”

“A ve B Seviye adamları C Seviye bir geçite mi sokuyorsunuz?”

“Rütbeleri yüksek olsa bile, yalnızca acemiler. Bu onların Zindanın tadını alabilmeleri için.”

 

Hyun Gicheol gururla konuştu. Bugünkü Baskınlarını tamamladıklarında, resmi yüksek seviyeli Baskınlara yerleştirileceklerini söyledi.

 

“Yine de bir A Seviye ve yedi B Seviye olması biraz fazla...”

 

Jinwoo’nun gözleri değişti. Hatta Ahn Sangmin’in onlara katılmasına izin vermesinin esas nedeni buydu. Şef, Jinwoo’ya Baekho’nun elit yeni elemanlarını ve Loncanın değerini göstermek istemişti. Ancak Ahn Sangmin ve Hyun Gicheol’ün beklentilerinin aksine, Jinwoo baskın ekibine hayal kırıklığına uğramış biçimde bakıyordu.

 

Geçit C Seviyeydi. Buna kıyasla baskın ekibiyse çok güçlüydü.

 

“Eğer Baskın fazla kolay olursa planım işe yaramaz.”

 

Bundan endişeleniyordu, ama başını salladı.

 

“Eh, eminim içerisini görünce gerçekleri fark edecektir.”

 

E-Seviye birinin Zindanda ne kadar güçsüz olduğu gerçeğini. Bu yeterli olmalıydı.

 

“Ne zaman gidiyoruz peki?”

 

Jinwoo’nun esas niyetini fark etmeyen Han Songyi, sabırsızca Baskının ne zaman başlayacağını sordu. Yanına dönen Jinwoo, yüzünün heyecan ve beklentiyle dolu olduğunu gördü.

 

“Bakalım ne kadar dayanabileceksiniz.”

 

İçten içe güldü ve Hyun Gicheol’e doğru döndü.

 

“O zaman biz de giriyoruz.”

“Ah, tamam.”

 

Hyun Gicheol etrafına bakındı, ardından eğilip Jinwoo’ya fısıldadı.

 

“Şey... Eğer Avcı Sung Jinwoo-nim de katılırsa, Baskın anında biter. Lütfen geride kalıp izler misin?”

 

Planı buydu.

 

“Pekâlâ, öyle yapacağım.”

 

Yoo Jinho’yla olan baskınlarına yarın devam edecekti; Baekho’nun yeni eleman talimine karışmaya niyeti yoktu. Ama yarın gölge ordusuyla birlikte ilk savaşına girecekti, bu yüzden Han Songyi'yi buraya getirmeye karar vermişti.

 

“Gölge Askerleri onun karşısında göstermek istemiyorum.”

 

Eğer kız onun gölgeleriyle büyülü hayvanları kolayca yendiğini görürse, sanrıları daha da kötüleşebilirdi. Jinwoo ve Han Songyi Geçit’in karşısında durdular. A Seviye’nin aksine, diğer Avcılardan bazıları onları yüzlerinde bir tebessümle karşıladılar.

 

“Merhaba.”

“Tanıştığımıza memnun oldum.”

 

Baskının amacı para olmadığından, daha fazla insan olması iyi bir şeydi. Sırayla birbirlerini tanıttılar. Sıra A Seviye’ye gelmişti.

 

“Ben böyle iyiyim.”

 

Arkasını döndü ve önden Geçit’e girdi.

 

“Hadi biz de girelim.”

 

Baekho’nun yeni elemanları teker teker Geçit'ten geçti. Han Songyi, Geçit’in önünde durdu ve Jinwoo’ya doğru döndü.

 

“Peki ya sen ahjussi?”

 

Jinwoo kollarını kavuşturdu ve yanıtladı:

 

“Önce seni geçireceğim.”

 

Yüzündeki ifadeden gergin olduğu anlaşılan kız başını salladı ve içeri girdi.

 

“Hımm.”

 

Jinwoo hafifçe iç çekti ve Geçit’in karşısında durdu. Arkasına dönünce Hyun Gicheol’ün ona el salladığını ve tezahürat yaptığını gördü.

 

“...”

 

Jinwoo Geçit’e geri döndü.

 

Bir terslik vardı.

 

“...?”

 

Geçit durmadan dalgalanıp titreşiyordu.

 

“Biri girip çıkmadığı sürece kapkara bir perde gibi sabit kalması gerek.”

 

Ama şu an biri girip çıkmadığı hâlde Geçit sanki biri gölün yüzeyine dokunuyormuş gibi dalgalanıyordu. Bir farklılık vardı. Jinwoo elini Geçit’e koydu. Elini koyduğu Geçit’in yüzeyi sanki yapış yapıştı ve eline tırmanmaya başladı.

 

“Dur, bu da ne?!”

 

Jinwoo hemen başını çevirdi ve Hyun Gicheol’le göz göze geldi. Çalışan da bir şeylerin ters olduğunu fark etmişti. Jinwoo adama bağırdı.

 

“HEMEN ANA AVCILARINI ÇAĞ-”

 

Jinwoo daha lafını bitiremeden Geçit’in içine çekildi.

 

“B-Bu da neydi?”

“Yardımcı Hyun!”

 

Hyun Gicheol Geçit’e doğru koştu. Diğer üç Baekho çalışanı da arkasından geldi. Geçit’in karşısında Hyun Gicheol dehşete düşmüş hâlde duruyordu.

 

“Hayır… Olamaz!”

 

Avcılar buradaki tek yeni elemanlar değillerdi. Arkasındaki çalışanlar da yeni işe alınmışlardı. Olanlar karşısında kafalarının karışması gayet doğaldı. Hyun Gicheol trene bakan öküz gibi donakalmıştı.

 

“Y-Yardımcı! Geçit kızıla dönüyor!”

 

Sanki suya bir damla kan akmış gibi Geçit’in yüzeyi çabucak kırmızıya dönüyordu. Hyun Gicheol elemanlarını görmezden geldi ve çabucak telefonla birini aradı.

 

tık

 

“Ne oldu Gicheol?”

“Şefim! Kızıl Geçit çıktı! Yeni elemanlar az önce bir Kızıl Geçit’e girdiler!!!”

“Ne?!”

 

Ahn Sangmin’in sesi ciddileşmişti.

 

“Ne oluyor lan?!” C Seviye bir Geçit’ten nasıl Kızıl Geçit çıktı?!”

 

Hyun Gicheol, tamamen kırmızıya dönmüş Geçit’e baktı. Dalgalanma çoktan durmuştu. Yardımcı yutkundu.

 

“B-Bilmiyorum, ama bunun bir Kızıl Geçit olduğu kesin.”

“Ne?!!!”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (4)

2329 puan
maahhaam6 gün önce
Üye
Çeviri için teşekkurler. Umarım böyle hızlı çevirmeye devam edersiniz

2175 puan
Syke1 hafta önce
Üye
Elimize sağlık devamını beklerim

3 puan
Scarizard1 hafta önce
Üye
Teşekkürler. Umarım gelecek bölümlerde savaşla beraber toplu şekilde atarsınız,tekrardan teşekkürler ve elinize sağlık.

5 puan
Murion1 hafta önce
Üye
Ellerinize sağlık. Devamını bekliyoruz inşaallah...